Hukuk dilinde ve mevzuat metinlerinde karşılaşılan 2.754 terimin kısa ve anlaşılır açıklaması aşağıdadır; güncel hukuk terimlerinin yanı sıra Osmanlıca kökenli eski hukuk terimleri de yer almaktadır. Açıklamalar genel bilgilendirme amaçlıdır; somut durumunuz için hukuki destek almanız gerekir.
2.754 terim
A
Ab-nak
Sulu, ıslak, nemli.
Abonman sözleşmeleri
Tüketicinin, belirli bir mal veya hizmeti sürekli veya düzenli aralıklarla edinmesini sağlayan sözleşmeler.
Abrama
Deniz taşıtlarını yönetme.
Acar
Atılgan, gözü pek, yiğit, kabadayı, yılmaz, kabına sığmaz, güçlü, becelikli.
Acele İtiraz
Mahkemece verilmiş bir kararın tefhim veya tebliğinden itibaren belirli bir süre içerisinde yapılması gereken, genellikle kararı veren mahkemenin üst mahkemesine yapılan ve kanunda açıkça sayılan itiraz türüdür.
Verilen kararın tefhim yada tebliğinden itibaren belirli bir süre içerisinde ( genellikle bir hafta ) yapılması gereken, kanunda açıkça sayılan itiraz türüdür. itiraz üzerine kararı veren makam değil itiraz mercii bir karar verir.
Acenta
Ticari mümessil ticari vekil, satış memuru veya müstahdem gibi bir sıfatı olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak belirli bir bölge içinde daimi bir suretle ticari bir işletmeyi ilgilendiren akidlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı mesle.
Acir
Kiraya veren kimse.
Aciz
Ödeme güçsüzlüğü.
Aciz vesikası
Alacaklı alacağının tamamını alamamışsa kalan miktar için kendisine verilen vesika (İİK 143)
Acizlik Def’i
Borçlunun içine düştüğü acizlik durumunda borcunu ödemeyeceği hususunda ileri sürdüğü bir çeşit savunma, defi.
Açık artırma
Bir malın, teklif veren kişiler arasında en yüksek bedeli öneren kimseye satılmasını sağlayan satış biçimi.
Açık Boşluk
Somut olaya uygulanacak hükmün yasada yer almamasıdır. Kanunun soruna yanıt verememesi durumudur.
Ada
Çevresi yollarla sınırlandırılmış bulunan, çeşitli parselleri kapsayan arsa parçası.
Âdab
Edeb’in çoğuludur. Terbiye, güzel ahlak, iyi davranış. Usul, Erkan, Tarz.
Adâd
Adetler; sayılar.
Adalet
Haklılık; hakka uygunluk.
ADAVET
Düşmanlık.
Addetmek
Saymak.
Aded-i Müretteb
Tamsayı.
Adem-i ifâ
Yapmamak; yerine getirmemek; borcu ödememek.
Adem-i ifa
Yapmamamak,yerine getirmemek,borcu ödememek.
Adem-i iştirak
Katılmamak.
Adem-i Lüzum
Klasik fıkıh doktrininde akdin bağlayıcı olmaması (adem-i lüzûm) durumu genelde iki biçimde söz konusu edilmektedir. Birincisi, yapısı itibariyle bağlayıcı olan bir akdin bir sebeple bu bağlayıcılık niteliğini kazanamaması, diğeri akdin amacı ve yapısı itibariyle bağlayıcı olmamasıdır.
Adem-i selahiyet
Yetkisizlik.
Adem-i Te’diye
Vadesi geldiği halde ödememek.
Adem-i vüsuk
Gercek olmamak.
Ademi merkeziyet
Devlet merkezinin gücünü azaltarak yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılmasını savunan siyasi görüş. Adem-i merkeziyet, “merkezin yokluğu” manasına gelir.
Âdi Kefalet
Borçlar kanununda esas olan adi kefalet sözleşmeleridir. Adi kefalet sözleşmelerinde esas olan, alacaklının öncelikle esas borçluya takip yapmasıdır. Bu takip sonucunda borcun karşılığı alınamazsa kefile gidilmektedir.
Adi kira
Kiraya verenin, belli bir ücret karşılığında bir şeyin kullanılmasını kiracıya bıraktığı sözleşme.
Adi şirket
İki veya daha çok kimsenin, ortak bir amaca ulaşmak için emeklerini ve mallarını birleştirmeyi kabul ettikleri sözleşme ile kurulan ortaklık.
Adiyen darp
Her zamanki gibi. Adice. Fevkalade olmayarak.
Adli
Adaletle ilgili demektir. adalet teşkilatı bünyesinde anlamına da gelir.
Adlî kaza
Cezai, hukuki, ticari, nizalı, nizasız yargı.
Adli muayine
Olayı saptamak ve delil, iz, eser ve emare bulmak amacı ile yapılan işlemdir.
Adlî müzaharet
Adli yardım.
Adli müzaharet
Yargısal yardım.
Adli olgu
Ceza Kanununda tanımlanmış olan suçları işleyerek veya işlenmiş olan herhangi bir suçtan etkilenerek hastaneye başvuran kişiler olarak tanımlanmaktadır. Böyle bir durum yaşandığında bu durum ‘adli olgu’ olarak nitelendirilir ve polisin haberi yoksa polise haber verilir. Bu kişilerin, tedavi süreçleri boyunca polis ya da asker tarafından tedavi sürecinin takip edilmesi gerekebilmektedir.
ADLİ PSİKOLOG
Hukuksal sorunlar ve süreçlere psikolojik öğeleri de içeren bir genişlikte bakarak hukuksal alanın adil, etkin ve insan haklarına uygun sonuçlara kavuşmasını sağlamaya çalışan bilim adamı.
ADLİ TABİP
Gerektiğinde mahkemelere bilirkişi olarak rapor veren, adli tıpta görevli doktor.
ADLİ ZABITA
Bir suç sonrası sanığı ve suç delillerini adli yetkililere sunan kolluk kuvveti.
Adüvv
Düşman, hasım.
Affectio societatis
Ortaklık amacını eylemli olarak gerçekleştirme” diğer bir ifadeyle ortak sıfatıyla “bilfiil” ortaklık amacına hizmet etmek/emek vermek anlamındaki latince hukuk deyimi.
Agoni
Can çekişme hali.
Agreman
Devletler diğer devletlere gönderecekleri temsilciler için önceden o devletçe kabul edilir olup olmayacaklarını (persona grada) sorma işlemi. Buna agreman istemek denir. Karşı devlet o kimseyi kabul edince, sonradan tayinine itiraz edemez.
Ağlep
Kuvvetli, Büyük.
Ahar
Başkası; üçüncü kişi; yabancı.
Ahde vefa
Söze bağlılık, sözleşmeye bağlılık.
Aheste
Yavaş, ağır.
Âhir
Son; sondaki; en son; en sondaki.
Ahit
Söz verme.
Ahiz
Kabul etme.
Ahkam
Hükümler.
Ahkam-ı Şahsiye
Şahsın kendisini alakalandıran hükümler.
Ahkamı huzuriye
Hakim önünde yargılanmayla ilgili yöntem hükümleri.
Ahkâmı huzuriyye
Hakim önünde yargılanmayla ilgili yöntem hükümleri.
Ahkâmı mahsusa
Özel hükümler.
Ahkâmı müteferia
Ayrıntılı hükümler.
Ahkâmı mütehalife
Aykırı değişik hükümler.
Ahvâl
Durumlar; haller; vaziyetler.
Ahval-i sahsiye
Kişinin doğrudan şahsıyla ilgili hukukî haller.
Ahval-i Şahsiye
Hakiki şahısların hukuki varlıklarıyla ilgili olan hukuki hallerdir : Doğum, evlenme, boşanma, evlat edinme, tabii bir çocuğu tanıma, ölüm vakıaları gibi (MK35 ve; Nüfus K).
Ahz
Almak.
Ahzukabz
Bir miktar meblağın elden tesellüm edilmesi veya o miktar meblağın kasa hesabına kaydı.
Aile hukuku
Aile ilişkilerini düzeneleyen hukuk kurallarıdır.
Aile şirketi
Bir ailenin bireylerinden oluşan ortaklık.
Aile yurdu
Bir kimsenin, ailenin gereksiniminden büyük olmamak ve bizzat kendisinin veya ailesinin işletmesi ya da oturması koşuluyla, aile bireylerinin geçimi ve oturmasını sağlamak amacıyla ayırdığı taşınmaz ve ekleri.
Akabinde
Arkasından, hemen arkadan, ardından, hemen ardından Örnek: Kulağı iki kesik tırnak kıskacına aldıktan sonra başı şiddetle sağa sola sarsar, akabinde yanaklarda patlayan iki şimşek alevi gözlerden çıkar.
Akamet
Neticesizlik, kısırlık, sonuç alınmama.
Akar
Taşınmaz mal; kiraya verilen ve gelir sağlayan şeyler.
Akârât
Gelir sağlayan mallar, gayrimenkuller.
Akarâtı mevkufe
Vakfedilmiş, gelir getiren mallar.
Akd-i mebhusünanh
Sözü geçen akit, anlaşma, sözleşme.
Akd-i mezbur
Sözü geçen akit, anlaşma, sözleşme.
Akd-i muvazaa
Karşılıklı ödün verilerek yapılan akit, anlaşma, sözleşme.
Akd-i sahih
Geçerli, doğru, kusursuz akit, anlaşma, sözleşme.
Akdem
Önce, daha evvel.
Akdes
En mukaddes.
Akdetmek
Sözleşmek; kararlaştırmak; düzenlemek; bağlamak.
Akideyn
Her akitte, akti yapan iki taraf.
Âkideyn
Her akitte akdi yapan iki taraf.
Âkidîn
Sözleşenler; sözleşme yapanlar.
Akîm
Kısır, verimsiz, başarısız, sonuçsuz.
Akit
Tarafların birbirine uygun idare beyanlarıyla husule gelen ve onlara karşılıklı vecibeler yükleyen anlaşma.
Âkit
Bir işi karşılıklı olarak kararlaştırıp üstlerine alan taraflardan her biri; sözleşme veya mukavele yapan.
Akord Ücret
Parça başına hesaplanan ücret.
Akreditasyon
Bir kişi veya kurumu resmi olarak tanıma, kabul etme ve onaylama eylemi.
Aktif
Vergi Hukuku ve Muhasebe dilinde aktif: bilançonun, para ve nesne mevcudunu, alackaları ve mameleke dahil diğer kıymetlerin sıralandığı taraftır.
Aktüer
Aktüer, bir olayın ihtimalini ve mali sonuçlarını değerlendirmek için istatistiksel teknikleri ve matematiksel becerileri kullanan kişiye verilen mesleki unvandır.
Alâ
Çok iyi.
Alâhilâf’ül-kanun
Kanun hilafına; yasaya aykırı olarak.
Alâik
Alakalar.
Alâkadar
İlgili; ilişkili.
Âlâm
Elemler, kederler, üzüntüler.
Alât
Aletler; araçlar.
Ale-l-ıtlak
Genel olarak; rasgele; bir sınır ile bağlı olmayarak.
Yetkisi ve sorumluluğu çok olan. Herkesin yararlanabileceği (yer, nesne).
Ale-l-umûm
Genel olarak; umumi bir biçimde; bütün.
Aledderecat
Sırasıyla; derecesine göre.
Alelhesap
Hesaplaşmak üzere; hesaba sayarak; sayışılmak üzere; doğan kârdan bir bölümünün ileride tamamı üzerinde hesaplatılmak üzere önceden ödenmesi.
Alelusul
Usulüne uygun;
Yöntemine uygun olarak.
Âlemsümul
Dünya çağında.
Aleniyet
Açıklık.
Alettakrib
Takriben; yaklaşık olarak.
Aleyh
Karşı, karşıt.
Alındı
Makbuz.
Âlicenab
Yüksek ahlaklı.
Âlikadr
Kıymeti yüksek.
Alil
Hasta, sakat.
Alivre Satış
Satıcının bir malı belli bir vade içinde teslimini taahhüt etmesidir. Henüz yetşmemiş mahsul alivre satılabilir. Bu terim genel olarak tarladaki mahsul ve ağaçtaki meyveler için kullanılır.
Alonj
Ticari bir senet üzerinde ciroların veya sair muamelelerin çoğalması dolayısıyla o senede eklenen kağıt.
Alt İşveren
Bir işverenden, işyerinde yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan, bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran gerçek veya tüzel kişi yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar.
Âlude
Bulaşmış, karışmış.
Amade
Bir işi yapmaya hazır; hazırlanmış.
Amel
İş; edim; fiil.
Amele
İşçi; emekçi, ırgat.
Amelî
İşe dayanan; iş üstünde; tatbikî; pratik; uygulamalı.
Amenajman
Doğal kaynakların işletilmesi.
Âmil
Yapan; etken; etmen; sebep; faktör.
Âmir
Emreden; buyuran; bir memurun vazife bakımından büyüğü; bir fiili yapmaya veya yapmamaya zorlayan, buna gücü yeten.
Âmm
Genel; umumi; herkese ait.
Amme
Kamu.
Âmme hükmî şahsiyeti
Kamu tüzel kişiliği.
Amme intizamı
Kamu düzeni.
Ampirik
Deneye dayalı.
Anagayrimenkul
Kat mülkiyetine konu olan taşınmazın bütünü.
Anasır
Unsur.
Anayapı
Kat mülkiyetine konu olan taşınmazın esas yapı kısmı.
Anayasa
Örgütlenmiş bir toplumda devletin yönetim biçimini belirten, yasama, yürütme, yargılama erklerinin nasıl kullanılacağını gösteren, yurttaşların hak ve ödevlerini, özgürlüklerini saptayan ve düzenleyen, yasa sıralamasında en önde gelen yasa.
Angaje
Sözle veya yazılı olarak bağlanan; bağımlı.
Ani edim
Bir anda yapılan belli davranış ya da davranışlarla yerine getirilen edim.
Ânif’ül-beyan
Az önce beyan olunan, bildirilen.
Anmuhakemetin
Muhakeme yaparak; yargılama yoluyla.
Antant kalma
Bir konuda mutabık kalma, uzlaşmaya varma.
Antoloji
Yazınsal ürünlerden güzel parçalar seçilerek oluşturulan ve türlü yöntemlere göre düzenlenen yapıt.
Antrepo
Gümrüklere gelen ticari eşyanın konulduğu, korunduğu yer; ardiye; ambar.
Anud
Çok inatçı.
Aplikasyon
Yer tesbiti, tescilli haritalardaki parsel köşe noktalarının zeminde yeniden belirtilmesidir.
Apostille
5 Ekim 1961 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümleri uyarınca, kararda imzası olan hakimin, o yargı yerinde yetkili ve görevli olduğunu gösterir tasdik şerhi.
APPEL
İstinaf.
Âra
Reyler; oylar.
Arazi
Genellikle, üzerinde yerleşim yeri bulunmayan, ekilebilen ya da boş toprak.
Arazi-i emiriyye
Beytülmâle ait olarak devlet tarafından kişilere dağıtılan yerler, topraklar; beylik arazi.
Arâzi-i haraciyye
Haraca bağlı arazi;
Arâzi-i memlûke
Mülk; timar toprağı; mülkiyet yolu ile tasarruf olunan yerler.
Arâzi-i metrûke
Halkın gereksinimi ve kullanımı için terk edilen arazi.
Arâzi-i mevât
Hiç kimsenin tasarrufu altında olmayan ve halka terk ve tahsis edilmemiş bulunan,yüksek sesli bir kimsenin sesi işitilmeyecek derecede köy ve kasabalar gibi yerlerden uzak bulunan kıraç, taşlık, pırnallık gibi yerler.
Arazi-i mevkufe
Geliri belirli bir konuya tahsis olunan yer; vakıf olunmuş arazi.
Arâzi-i mezrûa
Ekilen arazi.
Arazi-i miriye
Devlete ait arazi.
Arâzi-i öşriye
Ürününden onda bir Devlet payı alınan ve üzerinde her türlü mülkiyet tasarrufları bulunan arazi.
Arâzi-i selîha
Çıplak arazi.
Arazi mahlule
Mutasarrıfın mirasçı bırakmadan ölümü ile mahlûl olan arazi-i emiriyye.
Argüman
Delil, Kanıt, Dayanak, Tez, Sav.
Arızî
Gelip geçici olan,eğreti,sonradan gelen.
Âri
Boş; çıplak; soyut; arınmış; yüksüz.
Ârif
Anlayışlı, sezgili.
Ariyet
Menkul ve muayyen bir malın karşılıksız olarak kullandırılmasının başka bir şahsa bırakılmasını ve kullanıldıktan sonra geri verilmesini tazammun eden akit(BK: 299 vd.)
Âriyet
Ödünç; eğreti; ödünç sözleşmesi.
Âriyeten
Emaneten.
Arîz ve amîk
Genişlik ve derinliğine; enine boyuna;
Arizi
Geçici,sonradan gelen.
Arsa
Belediye sınırları içinde, belediye tarafından parsellenerek üzerine inşaat yapmak için ayrılan arazi parçası.
Arsa payı
Kat mülkiyetinde arsanın, kanunda belirtilen esasa göre bağımsız bölümlere ayrılan ortak mülkiyet payı.
Arşiv
Belgelik, her türlü belgenin saklanıp muhafaza edildigi yer.
Arz
Sunma; gösterme; bildirme; önüne koyma; anlatma (bir büyüğe)
Arzuhal
Dilekçe.
Asgarî
En az; en aşağı; en azından; en düşük; en küçük.
Asgari
En az; en aşağı; en azından; en düşük; en küçük.
Ashab-ı intikal
Verasetin geçişinde hak sahipleri.
Asli
Birincil,temel olarak alınan.
Asrî
Zamana uygun; çağdaş; modern.
Aşikar
Besbelli olan, ortada olan, gizli olmayan.
Atalet
1. Devinimsizlik, tembellik, çalışmadan oturma, gevşeklik, uyuşukluk. 2. İşsiz kalma, işsizlik.
Ateh
Bunama; bunaklık.
Atıf
Yollama; yöneltme; yükleme; bağlama; eğme; meylettirme; ilişkili bulma.
Atıfet
İyilik, bağış, kayra, lütuf, ihsan, inayet.
Âtî
Gelecek; gelen (kişi veya şey); gelecek zaman; istikbal.
Atipik
Örnek dışı Düzensiz, değişik, değişken, tipik olmayan, herhangi bir grup içerisinde değerlendirilemeyen.
Aval
Bonoya imza atarak sorumluluk altına girmiş kişiler lehine verilen bir tür kefalettir.
Avalist
Kefil Aval veren kimse.
Avans
Alacağına sayılmak üzere önceden yapılan ödeme; öndelik.
Avârız
Kazalar; belâlar; borçlanma ve hak kazanma yeterliliğini kısan veya yok eden haller.
Avdet
Dönüş; geri gelme; dönme.
Ayn
Para dışında, kazanılabilen bütün servet öğeleri.
Aynî
Mala ilişkin; eşyaya bağlı; malın mülkiyeti ile ilgili; herkese karşı ileri sürülebilen.
Ayni haklar
Eşya üzerinde doğrudan doğruya mutlak egemenlik yetkisi veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haklar.
Ayrık
Müstesna, kural dışı, ayrı tutulan, diğerlerine benzemeyen, ayrıcalı.
Aza
Üye.
Âzâ
Uzuvlar; üyeler; organlar.
Âzâde
Serbest; hür; özgür.
Azamî
En çok; en büyük; en yüksek.
AZINLIK HÜKÜMETİ
Parlamenter sistemlerde, parlamentoda çoğunluğu olmayan bir partinin, öbür parti ya da partilerin hükümete fiilen katılmadan dışarıdan destek vermesiyle oluşturduğu hükümet biçimi.
Azil
Verilen temsil yetkisinin ortadan kaldırılması.
Azimet
Gidiş; yola çıkma.
Azledilmek
Görevden alınmak.
Azletmek
Bir kişiyi görevden almak, çıkarmak.
B
Bâ’de’l-isticar
Kira sözleşmesinden sonra.
Bâ’de’l-istirdad
Geri aldıktan sonra.
Ba’dehû
Daha sonra.
Bâ-husus
Hele; özellikle; üstelik.
Bâ tapu
Tapulu; tapu ile tasarruf olunan.
Bâb
Kapı.
Bâdî olmak
Sebep olmak.
Badire
Birdenbire ortaya çıkan tehlikeli durum.
Bağımsız bölüm
Kat Mülkiyeti Kanunu’na göre, ana gayrimenkulun ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya müsait bağımsız mülkiyete konu olabilen bölümleri.
Bağıt
Akit.
Bâhir
Belli; besbelli; açık; apaçık.
Bahri
Denize ait.
Baîd
Uzak; ırak.
Bâîs olmak
Sebep olmak; göndermek; gerektirmek.
Baki
Sürekli; daimî; artan; kalan; kalımlı; kalıcı; ölümsüz; saklı duran.
Bakiye
Artan.
Bâlâ
Yukarı; yüksek; üst; yüce.
Bâligân-mâbelâğ
Ziyadesiyle; bol bol.
Baliğ
Eren; varan; bulan; yetişen; toplam; büluğa; ergin;
Balotaj
Bir şeçimde adaylardan hiçbirinin kanunun gerekli gördüğü oyu alamamış olması nedeniyle seçim kimsenin kazanamamış olma hali, bu şekilde seçimin sonuçsuz kalma hali.
BAM
Bölge Adliye Mahkemesi kısaltması.
Bariz
Açık; göze çarpan; belirgin.
Basiret
Doğru görüş; uzağı görüş; önceden görüş; seziş; uyanıklık; anlayış; kavrayış; dikkat; sağgörü.
Basiretli tacir
Tacirin genel ahlak kurallarına göre davranması gerektiğini ifade eder.
Basiretsiz
Gerçekleri görebilmekten uzak, ileri ve uzak görüşlü olmayan, sağgörüsüz.
Batıl
Doğru ve haklı olmayan; çürük; bozuk; sakat; boş; hukuken geçersiz; dayanaksız; temelsiz; beyhude; hüküm ifade etmeyen.
BATIN
1. Anlamı: Karın, Kuşak 2. Anlamı: Gizli, görünmeyen.
Battal
1. Kullanılmaz durumda olan, işe yaramaz, işlemez. 2. Boyutça alışılmış olandan, olağandan büyük.
Bayi
Bazı maddeleri satma izni olan kimse; satıcı; satış yeri.
Becâ
Yerine; uygun; bedava; karşılıksız; parasız; emeksiz.
Becayiş
İki memurun kendi rızaları ile ilgili makamın tasdikıyle aralarında memuriyet, makam ve vazifelerini değiştirmeleri.
Bedâyî
Sermayeler; anamallar;
Bedel-i misil
Emsaline uygun peşin para.
Bedelsiz devir
Bir hakkın, alacağın veya malın herhangi bir bedel alınmadan bir başkasına aktarılması.
Bedelsiz temlik
Bir hakkın bedel alınmadan diğer bir kişiye geçirilmesi.
Bedelsiz terk
Herhangi bir eşyanın veya hakkın karşılığı alınmaksızın bırakılması.
Bedialar
Göze güzel görünen şeyler; estetik.
Bedihî
Açık olan; besbelli; apaçık; akla; kendiliğinden gelen.
Bediî
Güzellik ölçülerine uyan; güzel; güzellik.
Behemahal
Her halde, ne olursa olsun, ne yapıp yapıp, mutlaka.
Behemehâl
Her hâlde, ne olursa olsun, ne yapıp yapıp, mutlaka.
Behemehal
Kesin olarak,kesin bir biçimde, her durumda, ne olursa olsun.
Beher
Her biri.
Behredâr
Nasipli, hissedar, nimetlenmiş, faydalanmış.
Belagat
İyi konuşma; sözle inandırma yeteneği; söz sanatlarını inceleyen bilgi dalı.
Belgit
Bir kişinin, yapmaya ya da ödemeye borçlu olduğu şeyi göstermek üzere imzaladığı resmi kağıt, senet.
Ber-mucib-i talep
Talep mucibince; istem gibi.
Ber-vech
Olduğu gibi; olarak.
Ber-vech-i bâlâ
Yukarıda olduğu gibi.
Ber-vechi peşin
Peşin olarak.
Beraat
Aklanma.
Berât
Rütbe, nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren ferman.
Berâyı tetkik
İnceliyerek.
Berhava
Havaya gitmiş; kaybolmuş; uçurulmuş; yararsız; boş.
Berî-üz-zimme
Zimmetten kurtulmuş; aklanmış.
Bertafsil
Ayrıntılı.
Beşerî
İnsanoğlu ile ilgili; insanî; insana mensup.
Betahsis
Hele, hususiyle.
Betekrar
Tekraren; tekrarla.
Bey’i
Satım; satma; satış; satılma;
Bey’i bât
Kesin satış.
Bey’i bi-l vefâ
Kararlaştırılan süre içinde satılanı geri almak koşulu ile yapılan satış sözleşmesi.
Bey’i mukayaza
Malı mal ile değiştirmek; trampa.
Bey-i sarf
Parayı paraya satmak; para bozmak.
Bey ü şira
Almak ve satmak.
Beyanname
Bir makama veya kamuoyuna yapılan açıklama belgesi.
Beyn
Ara.
Beyn’en-nâs
Halk arasında.
Beynelmilel
Herkes tarafından kabul edilen, uluslararası.
Beytülmal
Maliye hazinesi.
Beyyine
Bir olayın veya işlemin doğruluğunu ortaya koyabilmek için hakimi iknaya yönelik yöntem veya her türlü vasıta ; delil, şahit.
Beyyine külfeti
Mahkemede bir beyan ve iddiayı kanıtlama yükümlülüğü MK 6. madde.
Bi-eyyi-hâl
Herhalde; mutlaka; elbette.
Bi-haseb-il verase
Veraset nedeniyle; verasetten doğma.
Bi-hükm’ül-kanun
Kanun hükmü gereğince; yasa kuralı ile.
Bi-l-rü’ye
Görerek; görülerek.
Bî-ma’nâ
Manasız; anlamsız.
Bi-n-netîce
Netice olarak; sonuç olarak.
Bi-t-tabi
Tabiatiyle; doğal olarak.
Bî-taraf
Tarafsız.
Biçare
Çaresiz.
Bidâyet
Başlama; başlangıç.
Bidâyet mahkemesi
İlk mahkeme; davaları birinci derecede gören ve çözümleyen mercii.
Bidayet Mahkemesi
İlk derece mahkemesi.
Bigüna
Herhangi bir.
Bihakkın
Hakkıyla, hak ederek.
Hakkıyle; hakkı olarak, gerçekten; tamamiyle.
Bihakkın Tahliye
Cezanın infazından başladığı andan itibaren süre kapsamında, kişinin cezaevinde ya da şartlı tahliye olduğu zaman tamamlayacağı süre.
Bil-ahire
Sonra; sonradan.
Bil-farz
Tutalım ki; diyelim ki; sayalım ki; söz gelişi.
Bila
….Sız.
Bila faiz
Faizsiz.
Bilâ kayd ü şart
Kayıtsız ve şartsız.
Bilâ-müddet
Süresiz.
Bilâ-sebeb
Sebepsiz.
Bila tebliğ
Tebliğ edilmeden.
Bilabedel
Bedelsiz, ücretsiz.
BİLAHARE
Sonradan, daha sonra, sonraları.
Bilakaydüşart
Kayıtsız ve şartsız olarak.
Bilâkis
Tersine olarak; tam tersine; aksine; sonunda.
Bilanço
Bir kuruluşun, belli bir tarihte, alacaklı ve borçlu bulunduğu değerleri gösteren özet muhasebe cetveli; işletmenin finansal durumu ve faaliyet sonuçlarını gösteren tablo.
Bilasebep
Sebepsiz , sebep olmaksızın.
Bilâtefrik
Tefrik etmeksizin; ayırmaksızın.
Bilbeyyine
Delil ile; tanık ile; ispat ile.
Bilcümle
Bütün; hepsi; tamamı.
Bilfiil
Gerçekten; fiilen; hakiki olarak; iş olarak; iş edinerek.
Bililtizam
Bile bile.
BİLİRKİŞİ
Bir davada, hukuk dışında kalan ve yargıcın bilmediği özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda görüşüne başvurulan kişi, ehlihibre, ehlivukuf.
Bir konuda uzmanlığı bulunan kimse, ehlihibre, ehlivukuf.
Bilistirdad
Geri alarak; geri alınarak.
Bilmukabele
Karşılık olarak, (Davranış töresinde) ben de, size de, sizlere de.
Bilmuvafakat
Razı olarak.
Bilmüzakere
Müzakere ederek; üzerinde görüşüp tartışarak.
Bilmüzayede
Artırma ile; artırarak.
Müzayede ile.
Bilumum
Bütün, hep, kamu, genel.
Bilvekale
Vekaleten.
Bimarhane
Hastahane.
Binâberin
Bundan dolayı; bunun üzerine; bu nedenle.
Binâen-alâ-zâlik
Bundan dolayı; bunun üzerine.
Binâen-aleyh
Bunun üzerine; dolayısıyla; bundan dolayı.
Binaenaleyh
Bundan dolayı, Bunun üzerine.
Binniyabe
Naip eliyle; vekillik ile; vekaleten.
Bireysel Başvuru
Temel hak ve özgürlükleri ihlal edilen kişilere tanınan ulusal ya da ulusal üstü denetim yapılan yargı yolu. Anayasa şikâyeti.
Bisud
Faydasız;yararsız.
Bîtâp
Bitkin; güçsüz; takatsız; yorgun.
Bitap
Bitkin, yorgun.
Bitarıkıl’evlâ
Evveliyetle; öncelikle.
Bono
Bir kimsenin diğer bir kimseye veya onun emir ve havalesine, belirlenen vadede, belirli bir tutarı ödeme taahhüdünü içeren, özel biçim ve hükümlere tabi ticari senet; emre yazılı senet.
Borç ilişkisi
İki taraf arasında mevcut olup bir şeyin verilmesi,yapılması veya yapılmamasını öngören hukuki bağdır.
Bölünebilir edim
Niteliğinde veya değerinde esaslı bir değişme olmaksızın, birden ziyade parçalara ayrılarak ifa edilebilen edim.
Bölünemez edim
Niteliğinde veya değerinde esaslı bir değişme olmaksızın, birden ziyade parçalara ayrılarak ifa edilemeyen edim.
Butlan
Geçersizlik.
Bühtan
İftira, kara çalma.
Bürhan
Kesin Kanıt.
Bürûz
Belirme; ortaya çıkma.
C
C.SAVCISI
MÜDDEİUMUM.
Câmi
Cem eden;
Câmia
Topluluk; zümre.
Cânî
Cinayet işlemiş olan kimse.
Canîb-i beytülmal
Hazine tarafı.
Canîb-i vakıf
Vakıf tarafı.
Canîp
Yön; taraf; cihet; yan.
Cari
Uygulanan; yürürlükte olan.
Cari Fiyat
Bir malın satışında ilan veya fiyat listesi veya etiket ile umuma arz olunan veya ticaret odalarıyla belediyeler ve borsalar gibi salahiyetli yerlerce tesbit edilen fiyat.
Casus Belli
Savaş nedeni, savaş gerektiren olay.
Cây-i teemmül
Etraflıca düşünülmeye değer; düşünülmesi yerinde olur.
Cebel
Dağ, yüksek tepe.
Cebir
Zor kullanma, zorlayış, zora başvurma, zor.
Cebrî
Zorla yapılan; zor kullanarak yaptırılan; zor altında; güç kullanarak.
Cebri icra
Kendi istekleriyle borçlarını ödemeyen borçluların, borçlarını Devlet kuvveti ile ödemelerinin sağlanması; ilgili icra dairelerinin, (gereğinde) zor kullanarak, borçluyu borcunu ödemeye zorlamaları.
Hukuka aykırı davrananları zorla kurallara uydurma,zorlama.
Cebri satım
Malikinin isteğine bakılmaksızın, resmi makamlar tarafından yapılan satım.
Cedel
“Çelişmeler öğretisi” anlamına gelmekte ve reddedilmek istenilen herhangi bir görüşün ya da tezin, imkansız ve saçma olduğunun tartışma yoluyla ortaya çıkarılmasında kullanılmaktadır.
Celb-i menafi
Fayda sağlamak.
Celesat-ı âti
Gelecekteki celseler, oturumlar.
Celile
Büyük; ulu.
Celpname
Yargılamada,davacı,davalı,tanık,bilirkişi gibi kimseleri mahkemeye getirtmek için yapılan çağrı.
Celse
Mahkemelerde bir muhakemenin, duruşmanın ve sair meclislerle heyetlerde müzakerelerin yapılması için, nisap dairesinde, azanın her toplantısı. Celselerin açılması ve kapanması ve inzıbatı mahkeme veya heyet reislerine aittir.(CMUK.378)
Ceman
Toplam olarak,toplamı.
Cemetmek
Toplamak; bir araya getirmek.
Cemi ezmân
Bütün zamanlar; zamanların toplamı.
Cemm-i Gafir
Alelade topluluk, kalabalık, sokak kalabalığı.
Cenup
Güney.
Ceraim
Cürümler, suçlar.
Ceraîm
Suçlar, kabahatler manasına gelen kelime, hukukta; özellikle kolluktan cumhuriyet savcılığına gönderilen suç ihbarı üzerine kayıtların aynı adla tutulduğu deftere denir. Bu kayıt ceraim numarası alarak deftere işlenir.
Cerbeze
1.Haklı ve haksız sözlerle hakikati gizlemek, 2.Güzel konuşma. 3.Girişkenlik, beceriklilik.
Cereme
Başkası tarafından yapılan veya kaza sonucu ortaya çıkan zararı ödeme; para cezası.
Cereyan
Bir şeyin gelişme, olma durumu.
Cerh ü iptal
Çürütme ve yok sayma; geçersiz hale getirme.
Cevâmi’
Camiler; mescitler; toplanılan yerler.
Cevap layihası
Cevap dilekçesi, Yanıt dilekçesi.
Cevâz
İzin; müsaade; caiz olma.
Cevaz
Onay, izin , uygunluk.
Cevâz bahş
İzin veren; müsaade eden.
Cevaz-ı İstihdam Kararı
Görülen idari lüzum ve zarurete binaen azledilmek suretiyle vazifesinden uzaklaştırılan memurun yeniden memuriyete alınabilmesi için azleden dairece verilmesi icabeden karar.
Cevher
Maya; öz; değerli taş; elmas.
Cevval
Davranışları çabuk ve kesin olan.
Ceza
Suç işleyen kişilerin karşılaşacakları tepkidir,yani kanunun suç işleyen kimseye uygulanmasını öngördüğü müeyyidedir.
Ceza şartı
Ceza koşulu; alacaklının zararını karşılama şartı.
Cezaevi
Hükümlü ve tutukluların kaldığı yer, Ceza infaz kurumu.
Cezayı kaldıran şahsi sebepler
Suçun işlendiği sırada bulunmayan, ancak suç işlendikten sonra ortaya çıkan ve kişiye hiç ceza verilmemesini veya cezada indirim yapılmasını sağlayan şahsi sebeplerdir.
Cezrî
Asıl ile ilgili; kökle ilgili; kökten; temelden.
Cibâyet
Alma; toplama; vergilerin ve başkaca devlet gelirlerinin tahsili.
Cihet
Yön; taraf; amaç.
Cins tashihi
Tapu kütüğünde kayıtlı bir taşınmazın niteliğinin değiştirilerek kütüğe, başka bir nitelikte tescil edilmesi.
Ciranta
Bir senedi ciro eden, aktaran kimse.
Ciro
Çifte yetki veren havale; ticari senedin, arkasına yazılan yazı veya imza ile başkasına devri.
Cism-i câmid
Cansız cisim.
Cismanî
Cisimle, bedenle ilgili; bedensel.
Cismanî zarar
Kişinin vücut bütünlüğüne verilen zarar.
Cuz-i Layetecezza
Bölünemeyen, parçalanamayan şirket payı, hisse.
Cünha
Eski ceza hukukunda cürümden hafif, kabahatten ağır nitelikteki eylemler.
Cürmiyet
Suç hali; suçluluk.
Cürmü meşhut
Suçüstü; göz önünde işlenen suç.
Cürüm
Kabahat olmayan.
Cürüm İsnadı
Birine iftira atmak ve kara çalmak manasına gelir.
Cürüm tasnii
Bir kimse hakkında cürüm uydurmak.
Cüz
Bir bütünü oluşturan bölümlerden her biri; kısım; parça; bölük.
Cüzî icra
Borçlunun malvarlığının bir kısmı ile, birkaç alacaklısına karşı olan sorumlulukları ile ilgilenir. İcra hukukunda haciz yolunu ifade eder.
Ç
Çarter Sözleşmesi
Eğer navlun sözleşmesinde eşyanın taşınması için geminin veya uçağın tamamı veya bir kısmı, yani yer tahsis edilmişse bu durumda çarter sözleşmesi söz konusudur.
Çek
Ödeme aracı; kanun ile belirlenen şekilde düzenlenen, keşidecinin emrinde para bulunan banka üzerinden çekilebilen havalesi.
Çetrefil
Karışık.
Çifte standart
Kişiye veya duruma göre farklı davranışlarda bulunma, tutarlı olmama.
D
Dâfi
Defi’de, savuda bulunan kimse.
Dahiliye Vekâleti
İçişleri Bakanlığı.
Dain-i mürtehin
Bir alacağa teminat sağlamak amacıyla, bir mal üzerine kurulan ve herkese karşı ileri sürülebilen mutlak bir haktır.
Daktiloskopi
Parmak izine dayanarak kimlik belirleme yöntemi. Parmak izi incelemesi.
Darbımesel
Çarpıcı söz, özlü söz.
Dava
Bir kimsenin diğer kimseden hakim huzurunda hakkını istemesi.
DAVA VEKİLİ
Avukat sayısı beşten az olan yerlerde avukat yetkisini taşıyan meslek adamı.
DAVACI
Mahkemede dava açan taraf.
DAVALI
Kendisine karşı mahkemede dava açılan kimse.
Davaname
Cumhuriyet savcısının komuyu ilgilendiren ancak ceza davası niteliği taşımadığı için hukuk mahkemelerinde görülecek olan davayı açtığı belge.
Davanın ıslahı
Yargılama taraflarının usule ilişkin olarak yaptığı işlemlerinin gerekli giderleri karşılamak koşuluyla kanunda belirtilen süre içerisinde ve yöntemine uygun olarak tamamen veya kısmen düzeltilmesini sağlayan hukuksal bir yoldur.
Davayı mütekabile
Karşı dava.
Dâyin
Borç veren; alacaklı.
Deâvî
Davalar.
Def’aten
Bir defada; birden.
Def’i def
Def’e karşı def’; savuya karşı savu.
Def-i mefasid
Zararı yok etmek.
Defaât
Kereler; kezler; yollar.
Defaat
Defa, kez, kere, sefer.
Defâtir
Defterler; birlikte dikilmiş kağıtlar.
Defi
Taraflardan birinin, hususiyle müddeialeyhin kendisine karşı açılan davada edadan kurtulmak için bavurduğu her türü vasıta.
Defter-hâne
Taşınmaz mallara ilişkin tasarrufların kayıt.
Defter-i hakanî
Eskiden taşınmaz mala ilişkin tasarruf işlemlerinin kayıt ve tescil edildiği defter.
Defter-i hakanî idaresi
Eskiden taşınmaz mala ilişkin tasarruf işlemlerinin kayıt ve tescil edildiği daire.
Değer baha
Bir malın iktisadi duruma göre kıymetini ifade eden fiyat.
Delâlet
Gösterme; yol gösterme; kılavuzluk; iz; işaret; aracılık.
Delalet
Gösterme, yol gösterme, kılavuzluk, iz, işaret, aracılık.
Delâlet-i bil’işare
İşaret ederek, hatırlatarak gösterme.
Delegasyon
Herhangi bir topluluğu temsil etmekle görevli yetkili kurul / Herhangi bir işin sorumluluğunun başka bir kişi ya da kuruma aktarılması / Yetkilendirme, Görevlendirme.
Delil
Kanıt; tanıt; ipucu.
Delil-i celî
Aşikar delil; belli, apaçık kanıt.
Demdeme
Hiddetli söz. Avaz. Hosa gitmeyen sesler.
Demirbaş
Bir taşınmazın kiraya verilmesinde kiraya dahil olan, kiralamanın sonunda aynı cins ve değerde iade edilen veya değer eksilmesi kiracı tarafından tazmin edilen eşya.
Demokratik devlet
Halkın devlet yönetimine katılması esasına dayanan devlettir.
Depozito
Bir sözleşmeden dolayı doğabilecek zararlara karşı verilen teminat; bir taahhüt sırasında yatırılan güvence parası.
Depresyon
Ruhi veya bedeni düşkünlük hali, dermansızlık.
Der-akap
Hemen; arkasından.
Der-dest-i rü’yet
Dava görülmek üzere ele alınan, eldeki dava.
Der-kâr
Malum; aşikar; bilinen; belli.
Der-piş
En önde; göz önünde bulunan; öngörü.
Göz önünde tutma, öngörme.
Der-pîş etmek
Öngörme; göz önünde bulundurma.
Der-uhte
Üstüne alma; yüklenme; üstlenme; sağlama.
Karşlamak, üzerine alma, üstlenme.
Derc etmek
Araya sokmak; arasına sıkıştırmak.
Derceb etmek
Cebe atmak; kendine alıkoymak.
Dercedilmek
Toplanmak, (bir metne) yazılmış veya konmuş olmak.
Derç
Sokma; arasına sıkıştırma; gazeteye yazma; toplama; biriktirme.
Derdest
Görülmekte olan.
Derdestlik itirazı
Tarafları veya konusu bakımından halihazırda açılmış ve halen görülmekte olan bir davanın,aynı veya bir başka mahkeme önünde ikinci kez açılmasına yapılacak olan itirazı ifade etmektedir.
Derkenar
İlk derece mahkemesi tarafından verilen karara karşı istinaf/temyiz yoluna gidildiğine dair tensibe derkenar denir.
Dermeyan etmek
İleri sürmek; öne sürmek; ortaya koymak; anlatmak.
Derpiş etmek
Öngörmek,göz önünde bulundurmak.
Deruni
Kişilik hakkının manevi kolu, manevi kişilik hakkı.
Desise
Hile; oyun; entrika.
Devair
Daireler.
Devlet
Belirli bir toprak parçası üzerinde, egemen olan, belirli bir insan topluluğu”nun oluşturduğu bir siyasal düzen/bir tüzel kişiliktir.
Devlet Şurası
Danıştay.
Devletler Özel Hukuku
Kişilerle devlet arasındaki bağı (tabiyeti), bir ülkede yabancıların sahip olduğu hakları ve çeşitli ülkelerde geçerli olan kanunların çatışması nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlıkları çözmeyi ve bunun için çeşitli bağlama kuralları getirmeyi konu alan huku.
Devremülk hakkı
Mesken olarak kullanılmaya elverişli bir yapı veya bağımsız bölümün ortak maliklerinden her biri lehine, bu yapı veya bağımsız bölümden yılın belli dönemlerinde istifade etmek üzere, müşterek mülkiyet payına bağlı olarak kurulan irtifak hakkı.
Deyn
Borç.
Dibace
Başlangıç , giriş, ön söz.
Dilekçe
Bir isteği üst makama ulaştıran yazı,.
Dilemma
Müskül durum,ikilem.
Disiplin cezaları
Belli bir statü içinde bulunan kimselere hizmet ve iç düzenle ilgili kurallara aykırı davranışta bulundukları zaman uygulanan cezalardır.
Dispeççi
Deniz kazasindan sonra gemi, yük ve navlunla ilgili kimselerin ugradiklari zararlari ve bunlar tarafindan yapilan masraflarin nasil, kimler tarafindan ve ne oranda karsilanacagini belirleyen uzman.
Divan-ı Ahkâm-ı Adliye
Osmanlı Devleti’nin günümüzün Yargıtay ve Danıştay eşdeğeri olarak hizmet veren üst kuruludur.
Divan-ı Muhasebat
Büyük Millet Meclisine bağlı ve devletin bütün varidat ve masraflariyle mallarını ve hesaplarını onun namına murakabe edenlerin hesaplarını tetkik ve muhakeme ile mükellef bir heyet.
Dîvân-ı Muhasebat
Sayıştay.
Dizelge
Liste.
Doktirin
Bilimsel görüş , öğreti.
Doktrin
Öğreti.
Donatan
Gemisini gemi ticaretinde kullanan gemi sahibidir.
Dönüm
Eski bir alan ölçüsü. Dönümün metrekare olarak karşılığı 918,393 m² ‘dir.
Dûçâr
Tutulmuş; uğramış; yakalanmış.
Duçar olmak
Maruz kalmak.
Duhul
Girme, Giriş.
Dûn
Aşağı; aşağılık; altta; aşağıda.
Dun
1.altta, aşağıda olan. 2.aşağı, aşağılık, alçak.
Duplik Layihası
İkinci cevap dilekçesi. Davalının cevap dilekçesinin davacı tarafa tebliğ edilmesi üzerine, davacının cevap dilekçesine karşı davalanın vereceği ikinci cevap dilekçesi.
Dûr
Uzak.
Duruşma
Davacı ile davalının yargıç karşısında hazır bulundukları yargılama evresi, Yargılamada iddia ve savunma makamlarının delillere dayanarak tartıştıkları, uyuşmazlıkların çözüldüğü süreç.
Duruşma Salonu
Duruşmaların yapıldığı yerdir.
Düçâr
Tutulmuş; uğramış; yakalanmış.
Düplik Dilekçesi
Davalının davacının replık dilekçesine verdiği cevap.
Düstur
Kaide, asıl kaide, hattı hareket kaidesi manalarında da kullanılmıştır ki hukuki hükümleri maksada uygun ve veciz surette ifade eden şekil.
Genel kural, Yasaları içine alan kitap, kanun , tuzuk , yonetmelikler kulliyati.
Düstûr
Kanun; kaide; yasa; devlet yasalarını içine alan kitap; genel kural; başyasa; yasalar dergisi.
Düvel
Devletler.
Düvel-i muazzama
Büyük Devletler.
Düyun-u Umumiye
Genel Borçlar İdaresi.
Düzenleme
Bir sözleşmeyi veya işlemi yapan kimsenin iradesini dinledikten sonra, iki tanık önünde ve yöntemine uygun olarak noter tarafından baştan sona kadar yazılarak, ilgililer ve hazır bulunanlar tarafından imzalanıp noter tarafından da onanan senet.
DYS
Doküman Yönetim Sistemi.
E
Ebniye
Binalar; yapılar.
Ecnebî
Yabancı; bir devlete göre,kendi uyruğunda bulunmayan gerçek veya tüzel kişiler.
Ecr-i müsemmâ
Taraflar arasında belirlenen ücret.
Ecrimisil
Bir malın kullanılmasından doğan yararların para ölçüleriyle takdiri.
Eda
Edim; borçlanılan şey; borcun konusu.
Eda davası
Davalının bir iş yapmaya,bir ifada bulunmaya veya bir iş yapmamaya,bir ifada bulunmamaya mahkum edilmesinin istenildiği dava.
Edeb
İyi terbiye; naziklik; usluluk.
Edim
Aralarındaki borç ilişkisi dolayısıyla alacaklının isteyebileceği, borçlunun da yerine getirmekle yükümlü bulunduğu bir davranış biçimi.
Edinilmiş Mallar
Her eşin mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir.
Ef’âl
Eylemler; fiiller, işler; ameller.
Efrâd
Fertler; bireyler.
Efrad
Birey.
Ehemmiyet
Önem.
Ehil
Ehliyetli; hak sahibi; bir hukuki işlem yapabilme yeteneğine sahip.
Ehl-i hibre
Bilirkişi.
Ehl-i vukûf
Bilirkişi.
Ehlivukuf
Bilirkişi.
Ehven-i ser
Kötünün iyisi.
Ekâbir
1.Devlet ileri gelenleri, makamca büyük kimseler. 2.Kendini beğenmiş kimseler için kullanılır.
Ekalliyet(akalliyet)
Azınlık.
EKBER
En büyük, çok büyük.
Eklenti
Bir konutun veya bir binanın kullanılış amaçlarından herhangi birini tamamlayan ya da kolaylaştıran yapı.
Ekser
Daha ziyade; ençok; çoğu; çoğunca.
Ekseriyet
Çoğunluk.
Ekseriyeti ara
Oy çokluğu.
El-yevm
Bugün; şimdi; halen.
Elfaz
Kelimeler; sözler.
Elîm
Elemli; kederli acılı.
Elzem
Çok gerekli.
Emare
Başlıbaşına bir hususun varlığını ispata yetmemekle beraber onun vuku bulduğuna işaret eden ve ancak diğer delillerle desteklenmesi kaydıyla hükme dayanak yapılabilen olgulardır.Belirti, iz, ipucu.
Emlâk-i sirfe
Yeri ve üzerinde binalar ve ağaçları mülk olan taşınmaz mallar.
Emlak vergisi
Konusu bina ve arazi olup, bu bina veya arazi malikinin, intifa hakkı sahibinin, her ikisi de yoksa malik gibi tasarruf eden kimsenin, bina ve arazinin değeri esas alınarak kanunda belirtilen oranlara göre ödediği vergi.
Emmi
Amca.
Emprevizyon nazariyesi
Beklenmedik/umulmadık hal kuramı, antlaşmaların yapıldığı koşullarda köklü bir değişim olması durumunda uygulanmamasına imkân veren uluslararası hukuk ilkesidir.
Emr-i makzî
Hükme bağlanmış iş.
Emsal
Benzer, eş, denk, “Emsal teşkil etmek” mesela, misal (örnek) kökünden gelir. anlamı (manası) başka davalara, olaylara, vukuatlara örnek, denk veya benzeri alınıp etüd taslak veya baz alınabilecek türden olabilecek herşey hukuki terim kapsamında.
Emtea
Ticaret konusu her türlü mal.
Emtia
Eşya, mallar.
Emval
Mallar; mülkler.
Emvâli menkule
Taşınır mallar;taşınabilir mallar.
Enfüsi
Öznel; subjektif.
Enkaz
Bina yıkıntıları; yıkıntı; moloz; eski hayvanların bakiyeleri.
Enterne etmek
Göz altına almak, etkisiz hale getirmek.
Envai mesalih
İşlerin çeşitliği.
Erat
Er, onbaşı ve çavuşlara verilen genel ad. Erler.
Erbaa
Dört.
Erbâb
Ehil; becerikli; muktedir; yetenekler; sahipler; malikler.
Erbâb-ı vukuf
Bilirkişiler.
Erk
İşi yapabilme kudreti , gücü.
Esbab
Bir işe sebep olma.
Esbab-ı mucibe
Gerekçe; gerektirici sebepler.
Esbabı mucibeli ilam
Gerekçeli karar.
Eshâb
Sahipler; bir şeyin malikleri.
Esham
Pay senedi; hisse senedi.
Eslem
En selâmetli; en emin; en doğru; en sağlam.
Esnaf
İster gezici, ister bir dükkan veya bir sokağın belli bir yerinde sabit olsun, iktisadi faaliyeti nakdi sermayeden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleridir.
Eşcar
Ağaçlar.
Eşhas
Şahıslar; kişiler; kimseler.
Eşkâl
Biçimler; suretler; tarzlar.
Eşkal
Şeklin çoğul hali, şekiller. Bir kimsenin tanınmasını sağlayan dış görünüşü.
Eşraf
İleri gelenler; bir yerin tanınmış kimseleri; şerefliler.
Etfal
Çocuklar, sübyanlar.
Etimoloji
Kelimelerin kaynağını bulmak için uğraşan bilim dalı; birşeyin kökenini arayıp bulma bilimi.
Evkaf
Vakıflar.
Evleviyet
Tercihli; haydihaydi; öncelikle.
Evrâk
Yapraklar; kağıtlar; arşiv.
Evrak
Yazılı kağıt.
Evrâkı müsbite
İspat edici belgeler; tesbit edici yazılar; tapu kütüğünü tamamlayan belgeler.
Evsaf
Nitelikler.
Evsafı mümeyyize
Belirgin nitelikler.
Evvelâ
Birinci olarak; herşeyden önce; ilk önce.
Evvelemirde
Herşeyden evvel; işin başlangıcında; ilk iş olarak.
Eyyam
Günler, zamanlar.
Ezcümle
Özellikle; özet olarak; sözün kısası; toplucası.
Ezmân
Zamanlar, vakitler; anlar; çağlar.
F
Faal Nedâmet
Suç işleyen bir kimsenin suçundan sonra pişmanlık duyarak işlediği fiilin sonucunu önlemeye çalışması, suç işlediği sırada pişmanlık duyması. Aktif nedâmet.Aktif pişmanlık.
Fahh
Ağ, kapan, tuzak.
Fâhiş
Aşırı; ağır; çok fazla.
Fahri
Onursal.
Fail
Bir eylemi gerceklestiren kisi.
Fait Du Prince
İdarî sözleşmenin koşullarının, idârenin sözleşme yapma yetkisi dışındaki başka bir yetkisine dayanarak aldığı karar veya yaptığı işlemleriyle ağırlaşması durumunda özel şirketin bu zararının karşılanması için kullanılan ilke.
Fakr-u zaruret
Fakirlik ve çaresizlik.
Faraziye
Hukuk meselelerini, muayyen bir sistemin esaslarına muvakıf ve tenakuzlara mahal vermeyecek tarzda, halledebilmek için bu sistemin hükümleri ve hususiyetleri üzerine yapılan müşahede, mülahaza, kıyas, istikra ve hadiselerin verdiği mümkün mertebe toplu ne.
Fariğ
Bir şeyi veya hakkı başkasına devreden; ferağda bulunan; feragat eden; taşınmaz maldaki tasarruf hakkını başkasına bırakan kişi.
Farz
Zorunlu; baş koşul; boyun borcu; çok gerekli; varsayma.
Fâsıl
Ayıran; bölen.
Fasıl
Bölüm, kısım, evre.
Fâsıla
Aralık; ara.
Fasih
Açık düzgün.
Fasl etme
Halletme; neticelendirme.
Faş etmek
İfşa etmek; açıklamak; sırları açıklamak, gizli olanı açığa vurmak,.
Fatura
Satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır.
Fehime
Anlayış.
Fek
Kaldırma; bir hukuki sınırlamanın kaldırılması; sona erdirme; bitirme.
Fekk-i Haciz
Hukukî bir kısıtlama olan ‘ haczin ‘ kaldırılması.
Fer’ î
Bağımlı; ekli; eklentili; ikinci derecede olan.
Fer’i Ceza
Asıl cezaya ek olarak verilen ceza.
Ferâgat
Vazgeçme; el çekme; dinlenme.
Feragat
Hakkından kendi isteğiyle vazgeçme. el çekmek.
Ferağ
Devir; devretme; bir hakkı birine geçirme; mirî veya vakıf arazinin yararlanma hakkının satışı.
Feraiz ilmi
İslâm miras hukuku.
Ferd
Tek; yalnız olan şey; eşi olmayan; tek olan sayı.
Fesâd
Karıştırıcı; arabozucu; karışıklık; bozukluk; dolan.
Fesh
Bozma; bozulma; dağılma; dağıtma; kapatma; kaldırma.
Fesih
Devam etmekte olan bir hukuki ilişkiyi, tek taraflı olarak ve ileriye dönük olmak üzere sonlandıran bozucu yenilik doğurucu irade beyanı.
Feteva
Hukuki Sorular ve Cevapları.
Feth-i Kabir
Mezar Açma İşlemidir.
Fetret
Zayıflık,uyuşukluk.
Fevk
Üst,üst dereceli, astın üstünde yer alan.
Fevkinde
Üstünde; aşan.
Fevt
Elden çıkarma, yitirme, yitme.
Fezleke
Bir tahkikat veya muhakeme zabtının hülasası demektir.Bunda tafsilata girişilmeden işin ana hatları gösterilir. Bir teftiş raporunun kısaltılması halinde iktisab ettiği şekle de denir.
Fezleke veya tahkikat evrakı
Yapılan bir hukuki soruşturmada, tarafların ifadelerini, olayla ilgili kanıtları, tanık beyanlarını kısaca özetleyen, soruşturmacının görüşünü ve vardığı sonucu ortaya koyan rapor için kullanılır.
Fıkıh
İslâm hukuku.
Fıkra
Kanunların, nizamnamelerin ve talimatnamelerin sıralanan ayrı ayrı hükümlerini göstermek için kullanılan bir bölüm işaretidir.
Fıktan
Yokluk.
Fırka
İnsan kalabalığı grubu; parti.
Fıtrî
Tabii; yaradılışındaki; doğasındaki.
Fi-i cârî
Geçer değer.
Fiil ehliyet
Bir kimsenin, kendi eylemleriyle haklar ve yükümlülükler yaratması yeteneği.
Fiil Ehliyeti
İşlem yapabilme ehliyetidir.
Fiili Yol
İdarenin, hukuki bir dayanak olmadan faaliyet ve hizmet alanına girmeyen bir konuda eylemde bulunması İdarenin haksız fiili.
Fiktif
İtibari.
Filhakika
Hakikatte; gerçekte; doğrusu.
Firkat
Ayrılık acısı, üzüntüsü, ayrılış, ayrılma.
Fuar
Belli zamanlarda, belli yerlerde ticari mal sergilemek amacıyla açılan büyük sergi.
Fuhûş
Haddini aşma; kötülük; namusa aykırı hareket.
Fûru
Aşağıya doğru devam eden alt soy hısımları ifade eder.
Fuzûlî
Boşuna; yersiz; lüzumsuz; haksız; boşboğaz; erkek adı.
Fuzûlî işgal
Bir taşınmaz malı sahibinin izin ve rızası olmadan ele geçirmek.
Fuzuli şâgil
Hukuken geçerli bir hakkı olmadan bir yeri işgal eden.
Fuzuli şagil
Kusurlu önem arz etmeksizin, bir malın zilyetliğini, yetkili kamu kurumunun izni, sahibinin rızası veya muvafakatı dışında eline geçiren, elinde bulunduran veya her ne surette olursa olsun bu malı tasarrufunda bulunduran gerçek veya tüzel kişilere Fuzuli Şagil denir.
Fürûht
Satma; satım; satış.
G
Gabin
1) bir sözleşmede tarafların karşılıklı edimleri arasında açık bir orantısızlık bulunmasıdır. karşı tarafın özel durumundan aşırı faydalanma olarak da nitelenebilir*. gabin durumunda zarar gören taraf bir yıl içinde sözleşmeyi bozduğunu bildirerek verdiği.
Gaî (gaiye)
Gaye, maksat ve netice ile ilgili; amaca ilişkin.
Gaip
Görünmeyen; hazır olmayan; yitik; yok olan kişi; kaybolan ve kendisinden uzun zaman haber alınamayan kişi.
Gaiplik
Ölüm tehlikesi içinde kayıp olmak ya da uzun süre haber alınamaması durumudur.
Gaiplik Karinesi
Bir kimsenin, ölüm tehlikesi içerisinde kaybolması ve uzun süre haber alınamaması sonucunda, yargıç kararıyla hukuki kişiliğine son verilmesidir.
Galiz
Kaba ve çirkin, iğrenç.
Galle
Gelir; hasılat; yarar.
Garamat
Tazminat, diyat gibi edası lazımgelen şeylerdir.
Garameten
Herkese eşit olarak.
Garantör
Güvence veren ve bunun gerçekleşmesini gözeten ve denetleyen kimse, kuruluş veya devlet.
Garantörlük
Garantör olma durumu.
Garaz
(Garez)gizli düşmanlık; asıl maksat; erek; amaç; hınç.
GARDİYAN
Cezaevlerinde düzeni, tutukluların kurallara uygun biçimde davranmalarını sağlamakla görevli kimse.
Garp
Batı.
Garra
Parlak, beyaz, güzel, Şa’şaalı.
Gars
Ağaç dikme.
Gasıb
Başkasının bir eşya, para yada kıymetli malını elinden veya tasarrufundan zorla haksız yere alan kimse.
Gasp
Başkasının bir eşya, para yada kıymetli malını elinden veya tasarrufundan zorla ve haksız alınması.
Gaybubet
Kaybolma; yokluk; göz önünde olmayış; yitiklik.
Gayr (gayir)
Ayrı; başka; özge; artık; diğer; yabancı.
Gayr-i melhûz
Beklenmedik; imkansız; olanaksız.
Gayr-i mümkün
Olanaksız; imkansız.
Gayr-i müsavat
Eşitsizlik.
Gayr-i resmî
Devletin yürürlükte bulunan kanunları dışında kalan, kanun dışı, yasa dışı olan uygulamalar.
Gayrı vazıh
Kapalı.
Gayri kabili rücu
Geri dönülemez.
Gayrimenkul
Bir yerden bir yere taşınması olanaksız (taşınmaz) mal.
Gayrimenkul mükellefiyet
Bir taşınmaz malikinin, sahip olduğu mülkü nedeniyle ve özellikle o taşınmaz (gayrimenkul) teminat olmak üzere, diğer bir kimse lehine bir şey yapmaya veya vermeye zorunlu tutulması.
Gayrimenkul tellallığı
Taraflar arasında (hiçbirine sürekli olarak bağlı olmaksızın), taşınmaza ilişkin sözleşmelerin (kira, satım vb.) yapılması hususunda ücret karşılığında aracılık etme mesleği; emlakçılık.
Geçici tescil
Halen varolup da uyuşmazlığa neden olan ayni hakların korunması amacıyla tapu kütüğüne yapılan tescil.
Geçit hakkı
Bir taşınmaz üzerinden başka bir taşınmaz malikinin geçebilmesi için kurulan bir ayni hak.
Genel idare
Bütün ülkeyi kapsayan idare olup merkez teşkilatı”” ve “”taşra teşkilatı””ndan oluşur.
Genel vekaletname
Bir kimsenin, kendi adına her türlü işi yapması için başka bir kişiye vermiş olduğu vekillik belgesi.
Gensoru
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, milletvekillerince başbakana ya da bakanlardan birine bir sorunla ilgili olarak sorulan ve görüşmeler sonunda o konuda soruşturma açılması istenebilen soru.
Gerçek kişi
İnsanlar.
Sağ ve tam doğmak şartıyla anne karnına düşmeden ölüme kadarki süre boyunca insanı tanımlayan hukukî terim.
Gerçi
Gerçekten; vakıa.
Gıyâb
Hazır ve mevcut olmama; göz önünde bulunmama; uzaklaşma; kaybolma; arka.
Girift
Dolaşık; karışık; bir birinin içine girgin; tutma; yakalama.
Grafoloji
Yazıbilim.
Grafolojik
Yazıbilimsel.
Grev
İşçilerin aralarında anlaşarak veya bir kurululun kararına uyarak topluca iş bırakmalarıdır.
Gûna (gûne)
Türlü; gidiş; tarz; yol; sıfat.
Güzeran
Geçici; geçen.
Güzün
Sonbahar, güz mevziminde.
H
Hacet
Gerek; gereklilik.
Hacir
Bir şahsın medeni haklarını kullanma salahiyetinin mahkeme tarafından kaldırılması.
Hacir altına almak
Hastalık, bunama vb. sebeplerden dolayı davranışlarının nasıl sonuç vereceğini bilemeyen bir kişiyi mahkeme aracılığıyla mal ve mülk yönetimi bakımından kısıtlamak -Medeni Kanun’a göre çeşitli haklarını kullanmaya yetkili olan kişinin bu haklarını mahkeme kararı ile elinden almak, haklarını kullanma bakımından kısıtlamak.
Haciz
Borçlunun, borcunu kendi arzusu ile ödememesi durumunda, alacaklının talebiyle, borçlunun (borca yetecek miktardaki) mal ve haklarına devlet aracılığıyla (icra dairesi tarafından) el konulması.
Hacizvaaz
El koyma.
Hadd-i Maruf
Makbul olan had, Emredilen, müsaade edilen hudud.
Hâdis
Meydana gelen; çıkan; yeni çıkan.
Hafiyyen
Gizli olarak; saklı olarak; gizlice.
Hafriyat
Kazı; kazılar; toprak kazma; toprak çıkarma.
HAGB
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının kısaltması.
Hail
Duvar, çit, parmaklık, tahta perde gibi taşınmazları birbirinden ayıran işaret ve engeller.
Haiz
Sahip; elde bulunduran; taşıyan.
Hak
Hukuk düzeni tarafından şahıslara tanınmış olan yetkilerdir.
Hak ehliyeti
Sağ doğmak şartıyla ana rahmine düştüğü andan ölüm anına kadar olan dönemde herkesin sahip olduğu medeni haklardan (evlenme, mülk edinme vb.) yararlanma yeteneği.
Hakem
Tarafların aralarındaki anlaşmazlığı çözmek için yetkili olarak seçtikleri ve üzerinde anlaştıkları kişi, yargıcı.
Hakikiye
Hakikate mensup; gerçek; sahici; doğru; gerçekten.
HÂKİM
Millet adına, yargı yetkisini kullanarak yasaya aykırı davranışlarda veya uyuşulmayan işlerde yasayı yerine getirmekle, adaleti gerçekleştirmekle görevli kimse, yargıç.
Yargıç, yargılama yapan kişi.
Hakk
Doğruluk ve insaf; bir insana ait olan şey; dava ve iddiada hakikate uygunluk; harcanmış emek; pay; hisse.
Hakk-ı mesil
Su yolu hakkı.
Hakk-ı mürûr
Geçit hakkı.
Hakk-ı şuf’a
Önalım hakkı.
Hakk-ı şürb
İçme hakkı; sudan yararlanmada sıra hakkı.
Hakkaniyet
Hak ve adalete uygunluk; doğruluk.
Hakkı hıyar
Seçimlik hak.
Seçimlik borçlarda seçim hakkı.
Haksız fiil
Hukuk düzeninin izin vermediği, zarar verici eylemlerdir.
Haksız iktisap
Bir kimsenin malvarlığında, haklı bir nedene dayanmaksızın başka bir kimsenin malvarlığı aleyhine meydana gelen artma ya da azalmama durumu.
Halaza
Yere dökülen tohumlardan ertesi yıl hiçbir tarımsal faaliyet olmaksızın kendiliğinden yetişen bitki.
Halef
Bir makamda, görevde sonra gelen kişi.
Halefiyet
Ardıl, yerine geçme, yerine geçen.
Halel
Bozma; bozukluk; eksiklik; zarar.
Haleldar olmak
Bozulmak; çiğnenmek.
Hali sabıka irca
Eski hâle getirme (bkz. HMK 95. md. vd.)
Halita
Karışım.
Hamaset
Kahramanlık, yiğitlik, cesaret.
Hamil
Elinde bulunduran, taşıyan gerçek ya da tüzel kişidir.
Hamule Senedi
Tren ile taşımacılıkta kullanılan taşıma belgesi olup malların demiryolu ile taşınmasına ilişkin uluslararası anlaşmadır. Hamule, aslen Arapça bir kelime olup “yük” manasına gelmektedir.
Hapsen Tazyik
Bir kimseyi ifasına mecbur olduğu hususu yapmaya icbar için kanuni salahiyete binaen hapsetmektir.
Harâc-ı mukaseme
Arâzî-i hâriciyye mahsullerinden onda birden yarısına kadar alınan vergi.
Harâc-ı muvazzaf
Arâzî-i hâriciyye üzerine yerin tahammülüne göre,maktûiyet veçhile tayin olunan vergi.
Hariciye Vekâleti
Dışişleri Bakanlığı.
Hârîm
Başkasının giremeyeceği,girilmesine izin verilmeyen ev bölümü; harem.
Harim
Girilmesi yabancıya yasak olan, kutsal tutulan, korunulan yer.
Harnup
Keçi boynuzu.
Hartama
Pedavra; köknar ve lâdin ağaçlarından elde edilen, çatı örtüsü olarak kullanılan ince tahta;
Has
Sıkıştırmadan bir yerin içine alma; hareketten menetme; etrafını çevirme; vakfetme.
Hasârât
Zararlar; ziyanlar; hasarlar.
Hasb-el-kanun
Kanun gereği.
Hasb-el-memuriyye
Memuriyet gereği.
Hasbelkader
Rastlantı sonucu olarak, tesadüfen. Yazgıdan dolayı.
Hasbi
1.Gönüllü olarak ve karşılık beklemeksizin yapılan. 2.Nedeni olmayan, nedensiz.
Hasebiyle
Yüzünden; dolayısıyla; bu nedenle.
Hasıl
Olan, ortaya çıkan, görünen.
Hasılat
Gelir.
Hasılat Kirası
Kiraya verenin, bir bedel karşılığında, hasılat veren bir malın veya hakkın kullanımını kiracıya bıraktığı sözleşme; ürün kirası.
Hasım
Düşman, husumet.
Hasîm
İki düşmandan herbiri.
Hâsim
Hasmeden; kat’eden, kesip atan.
Haslet
Ahlak, nitelik, huy, mizaç.
Hasren
Muhasara ederek; etrafını çevirerek.
Hasretme
Özgüleme,sınırlama;tahsis etme. Bir şeyin bütününü birine, bir şeye ayarımak.
Hasretmek
Adamak, ayırmak, tahsis etmek.
Hâss
Özgü.
Hata
Yanılma, Yanılgı.
Hatîa
Günah; kabahat; suç; yanlış; yanlışlık.
Hava Oyunu
Bir mal fiyatının yükseleceği umuduyla o maldan, sözde ileride teslim alınmak üzere, bir parti satın almak ve vakti geldiğinde bu malın değerine göre fiyat farkını satıcıdan almak veya ödemek şeklinde girişilen bir çeşit talih oyunu.
Havale
Yollama ödeyicisinin, para, değerli kağıtlar veya benzeri nesneleri, yollayıcı hesabına yollama alıcısına ödemek ve yollama alıcısının da bunları kendi adına teslim almak üzere yetkili kılındığı sözleşme.
Hâvi
Kapsar; kapsayan; içeren; içerir.
Havza-i fahmiyye
Kömür havzası; kömür bulunan bölge.
Haylûlet
Engel olma; araya girme; yolu kapama.
Haymatlos
Herhangi bir nedenle uyrukluğunu yitirmiş, hiçbir devletin yurttaşı olmayan, yurdu olmayan, yurtsuz (kimse).vatansız.
Hayr (hayır)
İyilik; iyi; faydalı iş; yarar.
Hayrât
Sevap kazanmak için yapılan hayırlı işler; sevap için kurulan müessese.
Hâzık
İşinin ehli, usta, Maharetli, becerikli, mahir, Usta doktor, uzman hekim.
Hazine
Devletten ayrı bir kişilik oluşturmamakla beraber, bir taraftan bütçenin uygulanmasına ilişkin işlemleri, diğer taraftan da kamu gelir ve giderlerinin zaman olarak uygunluğunu sağlayan merkezi örgüt; Maliye Bakanlığı ve maliye dairelerinden oluşan örgüt;
Heder olma
Ziyan olma.
Hedm
Yıkma; harap etme.
Herc ü merc
Darmadağınık. Karmakarışık. Allak bullak.
Hıfz
Saklama; koruma.
Hıfzısıhha
İnsan sağlığını korumak için vücûdun ve içinde yaşanan çevrenin sağlık şartlarını inceleyen, buna göre tedbirler alan ve bu çalışmalardan bahseden hekimlik kolu, sağlık koruma, sağlık bilgisi, hijyen.
Hırsız
Başkasının malını çalan kimse, uğru.
Hısımlık
Evlenme ya da evlat edinme vasıtasıyla gerçek kişiler arasında oluşan bağdır.
Hibe
Bağışlama.
Hidematı amme
Kamu hizmeti.
Hiffet
İrade Sakatlanması, sonucunda ortaya çıkacak neticeyi öngöremeyip hata yapma, temkinsizlik.
Hilaf-ı Hakikat
Gerçeğe, hakikate karşı olan.
Hilafı
Tersi; aksi; zıddı.
Hile
Bir kimseyi aldatmak, yanıltmak için yapılan oyun, çıkar sağlamak için, değerli bir şeye değersiz bir şey katma.
Hile-i Şeriyye
Şekil bakımından hukuka uygun bir işlemi vasıta kılarak yasaklanmış bir sonucu elde etmek amacıyla yapılan muamele anlamında fıkıh terimi.
Hilkat
Yaratılma; yaratılış; tabiat.
Hilkat garibesi
1.Bedeninde doğuştan normal olmayan gariplikler bulunan kimse. 2.Acayip, garip, tuhaf şey.
Himaye
Koruma; korunma; birine arka çıkma.
Hini dava
Dava sırasında.
Hini hacet
Gerektiğinde.
Hisse-i şayia
Yaygın hisse; ortak pay.
Hissi kablel vuku
Olacak bir hadiseyi önceden bilme-görme,hissetme. Önsezi, içine doğma.
Hitâm
Son; bitim; tükenme; nihayet.
HİTAM
Bitim, bitiş, sona eriş, son.
Hizmet sözleşmesi
İşçinin, belirli veya belirsiz bir zaman süresi içinde iş görmeyi ve işverenin de ona bir ücret vermeyi üstlendiği sözleşme.
Hod-be-hod
Kendi başına;kimseye danışmadan;kendiliğinden.
Hodbehot
Kendi kendine, kendi kafasıyla, kendiliğinden, kimseye danışmadan.
Huda
Aktarma.
Hudûs
Sonradan peyda olma.
Hukuk
İçtimai hayat nizamının muhafaza ve idamesi için cemiyet azası sıfatiyle fertlerle fertler, veya cemiyetle -yani devletle- fertler, yahut muhtelif devletler arasındaki münasebetleri tanzim eden usul ve kaidelerdir.
Hukuk Boşluğu
: Somut bir olaya uygulanacak hükmün, yazılı ya da yazısız hukukta yer almamasıdır.
Hukukî
Hukuksal olan.
Hukuki işlem
Bir veya birden çok kişinin, hukuksal bir sonuca yönelttiği irade açıklaması.
Hukuki tağyir
Bir kimsenin, kendisine ait olmayan menkul eşyalar üzerinde bazı işlemlerde bulunarak, bu eşyanın niteliğini değiştirmesi.
Hukukun şeklî kaynakları
Hukuk Kurallarının hangi şekillere bürünmüş olarak bize verildiğini ve nerelerde bulunduklarını göstere kaynaktır.
Hulâsa
Özet.
Hulûl
Gelip çatma; girme; borcun vadesinin gelmesi.
Husule gelmek
Doğmak; ortaya çıkmak; meydana gelmek; oluşmak.
Husumet
Bir davanın ikamesi üzerine davacı ile müddeaaleyh arasında husule gelen vaziyeti ifade eder.
Husûmet
Hasım olma durumu; hasımlık; düşmanlık; (davada) karşı taraf olma.
Husûsat
Bakımlar; işler; şekiller; yollar; konular; meseleler; maddeler.
Hususî
Özel; kişiye ait.
Hususi
Özel, özel olarak, kişiye ait olan.
Hususi esbabı hüküm
Özel hüküm sebepleri, kanunda sayılan deliller dışındaki delil yöntemleridir.(HMK m.192)
Hüccet
Senet; delil; belge.
Hükema
Hakimler, Alimler.
Hükkâm
Hakimler; yargıçlar.
Hükmî şahsiyet
Tüzel kişilik.
Hüküm
Bir dava mahkemesinin hukuksal uyuşmazlığı çözen son kararıdır.
Hükümlü
Hakkındaki mahkumiyet hükmü kesinleşmiş olan kimse.
Hükümözlü
Yerel mahkeme tarafından hüküm kararı verilmiş ancak hükmü henüz kesinleşmemiş tutuklu.
Hükümsüzlük
Bir hukuki işlemin, kanunun öngördüğü şekilde yapılamaması veya kanuna aykırı olarak yapılması halinde hukuki sonuç doğurmamasıdır.
Hülasa
Özet, fezleke.
Hünsa
Erkek ve dişi cinsellik organları kendisinde birlikte bulunan (birey)
Hüsnü ceryan
İyi icra etmek.
Hüsnüniyet
İyiniyet.
Hüviyet
Kimlik.
İ
İ’lâmât
Bir davanın mahkemece nasıl bir hükme bağlandığını gösteren resmi vesikalar; kararı bildiren belge.
İade
Geri verme; geri çevirme; eski duruma getirme.
İade-i mahkeme
Mahkeme tarafından verilerek kesinleşen bir hükümle ilgili olarak, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda belirlenen hallerde (CMK md.311) hükümlü lehine veya aleyhine olarak yeniden yargılama yapılmasına “yargılamanın yenilenmesi” veya “iade-i muhakeme” denilmektedir.
İade-i muhakeme
Yargılamanın yenilenmesi.
Muhakemenin iadesi.
İaşe
Yaşatma; besleme; geçinme.
Yedirip , icirme , besleme bakma.
İbâre
Deyiş; cümle; paragraf; bir bölüm söz.
İbate
Bir yerde barındırma.
İbhâm
Kapalı bırakma; açıklamama; belli etmeme; gizli kapaklı tutma.
İbka
Devamlı, sürekli kılma; yerinde bırakma.
Kalmış, bırakılmış.
İbra
Aklanma; temize çıkma; aklama; temize çıkarma Alacaklının, borçlusunda bulunan alacağından tamamen veya kısmen vazgeçmesi.
Bir kimsenin zimmetini haktan beri kılmaktır ki, iki kısımdır : biri ibra-i iskat, diğeri ibra-i istifadır.
İbraname
İki taraf arasında herhangi bir alacak ya da verecek olmadığını ve tarafların bu konuda hak talep etmediğini gösteren belge.
Aklama belgesi.
İbraz
Gösterme; meydana çıkarma; sunma.
Ticari senetler muamelelerinde senedi, hamilin muhataba veya borçluya göstererek kabulünü veya tediyesini istemesine denir.
İbtida
Başlama; başlangıç; ilkin; en önce; başta.
İcâb
Gerekme; gerek; bir sözleşme için ilk söylenen söz.
İcabet etme
Uyma.
İcabı hal
Durumun gereği.
İcap
Öneri, teklif.
İnşayı tasarruf için iptida söylenilen sözdür ki tasarruf onunla ispat olunur.
İcar
Kiraya verme; kiraya verilme.
Kira.
İcâre-i müeccele
Sonradan alınacak kira.
İcareteynli vakıf
İvedili ve süreye bağlı kira sözleşmesi olan vakıf mallar.
İcazet
İzin; ruhsat, diploma.
Müsaade, ruhsat, mümeyyiz küçüklerin kendiliklerinden yaptıkları borçlandırıcı işlemleri velî veya vasîlerince sonradan verilen izin, müsaade.
İcâzet-i lâhika
Bir kimsenin izni olmadığı halde,yapıldıktan sonra bir şeyi kabul etmesi ve onaylaması.
İcbar
Zorlamak.
Zorlama, zorunda bırakma, zorla bir işi yaptırma.
İcbar etme
Zorlama.
İcmâl
Kısaltma; özetleme; öz; özet genel toplamı.
Özet, kısaltma, yorum.
İcmal
Özet.
İcra
Bir mahkemenin ilamının veya idari bir kararın hükmünün yerne getirmek demektir.
İcra tetkik mercii
İcra-İflas dairesinin üzerinde olup, icra-iflas işlemlerinin doğru ve kanuna uygun olup olmadığını denetleyen ve ayrıca kanunun kendisine verdiği dava ve işleri gören özel mahkeme.
İcra Vekilleri Heyeti
Bakanlar Kurulu.
İctima
Toplantı, toplanmak, biraraya gelmek.
İçtihad
Özel görüş; anlayış; kavrayış.
İçtihat
Herhangi bir hukuki mesele hakkında hukuk alimlerinin fikir ve mütalâalarıdır.
İçtima
Toplanma; toplantı; bir araya gelme.
İçtimaî
Sosyal; toplumsal.
İçtimai
Toplumsal.
İçtinap
Kaçınma; çekinme.
İdame
Devam ettirme; sürdürme.
İdâre-i husûsiyye
İl özel idaresi.
İddet – iddet müddeti
Türk Medeni Kanunu’na göre boşanan kadının tekrar evlenmesi için beklemesi gereken üç yüz günlük süre.
İddet müddeti
Bekleme süresi. Türk Medeni Kanunu’na göre boşanan kadının tekrar evlenmesi için beklemesi gereken üç yüz günlük süre.
İddia
İleri sürülerek savunulan düşünce, sav.
İddianame
Ceza yargılamasında, hazırlık soruşturmasının kamu davasının açılması için yeterli düzeye eriştiğinin anlaşılması üzerine savcının dava açtığını bildiren yazılı belge.
Soruşturma sonunda savcının topladığı delilleri, şüphelilerin cezalandırılmasını talep ettiği kanun hükümlerini ve bu hükümlerde yer alan karşılıklarını, gerekçeleri ve kurduğu illiyet bağı ile birlikte izah-talep ettiği metin.
İde
Düşünce, fikir.
İfa
Ödeme; yerine getirme; bir işi yapma; edim.
İfa Etmek
Yapmış olmak, yerine getirmek.
İfadat
Sözler.
İfade
Anlatma; anlatış; anlatım.
İfham
Anlatma; anlatılma; bildirme; bildirilme.
İflas
Borcunu ödemeyen veya ödemelerini tatil eden borçlu hakkında yapılan takip sonucunda, mahkeme kararı ile tespit ve ilan edilen durum.
İfrağ
Bir durumdan başka bir duruma sokma.
İfrat
Herhangi bir konuda aşırı gitme, aşırılık.
İfraz
Arazinin parçalanması; bölünmesi; parsellere ayırma; araziyi imar açısından uygun parçalara bölme.
Ayırmak, tefrik etmek.
İfsat
Karışıklık, düzeni bozma.
İfşa
Açığa çıkarma, açığa vurma.
İfşa etmek
Afişe etmek , ortaya çıkarmak, ilan etmek , yaymak…
İfşasına müeddi
Açıklanma gereği.
İftikar
Yoksulluğunu, fakirliğini açığa vurmak.
İftira
Bir kimseye gerçek olmayan, olumsuz bir durumu, bir suçu, amaçlı olarak, bilerek yükleme.
İğfal etmek
Aldatmak, kandırmak, baştan çıkarmak.
İğfal kabiliyeti
Aldatma,kandırma yeteneği.
İhale
Artırma veya eksiltme biçimiyle yapılan ve en uygun fiyatı teklif edene (en çok artıran veya eksiltene) işin/malın verildiği sözleşme yöntemi.
İhâta
Bir şeyin etrafını çevirme; sarma; kuşatma; etrafı çevrilme; anlayış; geniş bilgi.
İhbar
Haber verme; bildirme; bildirim.
İhdas
Ortaya çıkarma; kurma; bir şeyi ilk kez ortaya koyma.
İhfa
Saklama.
İhkak-ı hak
Kendiliğinden hak alma.
İhlal etmek
Zarar vermek; zedelemek; dokunmak; hakkını zedelemek; çiğnemek; bozmak.
İhmal
Dikkatsizlikten ve özensizlikten kaynaklanan kusur; savsaklama; gerekli özeni göstermeme.
İhraç
Çıkarma; dışarıya mal satma; dış satım.
İhraz
Benimseme; sahipsiz bir malı sahiplenme.
Kazanmak, elde etmek.
İhsas.
Kapalıca anlatım, hissettiriş.
İhsas-ı Rey
1- Tarafını belli etmek 2- Hakimin devam etmekte olan davaya ilişkin görüşünü ( kararını ) belli ederek davanın seyrini etkilemesidir.
İhtar
Hatırlatma; dikkati çekme; uyarma; uyarım.
Uyarı, uyarma, bir şeyi birine anımsatma.
İhtarname
Bir kimseye, bir hususu yerine getirmesi veya getirmemesi için yapılan yazılı uyarı; hatırlatma belgesi.
Bir kişinin ya da kurumun hukuki boyutu olan durumlar için kanunlara, sözleşmelere ya da gelenek ve göreneklere dayanarak ilgili tarafa yazılı olarak hak ve taleplerini bildirmesi.
İhticâc
Delil veya tanık gösterme.
İhticaca Salih Olmak
Yazılı bir belegenin delil olabilme gücüne sahip olması.
İhtilaf
Anlaşmazlık; uyuşmazlık; çekişme; niza; görüş farklılığı.
Anlaşmazlık, çekişme. Aykırılık. Söz, tutum, durum ve davranışlarda birbirine aykırı ve muhalif olma. Çelişki.
İhtilâs
Nitelikli zimmet anlamına gelmekte olup zimmetin hile ya da aldatıcı bir yöntem ile gerçekleştirildiği durumlardır.
İhtilat
Karışma; katılma; bir araya gelme.
Katılma, başkalarıyla ilişkilerde bulunma, haberdar yaşam.
İhtimam
Özen; bir şey, iş ya da kişiye özel dikkat gösterme.
İhtira
Bilimsel buluşlar üzerindeki haklar.
İhtirâzi kayıt
Çekince; önkoşul; belli hakları kullanma hakkının saklı tutulması.
İhtirazi Kayıt
Muayyen hakları kullanmak hususunda serbestisini muhafaza etmek isteyen tarafın bu hususta vaki beyanıdır.
Taraflardan birinin sözleşmelerin ya da uluslararası anlaşmaların bir maddesine çekince koyması, ihtirazi kayıt koyduğu konuda/maddede bir takım haklarını saklı tutması ya da şarta bağlaması şeklinde kendini gösteren şart.
1.Çekinme, sakınma, çekince 2.Belli hakların kullanma hakkının saklı tutulması.
İhtisaren
Kısaca, özet halinde.
İhtisas
Uzmanlık, uzmanlaşma.
İhtiva
İçine alma, içinde bulundurma, içerme.
İhtiva etmek
İçermek; kapsamak; içine almak; içinde bulundurmak.
İhtiyar etmek
Seçmek; seçme hakkını kullanmak; tercih etmek; yeğlemek.
İhtiyarî
İsteğe bağlı; seçmeli; istemli.
İhtiyari
İsteğe bağlı, seçmeli olan.
İhtiyat
Sakınma;
İhtiyati Haciz
Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir borcun alacaklısının, borçlunun elinde veya üçüncü şahısta olan menkul ve gayrimenkul mallarını ve alacaklariyle diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilmesidir.
Bir para alacağının zamanında ödenmesinin garanti altına alınması amacıyla, mahkeme kararı ile borçlunun mallarına önceden, geçici olarak el konulmasıdır.
İhtiyati tedbir
Davacının, davasını kazanması durumunda, dava konusu şeye kavuşabilmesi için, davadan önce veya dava sırasında o şeyi garanti altına almasına yarayan önlem.
İhtizaz
Titreşme, titreşim.
İhya
Yeniden canlandırma, çok iyi duruma getirme,geliştirme, güçlendirme.
İhzâr
Hazırlama; huzura getirme;
İhzar
Hazır bulundurma, hazır hale getirme. Duruşmalarda hâkim önünde hazır bulundurma.
İhzaren celb
Sanığı veya tanığı, kendi arzusu nedeniyle gelmediği için mahkeme önüne hakim kararı ile zorla getirtme.
İhzarî
Hazırlayıcı; yetiştirici; hazırlık niteliğinde olan.
İka
Yapma, etme.
İka etmek
Yapmak; etmek; oluşturmak.
İkale
Bir hukuki muamelenin vücut verdiği bir vaziyeti, ikinci bir hukuki muamele ile eski haline getirmek demektir.
İbraname bir borcun sona ermesi anlamına gelirken; ikale, borcu doğuran hukuki işlemin sona erdirilmesi, eş deyişle, iş akdinin sonlandırılmasına karşılık gelmektedir.
İkale sözleşmesi
Bozma sözleşmesi, işçi ve işveren arasında iş sözleşmesinin karşılıklı anlaşma ile sona erdirilmesi.
İşçi ve işverenin aralarında karşılıklı olarak yapacakları bir anlaşmayla iş akdine her zaman sona erdirebildikleri sözleşmeye denir.
İkâme
Yerine koyma; yerine kullanma; dikme;yerine geçme; kaim olma; dava açma.
İkamet etme
Bir yerde yerleşme iradesi ve niyetiyle oturma.
İkametgah
Bir kimsenin yerleşme kast ve niyetiyle oturduğu yer.
İkametgâh
Mesken, konut, ikâmet edilen yer. Bir kimsenin yerleşmek niyetiyle oturduğu yer. Herkesin bir tek ikâmetgâhı vardır. Tüzelkişilerin bazen birden çok ikâmetgâhı bulunabilmektedir.
İKBAL
Yüksek bir makama ya da iyi bir duruma erişme.
İkmal
Tamamlama; bitirme; devamlı olarak yiyecek içecek ve diğer gerekli malzemenin sağlanması.
Eksik malzemenin tamamlanması,temin edilmesi.
İkmalen Vergi Tarhı
İkmalen vergi tarhı, her ne şekilde olursa olsun bir vergi tarh edildikten sonra bu vergiye müteallik olarak meydana çıkan ve defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak miktarı tespit olunan bir matrah veya matrah farkı üzerinden alınacak verginin tarh edilmesidir.
İkrâh
Korkutma; bir kimseyi yapmak istediği şeyi yapmamaya, yapmamak istediği şeyi yapmaya korkutarak zorlamak.
İkrah
Korkutma, tiksinme, iğrenme.
Bir kimseyi yapmak istediği şeyi yapmamaya, yapmamak istediği şeyi yapmaya korkutarak zorlamak.
İkrar
Saklamayıp söyleme; bildirme; açıkça söyleme; kabul.
Aleyhine hukuki neticeler husule getirebilen maddi veya hukuki bir vakıanın doğruluğunu tasdiktir.
İkraz
Borç verme; ödünç verme.
İkrazat
Borç verme, Borçlar.
İktibas
1.Ödünç alma. Alıntı. 2.Yabancı hukukun tamamen ya da bazı kanunlarının olduğu gibi veya değiştirilerek kabulüdür. Benimsenen hukukun, benimseyen ülke tarafından istenerek gönüllülük esasına dayalı, bilinçli olarak seçimi ve aktarılmasıdır.
Ödünç alma, ödünç alınan şey, alıntı.
İktifâ
Yeter bulma; yetinme.
İktifa
Yetinme.
İktiham
(Bir zorluğu) giderme, kaldırma, yenme; (olumsuz bir duruma) dayanma, katlanma.
İktirân
Yakın varma; yanına gelme; yaklaşma; ulaşma; erişme.
İktisabî
Kazanma ile ilgili; edinme ile ilgili.
İktisadi
Ekonomik.
İktisap
Kazanma; kazanım; edinme; bir şeyin mülkiyetini elde etme.
Bir şeyin mülkiyetini elde etmek demektir.
İktisat Vekâleti
Ekonomi Bakanlığı.
İktiza
Gerekme; gerektirme; gereklilik; işe yarama ilâm yargı belgesi; mahkemenin verdiği nihaî (son ) kararın, iki taraftan her birine yöntemine göre verilen onamlı örnekleri; mahkeme kararı örneği (sureti)
İktizâ
Gerek;lüzüm.
İla-nihâye
Sonuna kadar.
İlam
Bir davanın mahkemece nasıl bir hükme bağlandığını gösteren resmi vesikalar; kararı bildiren belge.
İLAMAT
Bir davanın mahkemece nasıl bir hükme bağlandığını gösteren resmi vesikalar.
İlamlı icra takibi
Para veya paradan başka bir şey içeren konularda, önce bir mahkeme ilamı alınıp, ilamlara özgü icra takibi yapılması.
İlamsız icra takibi
Elinde bir mahkeme ilamı bulunmayan veya bulunmasına rağmen ilamlı icra yoluna başvurmayan kişilerin, alacaklarını elde etmek için başvurdukları icra yolu.
İlânihaye
Sonsuza değin, sonsuza kadar.
İlanihaye
Sonsuza kadar.
İlga
Ortadan kaldırma; yürürlükten kalkma; hükümden düşürme; geçersizleştirme.
Kanun, tüzük veya yönetmeliklerin yeni bir kanun, tüzük veya yönetmelikle yürürlükten kaldırılmasıdır.
İlhak
Kendine bağlama, kendine takma.
İlka
Koymak, birakmak. Terk etmek, Öne atmak.
İllet
Hastalık; sakatlık; bozukluk; neden; sebep.
İlliyet bağı
Nedensellik bağı; bir neden ile ortaya çıkan sonuç arasındaki ilişki.
İlliyet rabıtası
Nedensellik bağı.
İlmî
Bilimsel.
İlmi içtihatler
Hukuk bilginlerinin hukuki sorunlarda ileri sunmuş oldukları görüş, düşünce ve kanaatlerdir.
İlmühaber
Belge; birinin herhangi bir durumunu (örneğin ikametgahını) gösteren durum belgesi.
Birinin yer,hal,medeni durum vb şeylerini gösteren resmi belge. Bir şeyin teslim alındığını gösteren belge,alındı kağıdı.
İltibâs
Karıştırılma; benzeşim; karışıklık.
İltibas
Karistirilma; benzeşim; karışıklık.
İltica
Sığınma.
İltihâk
Katılma; karışma.
İltihak
Başka devletler tarafından imza edilmiş bulunan bir muahedeye iştirak etmek isteyen diğer bir devletin müracaat ettiği hukuki muameleye denir.
İltimas
Kayırma, ayrıcalık gösterme.
İltisâk
Yapışma; bitişme; kavuşma.
İltisak
Kavuşma, bitişme, birleşme, bağlantı.
İltizam
Kendi için gerekli sayma; gerektirme.
İltizami muamele
Bir kimsenin malvarlığının aktifinde yer alan kalemlere dokunmaksızın, yalnızca pasifini artıran bir işlem yapması; taahhüt işlemi; borçlandırıcı işlem;
İlzâm
Susturma; bağlama.
İlzam
Bir şeyi lazım kılmak.
İmâl
Yapma; yapılma; meydana getirme.
İmâr
Bayındırlık; bayındır duruma getirme; geliştirme.
İmdi
Buna göre; şu halde; o halde.
İmha
Yok etme; ortadan kaldırma; mahvetme.
İmhâl
Mühlet verilmesi; süre verilmesi; erteleme; yeni bir önel tanıma.
İmhal
Mühlet verilmesi,süre verilmesi, erteleme.
Mühlet vermek.
İmhal etmek
Mehil vermek, Süre vermek, Sonraya bırakmak.
İmlâ
Doldurma; doldurulma; yazdırma; yazdırılma; bir dilin cümlelerini, kelimelerini doğru yazma bilgisi.
İmtina
Kaçınma; çekinme.
İmtisâl
Gerekeni yapma; bir örneğe göre hareket etme; alınan emre boyun eğme.
İmtiyaz
Ayrıcalık; farklılık.
Başkalarına tanınmayan özel, kişisel hak veya şart, ayrıcalık.
İmza
Kendi ismini veya kendine ait bir işareti, kendisinin kabullenerek yazması.
İn’ikad
Bağlama; kurulma; toplanma.
Akdin kuruluşunu ve hukukî varlık kazanmasını ifade eden İslâm hukuku terimi.
İnbiâs
Gönderilme; meydana çıkma; ileri gelme.
İnd-el-hâce
Lâzım olduğu; gerektiği zaman.
İnd-ettemyiz
Temyiz sonunda; temyiz olunduğunda.
İndelhace
İhtiyaca binaen, ihtiyaca göre.
İndinde
Yanında.
İnfâk
Beslemek; geçindirmek; nafakalandırmak.
İnfaz
Bir kararı, bir yargıyı yerine getirme, uygulama, yürütüm. Yargı sonunda verilen kararın uygulanması.
Gereğini yapma;yerine getirme; icra etme.
İnfial uyandırmak
Kızgınlığa yol açmak, öfke yaratmak.
İnfisah
Ortadan kalkma; dağılma; fesholma.
Akdin kendiliğinden ortadan kalkmasıdır.
İnfisâh
Fesh olunma; bozulma; hükümsüz kalma; dağılma; kendiliğinden ortadan kalkma.
İnha
Birini resmi bir göreve atamaya ya da bir üst aşamaya getirmeye ilişkin, ilgili makama yazılmış öneri yazısı.
İnhisar
Tekel; monopol; alımın veya satımın tek bir elde toplanması.
İnhisari
Kendi başına, tekelli.
İnkılâp
Değişme; bir halden başka bir hale dönme; devrim.
Devlet eliyle memleketin içtimai hayatının ve müesseselerinin makul ve ölçülü metotlar ile köklü bir surette yenileştirilmesi.
İnkıta
Kesilme; kesinti; ara verme.
İnkıyâd
Boyun eğme; kendini teslim etme.
İnkisâm
Taksim olma; parçalanma; bölünme; ayrılma.
İnkişaf
Açılma; gelişme; gelişim; açınım.
İnkiza
Bitim; sona erme.
İnsicâm
Bir düzeye gitme; düzgün söz; düzgünlük; tutarlık.
İnsicam
Bir düzeye gitme; düzgün söz; düzgünlük; tutarlılık.
İnsiyak
İçgüdü.
İnşâî
İnşaya, yapıya ait.
İnşaî hak
Yenilik doğuran hak; bir hukuki durumun ortadan kaldırılması, değiştirilmesi veya yeni bir hukuki durumun yaratılması için kişinin kullandığı hak.
İntac
Sonuç verme; nitelendirilme; sonuçlandırılma; bitirme.
İntaç
Sona erdirme, bitirme.
İntibak
Bir durum ya da çevreye uyma, uyum; uyarlama, uyarlanma.
Bir duruma, bir ortama ya da çevreye uyma, alışma.
İntifa
Yararlanma; bir şeyden istifade etme.
İntifa hakkı
Yararlanma hakkı; başkasına ait bir malda, kullanma ve ürünlerinden yararlanma yetkilerine sahip olmayı içeren irtifak hakkı çeşidi.
Başkasına ait bir maldan yararlanma, başkasına ait bir malı kullanma hakkı.
Başkasına ait taşınır ya da taşınmaz bir mal, bir hak ya da belirli bir mal varlığı üzerinde belirli bir kişiye tam yararlanma imkanı tanıyan bir irtifak hakkıdır.
İntifak Hakkı
Bir eşyayı sadece kullanma ve ondan yararlanma yetkisi sağlayan ayni haktır.
İntihâb
Seçme; seçilme; seçim.
İntihab
Seçme,seçilme,seçim.
İntihal
Aşırma, bilgi hırsızlığı.
Aşırma (hırsızlık), başkasına ait düşünce, görüş, bilimsel eser, yazı ve dizelerin, kaynak gösterilmeden kendisine aitmiş gibi gösterilmesi.
İntikal
Bir mal üzerindeki tasarruf hakkının, kanun ile belli kimselere geçmesi.
İntişar etmek
Yayılmak, çıkmak, yayımlanmak.
İntizâm
Düzgünlük; çeki düzen; düzenlilik.
İntizam
Düzenli, düzgün olma.Düzen, çekidüzen.
İntizâr
Bekleme; beklenilme; gözleme; gözlenilme.
İntizar
Bekleme, gözleme.
İnzibât
Yolunda olma; genel emniyetin yolunda olması; sıkı düzen.
İnzimâm
Eklenme; katılma; ilave.
İpham
Belirsizlik.
İpka
Kalma; yerinde bırakma; görevinde bırakma; yenileme.
İpotek
Hak sahibine, alacağını, bir taşınmaz malın değerinden elde etme yetkisini veren sınırlı bir ayni hak.
İpotek akit tablosu
İpoteğin kurulması sırasında tapu memuru tarafından düzenlenen ve ipoteğin durumunu gösteren resmi senet.
İpotek belgesi
Tapu sicil müdürlüğü tarafından verilen ve ipotek akit tablosunun özetini içeren belge.
İpotekli borç Senedi
Taşınmaz rehni ile güvence altına alınmış kişisel bir hak nedeniyle, yetkili tapu görevlilerince ilgili taşınmaza değer biçilerek, taşınmaz değerinin bağlandığı (sürümünün kolaylaştırıldığı) kıymetli evrak.
İptal
Hukuk kurallarına aykırı biçimde yapılmışbir idari işlemin yargı organının kararıyla ortadan kaldırılmasıdır.
İptida
Başlangıç, ilk.
İptidai itiraz
İlk itiraz.
Îrâd
Gelir; gelir getiren yapı; söyleme, getirme.
İrad Senedi
Bir alacak nedeniyle üzerinde gayrimenkul mükellefiyeti kurulan bir taşınmazın değerinin, taşınmazdan ödenmesi gerekli bir para borcu biçiminde bağımsızlaştırılarak, sürümünü artırmak için bağlandığı kıymetli evrak.
İradi
1.Dışsal bir zorlama olmaksızın, kişilerin iradeleri sonucu olarak ortaya çıkan 2.İradeli, istençli 3.(Osmanlı Dönemi) iradeden gelmiş. Konulmuş, yerleştirilmiş.
İrae
Tayin etme; gösterme.
İrae edilmek
Gösterilmek.
İras
Yapma; etme; birine (zarar) verme, sebep olma.
İrat Senedi
Bir alacak nedeniyle üzerinde gayrimenkul mükellefiyeti kurulan bir taşınmazın değerinin, taşınmazdan ödenmesi gerekli bir para borcu biçiminde bağımsızlaştırılarak, sürümünü artırmak için bağlandığı kıymetli evrak.
İrca
Eski duruma çevirme; geri döndürme; indirgeme.
İrca olunma
Eski duruma getirme; çevirme; döndürme.
İrsen
İrs yoluyla; miras yoluyla (geçerek)
İrtibat
Bağlantı; ilişki; ilgili olma.
İrtifak
Hacet talep etme; ihtiyaç duyma; yükümlenim.
Mevcut bir mal üzerinde kullanma hakkı.
İrtifak hakları
Bir taşınmaz üzerinde, bir kullanma ve yararlanmaya rıza göstermeyi veya mülkiyete özgü bazı hakların kullanılmasından kaçınmayı gerektiren ve diğer bir taşınmaz veya kişi yararına ayni hak olarak tesis edilen hukuki işlem.
İrtihal
Göçme, ölme.
İrtihan
Rehin olarak alma, alınma.
İrtikâb
Bekleme, gözleme. Bir işe girişmek.
İrtikâp
Kötü iş yapma, kötülük etme. Yalan söyleme, hile yapma.
İrtikap
Menfaat sağlama.
Kötü iş yapma, kötülük etme Yiyicilik. Yalan söyleme, hile yapma.
İs’af
Yerine getirme.
İsâl
Vardırma; vardırılma; ulaştırma; ulaştırılma.
İsbât
Şahit ve delil göstererek doğrusunu ortaya çıkarma.
İsdar etmek
Çıkarmak.
İskan ruhsatı
Bir binada oturulabilmesi için, yapının tamamlanmasından sonra ve İmar Kanunu’na göre, o yapının kullanılabileceğine ilişkin olarak verilen belge.
İskat
Düşürme; hükümden düşürme; yok etme; iptal.
İslah
Düzeltme; davada tarafça düzeltme; iyileştirme; iyi bir hale getirme.
Taraflardan birisinin davada yapmış olduğu bir usul işlemini kısmen veya tamamen düzeltmesidir.
İslah Etmek
(Bir şeyi) daha iyi bir duruma getirmek, düzeltmek, iyileştirmek.
İslahât
Düzeltme veya iyileştirme işleri.
İsnad
Bir şeyi veya bir işi, birisi için yaptı diyebilme; bir şeye dayandırma; yükleme.
İsnat
Bir düşünceyi, bir konuyu bir kişi veya sebebe dayandırma, yükleme, atfetme. Karacılık, iftira.
İstılâh
Terim.
İsti’dâd
Kabiliyet; akıllılık; anlayış; yetenek.
İstiane
Yardım isteme.
İsticar
Kira ile tutma; kiralama.
İsticvab
Bir tarafın kendi aleyhine olan belli bir veya birkaç vakıa hakkında mahkeme/hakim tarafından sorguya çekilmesi (dinlenmesi) demektir.
İsticvap
Sorguya çekme; sorguya çekilme.
İsticvap name
Yapılan sorgulamanın yazıldığı kağıt.
İstida
Dilekçe; arzuhal; emanet bırakma; himaye (korunma) talep etme.
1.Dilekçe, arzuhâl. 2.Emanet bırakma , himaye talep etme.
İstidlâl
Bir kanıta dayanarak, bir nesneden sonuç çıkarma; kanıt ile anlama.
İstifa
İsteğe bağlı olarak bir görevden ayrılma.
İstifade
Yararlanma; faydalanma.
İstifham
Soru;
İstiglâl
İpotek; ev, dükkân, tarla ve bunlara benzer taşınmazların geliri, karşılık gösterilerek rehine koyma.
İstihap
Yanına almak.
İstihdâf
Hedef tutma; amaç edinme; amaçlama.
İstihdâm
Hizmete kabul etme; kullanma; çalıştırma.
İstihkak
Hak istemek; hak ediş; bir şey üzerinde hak iddiasında bulunma.
Kazanılan şey, hakedilen.
İstihkak davası
Taşınır veya taşınmaz bir mal üzerinde mülkiyet veya diğer bir aynî hak iddiasında bulunmayı konu alan dava.
İstihlaf
Mirasçı murisin haklarını ve borçlarını istihlaf eder. ( ardıl (halef) olma. )
İstihlâk
Tüketim; kullanarak bitirme.
İstihlak
Tüketim.
İstihrâç
Çıkarma; çıkarılma; netice çıkarma; anlam çıkarma; anlama.
İstihsal
Üretim; üretme; elde etme.
İstihza
Alay, ironi.
İstikak
İspat davası.
İstikraz
Borç alma; ödünç alma.
İstikşaf
Araştırma.
Aslını anlamaya çalışma, keşfe çalışma, keşif çalışması yapma.
İstikşafi
Keşif, tanıma amaçlı görüşme.
İstiktab
Söyleyip yazdırma, yazısını kontrol etmek için bir kimseye bir kaç satır yazı yazdırma.
İstiktap
Tarafı sorguya çeken yargıcın yeteri kadar ikna olmaması durumunda,senedi imza ettiği iddia olunan tarafa yazı yazdırması,imza attırması; yargıç, istiktap yoluyla elde edilen imza ile elde bulunan imzayı karşılaştırır ve ikna olmaya çalışır.
İstilzâm
Gerektirmek.
İstimâ
Davada dinleme; yargıcın duruşmada iki taraf veya vekillerinin sözlü olarak ileri sürdükleri sav ve savunmaları ile,tanık ve bilirkişinin beyanlarını dinlemesi.
İstima
Davada dinleme,yargıcın duruşmada iki taraf veya vekillerinin sözlü olarak ileri sürdükleri sav ve savunmaları ile tanık ve bilirkişinin beyanlarını dinlenmesi.
İstimâl
Kullanma.
İstimlak
Kamulaştırma,.
İstimlâk
Kamulaştırma; kamu kurum ve kuruluşlarınca kamu yararı kararına dayanılarak özel mülkiyete konu taşınmazların bedeli peşin ödenerek alınması.
İstimrar
Sürüp gitme, süreklilik.
İstimval
İlgililerin rızası olmasa bile yasa gereğince ve değer pahası karşılığında kişilerin mallarına el konulması.
Devletin,olağanüstü durumlarda ilgililerin rızası olmasa bile yasa gereğince ve değer pahası karşılığında kişilerin elindeki mallara el koyması.
İstina
Dayanak; dayanma.
İstinabe
Davanın görülmekte olduğu mahkemeye gönderilmek üzere başka bir yerde bulunan bir tanığın, tanığın bulnduğu yerde ki mahkeme tarafından ifadesinin alınması.
Dosyanın görülmekte olduğu mahkemeye gönderilmek için başka bir yerde bulunan bir tanığın oradaki mahkeme tarafından ifadesinin alınması.
Bir mahkemenin kendi yargı çevresi dışında ifa edilecek bir iş için bir başka mahkemeden iş yahut işlemin ifası isteminde bulunması.
İstinad
Dayanma; senet, delil sayma.
İstinâd etmek
Dayanmak; bir şeyi dayanak(mesned) olarak almak.
İstinaden
(Bir görüşe, gerekçeye) dayanarak, güvenerek, dayanılarak, dayandırarak.
Bir görüşe, bir düşünceye dayanarak, güvenerek.
İstinaf
Temerrüte düşen borçlunun borcun muaccel olması anından borcun ifasina kadar geçen zamandaki faiz.
Bir işe yeniden başlamak, Dava mahkemeleri ile Temyiz Mahkemesi arasındaki bir derece yüksek mahkemeye verilen isim.
İstinaf Kanun Yolu
İstinaf kanun yolu, ilk derece mahkemesi ile temyiz incelemesi arasında, ikinci derece bir denetim mekanizması ve kanun yoludur.
İstinaf Mahkemesi
İstinaf, Arapça kökenli bir kelime olup,İstinaf Mahkemesi Yargıtay ile ilk derece mahkemeleri arasında olan yargısal denetimin adıdır.
İstinkâf
Çekimser kalma; çekinme; geri durma; sakınma.
İstinkaf
Sakınmak.
İstinsah
Suret çıkarma.
İstirdâd
Geri alma; alınma; geri isteme.
İstirdad
Bir şeyi sahibine iade etmek ve geri ödemek.
İstirdat
Geri almak.
İstisna
Ayrı tutma; kural dışı sayma.
İstisna Akdi
Yüklenicinin (müteahhidin), ücret karşılığında, iş sahibi için eser ortaya çıkarmayı borçlandığı sözleşme; eser sözleşmesi.
İstisna sözleşmesi
Yüklenicinin (müteahhidin), ücret karşılığında, iş sahibi için eser ortaya çıkarmayı borçlandığı sözleşme; eser sözleşmesi.
İstişare
Danışma.
İstişare etmek
Danışmak.
İstivcap
Bir tarafın kendi aleyhine olan belli bir vakıa hakkında mahkeme tarafından dinlenmesi anlamına gelmekte olup, davanın aydınlatılmasına katkıda bulunan bir usul işlemidir.
İstizag
Herhangi bir konuda açıklayıcı bilgi isteme, bir sorunun açıklanmasını isteme.
İstizah
Açıklama istemek.
Herhangi bir durumla, sorunla ilgili olarak açıklayıcı bilgiler isteme.
İstizan
Bir şeyi yapmak için izin alma, izin isteme, yetki isteme.
İş’âr
Bildirme; yazı ile bildirme; gösterme.
İş’ar
Yazı ile bildirme.Yazı ile haber vermek. Anlatmak, bildirmek.
İşbu
Bu, özellikle bu, tam olarak bu.
İşgal
Tapu kütüğüne göre sahipsiz mal durumuna geldiği anlaşılan taşınmaz malları edinme yolu.
İşhâd
Şahit getirme; tanıklık ettirme; tanık gösterme.
İşkâl
Zorlaştırma; güçleştirme.
İşkal
Güçleştirme,zorlaştırma, çetinleştirme,müşkilleştirme.
İşmam
Hafif olarak duyurmak, koklatmak. Hissettirmek.
İştibah
Şüphelenme,şüphe,kuşkulanma:kuşku.
İştigal
Meşgul olma; bir işle uğraşma.
İştirâ
Alım hakkı; satın alma hakkı; hak sahibine istediği zamanda bir şeyin malikinden, o şeyin mülkiyetinin kendisine kararlaştırılan bedel karşılığında devrini isteme yetkisi veren hak.
İştira
(İştirâ) – alım hakkı; satın alma hakkı; hak sahibine istediği zamanda bir şeyin malikinden, o şeyin mülkiyetinin kendisine kararlaştırılan bedel karşılığında devrini isteme yetkisi veren hak.
İştira hakkı
Hak sahibine, istediği zamanda, bir malın malik.
İştirâk
Katılma; ortak olma; ortaklık.
İştirak
Ortaklık, ortak olma, paydaşlık.
İştirak halinde mülkiyet
Kanundan veya sözleşmeden ötürü birbirlerine ortaklık bağı ile bağlı bulunan kimselerin, bu ortaklıkları nedeniyle bir malın mülkiyetine elbirliğiyle sahip oldukları ve her birinin hakkının, o malın tamamını kapsadığı mülkiyet biçimi.
İştirak Nafakası
Velayeti kendisine verilmeyen eş aleyhine, ergin olmayan çocuk lehine herhangi bir talep olmaksızın da hâkim tarafından hükmedilen nafaka türüdür. Bu nafaka türünde eşlerin kusur durumunun hiçbir önemi yoktur. Bu nafaka türündeki amaç ergin olmayan çocuğun yetiştirilmesi, sağlık barınma, eğitim vs. giderlerine velayet kendisine verilmeyen eşin mali gücü oranında katılmasını sağlamaktır.
İta
Verme; ödeme.
İta Amiri
Satın alımlarda ihale ve ödeme onayı için imza yetkisine haiz kamu görevlisi.
Ödemeye yetkili görevli.
İtfa
Söndürme; ödeme; bir borcu, ödeme, takas, af gibi bir sebeple kapatma; sona erdirme.
İtham
Suçlama, Suçlu görme.
İtidal
Ölçülülük; aşırı olmama; orta olma; ılımlılık.
İtikaf
Bir yere çekilip ibadet etmek.
İtiyadi
Tekrarlanan, Alışkanlık haline gelen.
İtiyadi suçlu
Kasıtlı bir suçun temel şeklini ya da daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerini bir yıl içinde ve farklı zamanlarda ikiden fazla işleyen kişi.
İtiyat
Alışkanlık, Huy.
İTİZAR
Kusurunu beyan edip af dileme.
İtlaf
Öldürerek ortadan kaldırma, yok etme, öldürme.
İtlâk
Salıverme; koyuverme; boşamak; demek; denilmek; tabir.
İtmam
Tamamlama.
İttıla Etmek
Öğrenmek, haberdar olmak.
İttiba
Uyma; itaat etme.
İttihâd
Bir olma; birleşme; birlik.
İttiham
Suç altında bulunmak, Suçlamak. Töhmet altında olmak, Suçlandırmak.
İttihâz
Edinme; edinilme; kabul etme; sayma; tutma; alma.
İttihaz
Kabullenmek.
İttihaz etmek
Saymak, tutmak, … olarak görmek.
İttisâl
Bitişme; kavuşma; yakınlık.
İvaz
Karşılık; bedel; eder; karşı bedel; mukabil eda; fiyat.
İvazlı akit
İki tarafa borç yükleyen sözleşme.
İvazlı İktisap
Bir malın mülkiyetinin veya bir menkul değerin, bir kişiden bir başka kişiye, karşılığında herhangi bir bedel (ivaz) sağlanmadan veya öngörülmeden, geçirilmesidir.
İvazsız akit
Tek tarafa borç yükleyen sözleşme.
İvazsız tasarruf
Herhangi bir karşılık alınmadan yapılan bir hukuki işlemlerdir. Borçlu tarafın herhangi bir kazanımı olmadan alacağından feragat etmesini, miras hissesinden vazgeçmesini veya bir mal vermeyi söz vermesi ivazsız tasarrufa örnek teşkil eder .
İvedi
Acele , çabucak…
İyi niyetli 3. kişi
Bir hakkın kazanılmasında iyi niyeti hukuk düzeni tarafından korunan kişidir.
İzaa
Kaybetme; yitirme.
İzafe
Zammetmek; katmak; karıştırmak.
İzahtan vareste
Açıklanmaya gerek olmayan, apaçık ortada olan.
İzale
Giderme; giderilme.
Giderme, sona erdirme.
İzale-i şuyu
Ortaklığın giderilmesi,ortaklığa son verme.
İzale’i şüyu
Herhangi bir ortak malın ortaklar arasında paylaşılamaması sonucunda mahkeme yolu ile satılması ve paylaşılmasıdır. Paydaşlığın giderilmesi de denilebilir.
Ortaklığın giderilmesi davası.
İzale-i şüyuu
Herhangi bir malın kendisinin veya satılarak bedelinin paylaştırılması suretiyle, bu mal üzerindeki ortaklığın (paydaşlığın) giderilmesi.
İzdivac
Evlenme.
İzhâr
Açıklama.
İzinsiz defin
Ölen kimsenin yasa dışı gömülmesi işlemi. İlgili yer Mezarlıklar Müdürlüğünde kayıt yapılmadan ve yine bu kurumdan izin alınmadan yapılan defin işlemidir.
İzrar
Zarar verme; zarara sokma.
İztırâr
Zorunluluk; çaresizlik.
İztırar
Zorunluluk, çaresizlik, mecburiyet.
İztırar hali
Kişinin açlık,susuzluk hali nedeniyle yada mevcut bir tehlike nedeniyle;üçüncü kişiye verdiği zarardan dolayı sorumluluk durumuna ilişkin hukuki konumu. BK.mad.52/;765 s.TCK.mad.49/3; TMK.mad.753.
K
Kaanî
Kanaat eden; yeter bulup fazlasını istemeyen; inanmış; kanmış.
Kaasır
Zorla işleten; kısa.
Kabil
Kabul eden; kabul edici; olan; olabilir.
Kabili rücu
Dönülebilir.
Kabl-el-işgal
İşgalden önce.
Kabul
İcabın karşı tarafça olumlu biçimde cevaplandırılması.
Kabz
Alma; elde tutma; edinme.
Kabzeylemek
Almak; elde tutmak; edinmek.
Kadastro
Arazilerin,arsaların yerini, alanını, sınırlarını ve sahiplerini belirtip plana bağlama işi;
Kadîm
Çok eski zaman; eski.
Kadim
Başlangıcı geçmişin derinliklerinde bulunan, pek çok eskiye uzanan, öncesiz.
Kadirşinas
Değerbilir, İyilikbilir.
Kadri maruf
Takdir edilen miktar.
Kadük olma
Değer yitimi.
Kâffe
Hep; bütün; cümle.
Kâfi
Yeter; yeterli.
Kagir
Taş veya tuğladan imal edilmiş yapı; kargir.
Kahir Ekseriyet
Ezici Çoğunluk.
Kaide
Kural; usul; ilke; prensip; esas; temel;yol; taban; ayaklık.
Kaim
Başka bir şeyin ya da kişinin yerine geçen.
Kâim
Başka bir şeyin ya da kişinin yerine geçen.
Kaime
Kağıt para.
Kain
Bulunan, olan.
Kal’
Koparma; sökme; çıkarma; çıkarılma; temelinden çekip alma.
Kalbetme
Değiştirme; çevirme.
Kambiyo senetleri
Poliçe, çek ve bonodan ibarettir.
Kambiyo taahhüdü
Ticari bir senet üzerine imza koymak suretiyle doğan soyut borç.
Kamu düzeni
Bir ülkedeki kurum ve kuralların, devletin güvenliğini, kamu hizmetlerinin iyi işlemesini ve bireyler arasındaki ilişkilerde huzuru, hukuk ve ahlak kurallarına uygunluğu sağlamasıyla oluşan düzen.
Kamu haczi
Devletin, Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergi, resim, harç ve bunlara bağlı ceza, faiz ve zamlar ile kamu hizmetleri uygulamasından doğan ve ödenmeyen alacakları nedeniyle, borçlu durumundaki kişilerin mal ve haklarına el koyması.
Kamu hakları
Şahıslar ile devlet arasındaki ilişkiyi düzenleyen hukuk kurallarından, yani kamu hukukundan doğan haklardır.
Kamu hizmeti
Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri tarafından veya bunların gözetimi ve denetimi altındaki diğer kişilerce, kamunun genel ve ortak gereksinimlerini sağlamaya yönelik olarak sürdürülen faaliyetler.
Kamu hukuku
Devletin örgütlenmesi, faaliyetleri, yetki ve görevleri ile devletle kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk dalı.
Kamu malları
Özel mülkiyete konu olamayan ve doğrudan doğruya kamunun (halkın) yararlanmasına ayrılan mallar.
Kamu tüzel kişileri
Tamamen kamu yararının gerçekleşmesi için çalışan ve kamu gücü kullanan, kanunla veya kanunun verdiği açık yetkiyle kurulan kamu idare ve kurumları.
Kamu Yararı
Kamunun, ulusal birliğin ve devletin gereksinimleriyle ilgili ve bunlara uygun olan durum.
Kamulaştırma
Devlet veya kamu tüzel kişilerinin, kamu yararının gerektirdiği durumlarda ve karşılığını (bedelini) peşin ödemek koşuluyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunda gösterilen usullere göre mülk edinmesi.
Kamus
Sözlük.
Kamus-i Türki
Türkçe sözlük.
Kan Hısımlığı
Ortak soydan gelen kişiler arasındaki bağdır. Anne, baba, çocuklar 1. dereceden; kardeşler 2 dereceden; amca, dayı, hala 3. dereceden kan hısmı sayılır.
Kanaatbahş
İnandırıcı.
Kani
Kanmış, inanmış.
Kanun
Anayasanın yetkili kıldığı organ tarafından bir şekilde ve bu ad altında tespit edilmiş bulunangenel, sürekli ve soyut hukuk kurallarıdır.
Kanun hükmünde kararnameler
TBMM’ nin bir kanunla yetki vermesi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından belli konuları düzenlemek amacıyla çıkarılan yazılı hukuk kurallarıdır.
Kanun-i Esasi
Temel Kanun” ya da Anayasa anlamındadır. Osmanlı Devleti’nin ilk ve son anayasası 23 Aralık 1876’da ilan edilmiş, 1878’de II. Abdülhamit tarafından askıya alınmış, 24 Temmuz 1908 ihtilali sonucunda yeniden yürürlüğe girmiş ve kısmen 20 Nisan 1924 tarihine kadar yürürlükte kalmıştır.
Kanun sözcüsü
Savcı.
Kanun tasarısı
Nakanlar kurulunun hazırlayarak TBMM ‘ ne sunduğu kanun projeleridir.
Kanuni intifa hakkı
Kanun tarafından bazı kişilere tanınan ve hakkı doğuran olayın ortadan kalkmasıyla son bulan; hak sahibine, başkasına ait bir mal (hak) üzerinde kullanma ve ürünlerinden yararlanma yetkisi veren bir irtifak hakkı.
Kanuni ipotek hakkı
Kanunun öngördüğü bazı durumlarda, bazı kişilerin (kanun gereği) sahip olduğu ipotek kurma hakkı.
Kanuni müşavir
Vesayet altına alınmasına gerek olmayan ancak fiil ehliyetinden kısmen mahrum edilmesi kendi yararına olan reşit kimseye, bazı işler için görüşü alınmak üzere mahkemece atanan danışman.
Kanuni şuf’a hakkı
Kanundan (müşterek mülkiyet hakkından) doğan ve hissedarlık (paydaşlık) devam ettiği müddetçe varlığını koruyan, hak konusu şeyin bir üçüncü kişiye satılması halinde hak sahibine o şeyi öncelikle satın alma yetkisi veren hak.
Karabet
Yakınlık.
Karâr-gîr
Kararlanmış; kararı verilmiş; karara bağlanmış.
Kârine
İpucu; belirti; bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun (sonucun) çıkarılması.
Karine
İpucu; belirti; bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun (sonucun) çıkarılması; aksi ispatlanana kadar kabul edilen.
Karineyi hal
Duruma göre.
Karye
Köy.
Karz
Ödünç.
Kasıt
Uygun olmadığını bilerek yapılan eylem.
Kast
Kanunun suç saydığı bir eylemi ve onu meydana getirecek hareketin sonuçlarını bilerek ve isteyerek işlemek iradesi.
Kat’
Kesme; kesilme; karar verme; sona erdirme.
Kat irtifakı
Yapılmakta veya ileride yapılacak olan bir binanın yapımı borcunu ve bina tamamlandığında da kat mülkiyeti kurulması yükümünü doğuran bir irtifak hakkı.
Kat maliki
Bağımsız bölümler üzerinde kurulan kat mülkiyeti hakkına sahip olan kişi.
Kat malikleri kurulu
Kat mülkiyetine konu taşınmazdaki bütün kat maliklerinin oluşturduğu kurul.
Kat mülkiyeti
Bir yapının bağımsız bölümleri üzerinde kurulan, arsa payı ve anagayrimenkuldeki ortak yerlerle bağlantılı özel bir mülkiyet hakkı.
Katılan
Verilecek karar sonrasında itiraz ve diğer hakları talep eden müşteki veya mağdur.
Kâtib-i adil
Noter.
Katibi adil
Noter.
Katip
Yazıcı,daktilograf,yazman.
Katiyet kesbetmek
Hale gelmek.
Kavâid
Kaideler; usuller; kurallar; yasalar.
Kavi
Kuvvetli.
Kayın Hısımlığı
Evlenmeyle oluşan hısımlıktır. Eşin annesi, babası, kardeşi kayın hısmı sayılır.
Kaynak hakkı
Hak sahibine, bir başkasının arazisindeki kaynağın sularını almak ve kendi arazisine akıtmak (kullanmak) yetkisi veren bir irtifak hakkı.
Kayyum
Belirli bir işin görülmesi ya da bir malın veya malvarlığının yönetilmesi için sulh mahkemesince atanan kişidir.
Kaza-î merci
Yargı organı; mahkeme.
Kaza-i taksim
Ortakların kendi aralarında anlaşarak ortak mallarını paylaşamama durumunda ortaklığın giderilmesi talebiyle mahkemeye başvurmaları ile açılan dava süreci sonunda yargı yoluyla ortak mallarının paylaştırılması.
Kazaî içtihatler
Mahkemelerde vermiş oldukları kararlarda bir sorunun çözümlenmesiyle ilgili olarak kabul edilmiş olan ilkelerdir.
Kazaî karar
Yargısal karar.
Kazai rüşt
15 yaşını bitirmemiş olan mümeyyiz bir küçüğün, ana ve babasının muvafakatiyle mahkemece reşit kılınması.
Kazaî tefsir
Yargısal yorum.
Kazanılmış Hak
Yürürlükte olan hükümlere göre bir kimse yararına sabit olan hak, müktesep hak, hakkımüktesep.
Kazara
İstenmeden ;kaza sonucu; kazaen.
Kaziyye-i muhkeme
Kesin hüküm.
Kazuistik
Önceden görülebilecek sorunları belirleyip bunlara ilşkin ayrıntılı çözüm üretme (juristische kasuistik = her hadiseyi hususiyeti zaviyesinden kavramaya çalışan hukuki hadisecilik)(Veli Kafes Hâkim-37658)
Keenlemyekun
Yokluk; Bir hukuki işlemin hüküm doğurması için uyulması gereken temel ve biçim koşullarından birinin bulunmaması hükümsüzlük.
Keenlemyekün
Sanki hiç yokmuş gibi, sanki hiç olmamış gibi.
Kefalet
Kefil olma; kefillik, bir kimsenin alacaklısına karşı, o kimsenin borcunun yerine getirilmesini sağlamak yükümlülüğü altına girmek.
Keff-i yed
Elçekme; vazgeçme; karışmama.
Kemâl
Olgunluk; tamlık; eksiksizlik.
Kerhen
İğrenerek; istemiyerek; hoşlanmıyarak; zorla; zoraki.
Kesb
Çalışıp kazanma; edinme.
Kesbetmek
Kazanmak; edinmek; sağlamak.
Kesinlik Sınırı
İstinaf ve temyiz kanun yollarına başvurulabilmesi için kanunla öngörülmüş olan parasal sınırlardır.
Keşide
Bir çek veya poliçenin düzenlenerek imza edilmesi ve ilgiliye gösterilmek üzere lehtara veya hamile verilmesi işlemi.
Keşide etmek
Çek, bono, poliçe, senet gibi değerli kağıt hükmündeki belgeleri doldurmak, düzenlemek veya imzalamak.
Keşideci
Çek veya poliçeyi, düzenleyerek ve imza ederek, muhataba ya da lehdara yapılacak ödeme için, ödeme emri veren gerçek ya da tüzel kişidir.
Keşif
Bir olay veya durumun oluş sebeplerini anlayabilmek için yerinde inceleme yapma.
Ketmetme (ketm)
Saklama, bir haberi sözü, gizli tutma.
Ketmetmek
Gizlemek; saklamak; sır tutmak.
Ketmi verese
Mirasçılığın gizlenmesi: Hasımlı veraset ilamı alınmak üzere açılacak bir dava ile, miras bırakanın tüm mirasçılarının belirlenmesi ve davacının bu mirasçılar arasında yer alıp almadığının saptanmasıdır.
Gerçekte mirasçı sıfatına sahip olduğu halde bir kimsenin bu sıfatı gizlenerek, yok sayılarak mirasın intikalinin ve paylaşılmasının sağlanmasıdır.
Keyfiyet
İş; durum; mesele.
Kezailik
Aynı şekilde.
Kısas
Bir suçluya ceza olarak, başkasına yaptığı kötülüğün aynısını verme, uygulama.
Kıstâs
Ölçü; ölçüt.
Kıstelyevm
Göreve gelinmediği veya geç gelindiği için maaş veya gündelikten kesinti yapılması.
Kışlak
Kışın hayvanların yayılıp otlamasına uygun yer. Bir veya birkaç köy ya da beldeye, ayrı ayrı veya ortak olarak, kış mevsiminde hayvanlarını barındırmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya öteden beri bu amaçla kullanıla gelen arazi.
Kıyâs
Karşılaştırma; oranlama; örnekseme.
Kıyas
Kanunda açıkça yazılmayan bir fiilin, kanunda suç olarak tanzim edilen bir fiile benzetilerek cezalandırılması anlamına gelmekte olup maddi ceza hukukunda kıyas yasağı ilkesi mevcuttur.
Kıymetli Evrak
Kısaca, kıymetli evrak, hakkın senede bağlı olduğu ve hakkın senetsiz olarak ileri sürülemediği ve devrinin mümkün olmadığı,içerdikleri hakkı temsil etmeleri bakımından bizatihi bir değer ifade eden senetlerdir.
Kifâyet
Kâfi olma; yetme; yetişme; yeterli olma; yeterlilik.
Kifayet
1.yetecek ölçüde, miktarda olma, yeterli olma, yetme. 2.bir işi başarabilecek, yapabilecek yetenekte olma.
Kişi
Hak sahibi varlık.
Kişisel haklar
Kişinin maddi ve manevi tüm varlığı ile ilgili bulunan ve bu varlığın serbestçe geliştirilmesi amacına yönelik olan hak ve hürriyetlerdir.
Kitab’ül-icare
İcar kitabı; Mecelle’de kira bölümü (faslı)
Kloz
Sigorta sözleşmelerinin kapsamını genişleten veya daraltan özel şartları ihtiva eden ek maddelerdir.
Kod Kanun
Bir alanda yeni baştan düzenleme yapan kanundur. Örneğin 1983 tarihli ve 2872 Sayılı ‘Çevre Kanunu’ bir kod kanun, bu Kanunda değişiklik öngören herhangi bir kanun ise çerçeve kanundur.
Kodifikasyon
Kodifikasyon, yayımlanan mevzuatın derlenip toplanması ve mevzuatta yapılan değişikliklerin ilgili ana mevzuata işlenmesi faaliyetidir.
Kolektif
Birçok kimseyi ya da nesneyi içine alan; birçok kişi ve nesnenin bir araya gelmesi sonucu olan.
Kollektif şirket
Ticari bir işletmeyi ticari ünvan altında işletmek üzere hakiki şahıslar arasında kurulan ve ortaklardan hiçbirinin sorumluluğu sınırlanmamış olan ticari şirkettir.
Kolluk
Soruşturma işlemlerini yapan ve kanunlarda belirtilen güvenlik görevlileri.
Komşu
İsim; konutları yakın olan kimselerin birbirlerine göre aldıkları ad sıfat; sınır ortaklığı bulunan, mücavir.
Konişmento
Konşimento, ya da taşıma senedi (bill of lading) üzerinde yükleyici, alıcı,ihbar mercii den başlıyarak her türlü bilginin yeraldığı kıymetli evraktır.
Konkordato
Dürüst borçlunun önerip de en az üçte iki alacaklısının kabulü ve ticaret mahkemesinin onaması ile ortaya çıkan bir anlaşmayla, alacaklıların bir kısım alacaklarından vazgeçmesi ve borçlunun da bu anlaşmaya göre kabul edilen borcun belli yüzdesini, tamamı.
Konsinyasyon
Mal satışları bazı hallerde doğrudan doğruya yapılmaz. Bir kişi aracılığıyla olur. Mal aracının deposuna, bir banka deposuna, umumi mağazalara veya gümrük antrepolarına gönderilir. Emanet suretiyle yapılan bu şekildeki satışlara, konsinyasyon suretiyle sa.
Kontrat
Mukavele; sözleşme.
Konvansiyon
Genellikle bir gelenek biçimini alan, üzerinde anlaşmaya varılmış, şart koşulmuş veya genel kabul görmüş standartlar, normlar, sosyal normlar veya kriterler kümesidir.
Kovuşturma
İddianamenin savcılık aşamasından sonra mahkemenin kabul etmesiyle savcılıktan sonra karar verilmesine kadarki süreç.
Kriter
Kıstas; ölçüt; ölçü.
Kronoloji
Olayların zaman sırasına göre dizilişi, Tarihî olayların zaman sırasına göre oluşumunu inceleyen ilim.
Kubbealtı
Topkapı Sarayında vezirlerin devlet işlerini görmek üzere toplandıkları yer.
Kulis
Bir işin bilinmeyen yönleri; meclis koridoru; Tiyatro sahne arkası.
Kuru mülkiyet
Bir mal üzerinde, (malikin sahip olduğu ayrıcalık ve yetkilere zarar gelmemek üzere) bir başkasına tanınan intifa veya sükna gibi fiili kullanma hakkının varlığı durumunda malikin sahip olduğu mülkiyet hakkı.
Kuvertür
Sigorta hukukunda teminat.
Kuvvei müsellaha
Güvenlik kuvvetleri.
Kuyûd
Kayıtlar; bağlar; deftere geçirmeler.
Külfet
Sıkıntı; zorluk; yük; zahmet; eziyet.
Külli
Bütün, tmle ilgili.
Küllî icra
Yalnızca bir alacaklının hukuka başvurmasına rağmen, diğer her alacaklının haciz sonrasındaki satıştan ödeme almasına külli takip denir. Bu tip icrada borçlu kişinin tüm mal varlığına el konulmaktadır. İflas hukukunda iflas yolunu ifade eder.
Külliyat
Hakkında yazılan tüm eserleri barındıran dizi.
Küsur
Artık.
Küşad
Açma; işletmeye açmak.
Kütüb
Kitaplar.
L
Lâ-akall
En azından; daha aşağı olmaz.
Lâ-yete gayyer
Sabit; değişmez; bozulmaz.
Lâ-yüs’el
Yaptığından sorumlu tutulmayan, yaptığı hakkında soru sorulmayan.
Laakal
En az.
Lâfz (lafız)
Söz.
Lağvetmek
1- Bir kuruluşu kaldırmak, işleyişine son vermek. 2- Hükümsüz kılmak, feshetmek, dağıtmak.
Lâhik
Yetişen; ulaşan; eklenen; sonradan tayin edilen; yenisi.
Lahiya
Gerekçeli karardan sonra verilen itiraz.
Lalettayin
Rastgele, gelişigüzel, sıradan.
Lâübâlî
İlişiksiz; kayıtsız; saygısız; senli benli.
Layiha
Dilekçe; yazılı dilek; istek; tasarı.
Layüsel
Kendisinden hesap sorulamayan,sorumsuz.
Lede-l-hâce
Hacet,ihtiyaç görüldüğü zaman.
Ledelicap
İcap ettiğinde.
Leh
Bir şeyden veya bir kimseden yana olma, aleyh karşıtı.
Lehdar
Yararlanan. sigortadan faydalanan gerçek ya da tüzel kişi veya kişilerdir.
Lehtar
Senet üzerinde adı yazılı olan kişi. Hamiline veya emrine yazılı senetlerde ise lehtar senedi elinde bulunduran ya da emrinde tutan kişidir.
Levâzım
Gerekli şeyler; malzeme; malzemeler.
Levazım
Gerekli olan şeyler, gereçler.
Levvam
Çekiştiren, dedikodu yapan, başa kalkan.
Liberal
Kişi özgürlükleri, düşünce özgürlüğü ve siyasi özgürlükler yanlısı kişi; başkalarına karşı hoşgörülü olan kimse, hoşgörüye dayanan tutum.
Likit alacak
Tutarı belli (muayyen), bilinebilir, hesaplanabilir alacak anlamındadır.
Literal
Kelimesi kelimesine, her şeyi harfi harfine yerine getiren, yalın sade.
Literatür
Herhangi bir bilim dalinda yazilmiş olan yazi veya eserlerin bütünü.
Livâ’
Bayrak; mülkî idarede kazâ ile vilâyet arasında bir derece; sancak.
Liyakat
Layık olma, yaraşırlık, uygunluk, değim.
1.layık olma, yaraşma, yaraşırlık, uygunluk. 2.yeterlilik, yetenek.
Lokavt
İşveren tarafından kendi teşebbüsüyle veya bir işveren kuruluşun kararına uyarak işçilerin topluca işten uzaklaştırılmasıdır.
Lükata
Buluntu; sokakta bulunup alınan sahibi belli olmayan şey.
M
Ma’dûd
Sayılı;
Maada
…Başka.
Maarif
Tahsil ile elde edilen ilim, malûmat, bilgi. meharet. üstadlık. hüner.
Madde-i sabıka
Yukardaki hükümler; geçen hükümler; daha önce anılan maddeler.
Maddi edim
Borçlunun malvarlığı ile ifa edeceği edim türü.
Maddi Gerçek
Gerçeğin delillerle canlandırılması.
Maddi Hata
HMK`nın 304. maddesine göre düzeltilebilecek “yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar”, olayın gelişinden ve dosyanın incelenmesinden bir maddi hata olduğu kolayca anlaşılabilen ad veya soyaddaki harf hataları, rakamlardaki eksik yazımlar vs. hatalardır.
Maddi mal
Taşınır ve taşınmaz mallar gibi fiziksel varlığı olan, gözle görülüp elle tutulabilen mal.
Madersahi
Anaerkil.
Madrûb
Dövülmüş; darbolunmuş; vurulmuş.
Madun
Alt aşamada bulunan, birinin buyruğu altında görevli,Ast.
Mafevk
Üst.
Mağdur
Haksızlığa uğramış.
Mağsûb
Gasbedilmiş; zorla alınmış mahal yer.
Mahakim
Yargı Kurumları, Mahkemeler.
Mahalli hukuk
Yöresel dar hukuk.
Mahalli idareler
Köy, kasaba ve şehir adı verilen belli yerleşim alanlarındaki mahalli ihtiyaçları gidermek üzere çeşitli kamu hizmetlerini yürütmekte olan kuruluşlardır.
Mahcur
Vesayet altına alınmış kişi; kısıtlı.
Mahcuz
Haczedilen; hacizli; üzerine haciz konulmuş.
Mahdut
Sınırlanmış; tahdit edilmiş.
Mahfuz
Saklı; gizli.
Mahir
Becerikli – İşinin Ehli.
Mahiyet
Nitelik; bir şeyin aslı, esası, içyüzü.
MAHKÛM
Hükümlü veya mahkûm; yapmış olduğu fiilden dolayı hukukî açından başkasının haklarına zarar verdiği gerekçesiyle toplumdan uzaklaştırılıp islah edilen, hüküm giymiş kişi.
Mahkumunbih
Hüküm konusu.
Mahlûl
Hallolunmuş; çözülmüş; mirasçısı bulunmayan ve hükümete kalan.
Mahluliyet kararı
Mirasçısı olmadığı için mal varlığının Devlete kaldığına dair mahkeme kararı.
Mahpus
İradesi dışında, bir mekanda tutulan, hapsedilen.
Mahrukat
Yakacak,yakıt.
Mahrum
Yoksun; dilediğini, istediğini elde edemeyen.
Mahsulât
Mahsuller; ürünler.
Mahsup
Hesap edilmiş; hesaba dahil edilmiş.
Mahsup etmek
Borcunu alacağından düşmek.
Mahsus
Özgü; özel; müstakil; özel olarak.
Mahzar
Erişen, ulaşan.
Maiyet
Üst görevlinin yanında bulunan kimseler, alt kademedekiler.
Makable Şamil
Geçmişe uygulanan, geçmişe şâmil olan.
Makable şâmil
Geçmişe dokunan; geçmişe etkili olan; geçmişteki olayları da etkileyen.
Makable Şümul
Bir yasanın kabul ediliş tarihinden önce gerçekleşmiş suçlara uygulanmamasını sağlayan bir hukuk kuralıdır. Yeni yasanın geçmişe uygulanması, ancak yasanın suçlu lehine olan veya söz konusu kişilere yeni haklar getiren maddelere söz konusu kişilerin talebi halinde mümkün olabilir.
Makable teşmil
Bir hükmün etkisinin geriye yürütülmesi.
Makaddim
Takdim eden dilediğini öne alan ve ileri geçiren,her şeyi yerli yerine koyan demektir.
Makrûn
Yakınlaştırılmış; yaklaştırılmış; yakın; ulaşmış.
Maksûr
Kasrolunmuş; kısıtlanmış; kısıtlı.
MAKSUT
KAST EDİLEN- İSTENİLEN GÜDÜLEN AMAÇLANAN.
Maktu
Götürü; belirli; miktarda; değeri biçilmiş; pazarlıksız.
Maktul
Kasten öldürülen kişi.
Makul
Akla Uygun- Mantıklı- Ölçülü.
Makule
Çeşit; tür; soy.
Mal
Hakikî veya hükmî bi kimsenin mülkiyeti altında bulunan, taşınır veya taşınmaz varlıkların bütünü (Varlık, servet, para, ticaret eşyası gibi.)
Mal birliği
Eşlerin, (evlilik sözleşmesinde birliğe dahil olmayacaklarını belirttiği mallar istisna olmak üzere) evlenme zamanında her birinin malik olduğu ve evliliğin devamı süresince mülk edindiği bütün malların dahil olduğu birlik üzerinde kocanın (karının şahsi.
Mal Ortaklığı
Eşlerin, ortaklığa girecek mal ve gelirleri sınırlandırmamış olduğu ve bunlar üzerindeki mülkiyet hakkını ortaklaşa kullanarak hiçbir payında bağımsızca tasarruf edemediği mal rejimi.
MALEN SORUMLU
Yargılama konusu işin hükme bağlanması ve bunun kesinleşmesinden sonra, maddi ve mali sorumluluk taşıyarak hükmün sonuçlarından etkilenecek veya bunlara katlanacak kişi.
Malik
Mülkiyet hakkı sahibi; bir şeye sahip olan kişi.
Malpraktis
Bilgisizlik, tecrübesizlik ya da hekimin hatasından dolayı hastanın zarar görmesi.
Malumat
Bilgi.
Malumat-i zaruriyye
Zorunlu bilgi.
Malumatfuruş
Bilgiçlik taslayan.
Malül(ma’lul)
Hastalıklı, sakat, bozuk veya eksik.
Mamafih
Bununla birlikte, durum böyleyken manalarına gelir.
Mamelek
Malvarlığı.
Mansub
Atanmış; nasbolunmuş.
Marazı Akliye
Akıl Hastalığı.
Marifetiyle
Yoluyla;aracılığıyla.
MARUF
BİLİNEN, TANINAN.
Maruz
Arzolunmuş; bir şeyin karşısında etki altında bulunan.
Masarif
Masraflar; giderler.
Masarifi muhakeme
Muhakeme masrafları.
Maslahat
Emir; buyruk; madde; husus; dirlik düzenlik; iş.
Masrûf
Sarfedilmiş; harcanmış.
Matbu
Basılı; basılmış.
Matlab
Talep olunan; istenen şey.
Matlubat
Alacaklar; istenen şey.
Matlup
İstenilen şey. alacak. muhasebe kayıtlarında alacaklı hesabın yer aldığı taraf. muhasebe kaydının sol tarafı.
Matrah
Bir verginin miktarını belirtmek için esas alınan değer.
Matuf
Yöneltilmiş; yönelik.
Mazarrat
Zarar; zararlar; zarar verici; zarar verme.
Mazbata
Tutanak.
Mazbut
Düzenli, düzgün, beğenilen. Ele geçirilmiş, zaptedilmiş.
Mazbut vakıf
Yönetimi devlet tarafından ele alınmış vakıf.
Mazhar
Erişen; bir şeyden yararlanma; ulaşma.
Mazireti sahiha
Gerçek engel.
Mazmûn
Ödenmesi gereken şey.
Maznun
Zanlı; sanık.
Mazruf
Zarf içine konmuş, zarflı.
Mazul
İşinden çıkarılmış, kovulmuş, azledilmiş.
Me’cur
Kiraya verilen şey; kiralanan.
Kiraya verilen mal , eşya.
Meail
Sorunlar.
Mebaliğ
Meblağlar; tutarlar; ganimetler; paralar.
Mebânî
Binalar; yapılar.
Mebde
Evvel;başlangıç; prensip; ilk unsur.
Mebi
Satılan şey.
Meblâğ
Para tutarı; akçe.
Mebnî
Buna dayanan; ….den dolayı; ……den ötürü; bu sebeple; bu yüzden; üzerinde kurulu.
Mebni
Üzerine binâ edilmiş,oturtulmuş,dayanmış,dayanarak.
Mecâri
Su yolları; akıntı yerleri; su yatakları; mecralar.
Meccanen
Parasız olarak, bedava, ücretsiz; beleş, karşılıksız.
Meccanî
Parasız; bedava.
Mecelle
Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye veya kısaca Mecelle, 1868-1876 yılları arasında Ahmet Cevdet Paşa başkanlığındaki bir komisyon tarafından derlenen İslami özel hukuk (medeni hukuk) kuralları kodeksidir. Osmanlı İmparatorluğu’nun son yarım yüzyılında şer’i mahkemelerde hukuki dayanak olarak kullanılmıştır.
Mecmu
Toplam, yığılmış, bir araya getirilmiş.
Mecmuu
Tümü; tamamı; hepsi.
Mecra
Bir işin gidiş, oluş yolu; akarsu yatağı; su yolu.
Mecruhiyet
Yaralama.
Mecz Etmek
Kendinde bir araya getirmek, içine almak.
Meczum
Anlaşılan.
Meçhul
Bilinmeyen; tanınmayan.
Meçzum
Anlaşılan.
Medar
Dayanak; yardım; elverişli.
Medar-ı Mesuliyet
Bazı suçlardan sorumlu tutulma sebebi.
Medarı tatbik
Uygulanabilir.
Medih
Övgü- Övme.
Medlûl
Delillendirilmiş; delil getirilmiş şey; bir kelimeden veya işaretten anlaşılan.
Mefhum
Kavram,bir sözün ifade ettiği anlam.
Mefhumu muhalif
Karşıt kavram.
Mefruğunbih
Devir konusu şey.
Mefruğunleh
Kendisine bir şey ya da hak devrolunan kimse.
Mefruşat
Döşeme; ev eşyası.
Mefsuh
Feshedilmiş.
Mehaz
Bir eser yazılırken başvurulan kaynak, su akacak yer, su mecrası.
Mehil
Süre; önel.
Mekr
Hile yapmak, aldatmak.
Mektum
1-Saklanan, gizlenen, saklı, gizli. 2-Resmi kayıtlara geçirilmeyen, devletten kaçırılan.
Melhuz
Muhtemel; gerekebilecek; umulur; beklenir.
Memalik
Ülke.
Memât
Ölüm,vefat.
Memnu
Menedilmiş; yasaklanmış; yasak.
Memnuiyet
Yasak edilme durumu, yasaklanma.
Memur
Kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri yapmak üzere atanmış olan kişilerdir.
Men
Yasak etme; bırakmama; durdurma; esirgeme; vermeme; önleme.
Men etmek
Engellemek; yasaklamak.
Men’i muaraza davası
Bir mal üzerinde;başka bir kimse tarafından ileri sürülen hak veya yapıların el atmanın önlenmesi isteğiyle açılan dava.
Menâfi
Menfaatler; yararlar; çıkarlar.
Menafil
Yararlar.
Menba’
Kaynaklar; çıkış yeri.
Menfaati amme
Kamu yararı.
Menfî
Olumsuz.
Menfi edim
Borçlunun bir şeyi yapmamak şeklinde icra edeceği edim türü.
Menfi Zarar
Olumsuz zaradır.
Menfii Tesbit
Borçlu olmadığının tespiti.
Menfur
Nefret edilen, tiksinilen.
Menkul
Taşınır; taşınır mal.
Menkuz
Bozulan.
Menşe
Kaynak; kök; başlangıç.
Mer’i
Yürürlükte olan, geçerli bulunan.
Mera
Bir veya birkaç köy veya beldeye ayrı ayrı veya ortak olarak,hayvanları otlatmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya öteden beri bu amaçla kullanılagelen arazi.
Merbut
Bağlı.
Merci
Başvurulacak yer veya makam.
Merhun
Rehnedilen mal.
Meriyet
Yürürlük.
Mersule
Gönderilen.
Mesafeli Satış Sözleşmesi
Çevrimiçi kaynaklar üzerinde düzenlenmiş hazır biçimde sunulan ve hizmet ve/veya emtiayı almak isteyen tarafın “okudum, anladım” benzeri bir seçenek üzerinden onayladığı ilzam edici sözleşme, elektronik akit.
Mesağ
İzin; ruhsat; cevaz.
Mesaha
Ölçme; ölçümleme.
Mesail
Meseleler.
Mesâkin
Meskenler; oturulacak yerler.
Mesele-i hukukiye
Hukuki sorun.
Mesele-i mukaddime
Ön sorun.
Mesele-i müstehire
Bekletici sorun.
Mesken
Kişinin fiilen oturduğu yer, konut.
Meskûn
İçinde insan oturan; oturulan; yerleşilmiş.
Meskun
Üzerinde yaşam alanı bulunan,oturulan arazi,yer.
Meskut kalmak
Konuşulmamak, değinilmemek.
Mesmu
Dinlenen; dinlenebilir; karar için incelenebilir.
Mesned
İsnad edilen şey; dayanılan şey; dayanak; rütbe.
Mesnet
Dayanak.
Mesul
Sorumlu.
Mesuliyet
Sorumluluk.
Meşfu
Şuf’a (önalım) hakkının ilişkin olduğu mal.
Meşgale
İş, uğraş.
Meşhûd
Görülen.
Meşhudat
Şahitlik.
Meşru müdafaa
Uğranılan bir saldırı karşısında kişinin kendisini korumak için başvurduğu yol.
Meşruhat
Açıklamalar verilmiş, şerhler konulmuş, tafsilât.
Meşruiyet
Hukuka uygunluk.
Meşrut
Şart koşulmuş; şartlı; şarta bağlı.
Meşruta tevliyet davası
Vakfeden kişinin mütevelliği kime şart kıldığı yolundaki uyuşmazlıkla ilgili dava.
Methaldar
Bir işte parmağı bulunan, bir işe karışmış olan.
Metruk
Terk Edilmiş.
Metrukiyet
Yürürlükte bulunan kanunun uygulanmaması durumu.
Mevaşi
Koyun,keçi,öküz,inek gibi hayvanlar; geviş getiren hayvanlar; hayvan.
Mevcudat Defteri
Bir dairede veya bir ambarda bulunanların Listesini içeren defter, mevcutları gösteren envanter defteri.
Mevdaddı mahsusa
Özel hükümler.
Mevduat
Bankalara ve benzeri kredi kurumlarına istenildiğinde ya da belli bir vade ya da ihbar süresi sonunda çekilmek üzere yatırılan paralardır.
Mevhûm
Varsayılan; var olarak kabul edilen; kuruntuya dayanan.
Mevkuf
Vakfedilen şey.
Mevkufen
Tutuklu olarak.
Mevkufiyet
Tutukluluk durumu, Alıkonulma durumu.
Mevkute
Belirli aralıklarla çıkan (periyodik) yayın.
Mevrid
Varacak yer.
Mevsuf
Belli başlı özelliklerle nitelendirilen kişi ya da şey demektir.
Mevsukiyet
Sağlamlık.
Mevta
Ölü, ölmüş kimse , ceset.
Mevzuat
Yürürlükteki hukuk kurallarının bütünüdür.
Mezkur
Bahsi geçen, Zikredilen.
Mezkûr
Adı geçen, anılan, sözü edilen, zikredilen, zikrolunan.
Mezrûât
Ekilip biçilmiş tohumlar; ekinler.
Mezun
İzinli; yetkili; bir okulu (kursu) bitiren kişi.
Mezuniyet
İzin; yetki; bir okulu (kursu) bitirip diploma alma.
Mihnet
Sıkıntı.
Mikâp
Bir şeyin küp olarak değeri (örneğin; metremikâp.
Milk
Kudret; tasarruf; mülk.
Minval
Şekil.
Miras
Ölen bir yakınından kalan mal mülk, para veya servet.
Miras Şirketi
Mirasın açılmasından, bölüştürülmesine kadar, mirasa dahil olan mal, hak ve borçların oluşturduğu topluluk.
Misillû
Benzer; örnek gibi.
Mizan
Muhasebede kontrol aracı olarak kullanılan, hesapların belli tarihlerde tekrar incelendikten sonra, borç ve alacak toplamlarıyla bakiyelerinin bir tabloya toplu bir şekilde yazılmasıyla oluşan özet bir tablodur.
Mobbing
Çalışan bireyi pasifleştirmek, yıpratmak ve yıldırmak gibi amaçlar için huzursuz etme, aşağılama, dışlama, önemsememe gibi bilerek ve belirli bir şekilde yapılan baskıcı yönetim ve psikolojik şiddet olarak tanımlanabilir.
Muaccel
İvedi; peşin; vadesi (eceli) gelmiş; ödenmesi gereken hale gelmiş.
Muacceliyet
Borcun vadesinin gelmiş olması.
Muaddel
Değişik.
Muaddün-li-l-istiglâl
Kiraya verilmek üzere yapılmış şey; kiralık eşya.
Muadil
Denk; eşit.
Muafiyet
Affedilmiş olma; bağışıklık; yükümlülük dışında tutulmuş.
Muâhede
Antlaşma; karşılıklı ant içme.
Muahedename
Antlaşma, Anlaşma vesikası, antlaşma kâğıdı, anlaşma hükümlerinin yer aldığı kâğıt, ahidnâme.
Muaheze
Kınama, Ayıplama, Eleştiri.
Muahhar
Sonraya bırakılmış; tehir edilmiş; sonraki.
Muallak
Havada boşta duran; sürüncemede kalmış.
Muamelat
Muameleler; işlemler.
Muaraza
Çekişme; sataşma; birbirine karşı gelme; bir hak talebi; kavga.
MUASSIR
Aynı yüzyıl içinde olan.
Muattal
İşlemez, kullanılmaz duruma gelmiş. Boş, işsiz.
Muavenet
Yardım.
Muavin
Yardımcı.
Muayyen
Belirli; belli; saptanmış.
Muayyen mâ-adâ
Başka; dışında.
Mubayaa
Satın alma.
Mucibince
Gereğince; uyarınca.
Mucip
Gerektiren; gerektirici; icapcı; öneri sahibi.
Mucip sebepler
Gerektirici sebepler; gerekçe.
Mucir
Kiraya veren kimse.
Mudi
Bankaya para yatıran kimse.
Mugayir
Aykırı; zıt; ters.
Muğlak
Flu, anlaşılması güç, anlaşılmaz, karışık.
Muhabere
Haberleşme, yazışma.
Muhâceret
Göç, göçme.
Muhaceret
Göç, göçme, yaşamakta olduğu ülkeden yabancı bir ülkeye uzun veya kısa süreli yerleşmek için gitme.
Muhacir
Göçen, göçmen, hicret eden.
Muhakemat
Doğru hüküm verme ,akıl yürütme,yargılama,sorgulama.
Muhakeme
Yargılama.
Muhakkik
Soruşturma yapan kimse, soruşturucu, gerçeği araştıran.
Muhal
İmkansız, gerçekleşmesi mümkün olmayan.
Muhami
Avukat.
Muhammen
Tahmin edilen.
Muharrer
Yazılı; yazılmış.
Muhassas
Tahsis olunmuş; tayin edilmiş; özgü.
Muhatap
Kendisine söz söylenilen kimse, kendisiyle konuşulan kimse.
Muhatara
Riziko; zarara uğrama tehlikesi; tehlike; zarar ve ziyan.
MUHAYYEL
Hayal gücüyle yaratılan, Hayal edilen.
Muhayyer
Beğenilmediğinde geri verilmek üzere (alınan ya da verilen eşya)
Muhayyerlik
Bir sözleşme ile,belirlenen edimin yerine bir başkasını geçirmek yetkisi; seçimlik hak.
Muhdesat
Sonradan yapılmış; sonradan meydana gelmiş şeyler; yeni şeyler.
Muhik
Haklı; geçerli; uygun; gerekli.
Muhkem kaziye
Kesin hüküm.
Muhkim
Kuvvetleştiren, sağlam kılan, ihkam eden.
Muhtar
Özerk; bağımsız; köyde devlet işlerini gören köyün başı.
Muhtasar
Kısaltılmış olan, kısa, özet.
Muhtassun binnas
Kendisine tahsis edilmiş,kendisine özgülenmiş.
Muhtel
Bozulmuş, eksilmiş, zarara uğramış.
Muhtelif
Çeşitli; değişik; farklı.
Muhteva
Bir şeyin içindeki, içerik, anlam yükü.
Muhtevî
İçeren, barındıran.
Muhteviyat
İçerik,içindekiler.
Muhtıra
Uyarı.
Mukabeleihilmisil
Karşılıklılık esası.
Mukabil
Karşılık; karşı.
Mukaddem
Önce; önce gelen; daha öncede bulunan.
Mukadderat
Kader; yazgı; ölçülebilen,sayılabilen şeyler.
Mukannen
Kesinleşmiş, kanunlaşmış.
Mukannin
Kanun koyucu, kanun yapan.
Mukarrer
Kararlaştırılmış.
Mukarrerat
Kararlar; kararlaştırılan şeyler.
Mukataa
Arazinin belli bir ücret karşılığında kiraya verilmesi; bağ,bahçe,arsa durumuna getirilen ekim toprağı için verilen vergi.
Mukavele
Sözleşme; akit; bağıt.
Mukavelename
Sözleşme.
Mukavemet
Direniş,direnç.
Mukavemet etmek
Direnmek.
Mukayese
Karşılaştırma.
Mukayyet
Kayıtlı; sınırlı; kaydolunmuş; deftere geçirilmiş.
Mukayyit
Kayıt işlemlerini yapan kimse.
Mukim
Bir yerde, adreste oturan, ikamet eden.
Mukriz
İkraz eden; borç veren; ödünç veren.
Muktazi
Gerekli.
Muktebes
Yararlanmak için alınmış, aktarılmış.
Munkati
Kesilmiş; ara verilmiş.
Munkazi
Bitmek.
Munsifane
İnsaflı ölçüde.
Muntafî
Sönme; ortadan kalkma.
Muntazar
Beklenilmiş,intizar edilen,gözlenen.
Muntazır
Bekleyen; gözetleyen.
Munzam
Ek.
Murabaha
Kanunun belirlediğinden fazla faiz alınması; tefecilik.
Murafaa
Duruşma, oturum.
Murahhas müdür
Bir anonim ortaklıkta, temsil ve idare yetkisi şirkette pay sahibi olmayan 3. bir kişiye verilmişse bu kişiye denir. Murahhas müdür şirketi tek başına yönetmeye haiz değildir.Yönetim kurulundan en az bir üyeye daha temsil yetkisi verilmelidir.
Murahhas üye
Temsil yetkisi yönetim kurulu üyelerinden bir ya da birkaçına devredilirse bu üyelere murahhas üye denir.
Murakabe
Denetleme; kontrol; gözetme.
Murakıp
Denetçi.
Muris
Kazandıran; veren; miras bırakan, ölümüyle, hakkında miras hukuku hükümlerinin uygulandığı kişi; miras bırakan.
MİRAS BIRAKAN, ölümüyle, hakkında miras hukuku hükümlerinin uygulandığı kişidir.
Murtabıt
Bağlantılı.
Murtabit
Bağlantılı.
Musaddak
Tasdikli; onaylı.
Musaddık
Onaylayan, tasdik eden, imzalayan.
Musakka
Sulu tarla;suyu bulunan taşınmaz.
Musakkaf
Üstü tavanla örtülmüş; tavanı,damı olan;
Musakkafat
Gelir getiren kapalı (damlı) binalar.
Musaleh
Mirasçı.
Muslihûn
Arabulucu, sulh ettiren, düzeltip iyileştiren.
Mustahak
1.Bir şeye hak kazanmış, bir şeyi hak etmiş (kimse) 2.Bir kimsenin layık olduğu ödül ya da ceza.
Mutabakat
Anlaşma, uyuşma, uzlaşma.
Mutad
Alışılmış; âdet olunmuş; normal.
Mutad usül
Alışılmış, normal usül.
Mutakabat
Uzlaşı.
Mutalebe
Talepte bulunma; istemde bulunma.
Mutallaka
Boşanmış kadın.
Mutasarrıf
Tasarruf eden; sancakların en büyük mülki amiri.
Mutat
Alışılmış, normal.
Mutavassıt
Aracı; aracılık eden; vasıta olan.
Mutazammın
İçine alan, üstüne alan; kefil olan; ödemeyi üstlenen.
Mutazarrır
Zarar gören kimse.
Muteber
Geçerli; itibarlı; hatırı sayılır; güvenilir; sağlam.
Muteberiyet
Geçerlik; geçerlilik.
Muteriz
Karşı gelen, itiraz eden, itirazcı.
Mutlak Butlan
İşlem gerçekleşemez,hukuka uygunluğu imkansız durum.
Mutlak hak
Herkese karşı ileri sürülebilen haklardır.
Mutlak muvazaa
Tarafların gerçekte herhangi bir muamele yapmayı düşünmedikleri halde, sadece üçüncü şahısları yanıltmak amacıyla, aralarında bir muamele yapılmış gibi göstermeleri.
Muttali
Öğrenme; haberdar olma; bilgilenme.
Muvacehe
Yüzleştirme.
Muvâcehe
Yüzleştirme; yüz yüze gelme.
Muvafakat
Uygun görme; onama; razı olma; rızası olma.
Muvaffakat
Uygun görmek, onaylamak, kabul etmek.
Muvafık
Uygun; yerinde.
Muvakkat
Geçici; süreksiz.
Muvakkaten
Geçici olarak.
Muvâzaa
Danışıklı işlem.
Muvazaa
İrade ile irade beyanı arasındaki karşılıklı, bilerek ve isteyerek yaratılan uyuşmazlık.
Muvazaadan arî
Taraflar arasında göstermelik bir anlaşma ve/veya sözleşme olmadan, tamamen gerçek.
Muvazaalı
Danışıklı.
Muvâzene
Denge.
Muvazene defteri
Noterlerin aylık gelir ve giderlerinin kaydedildiği defter.
Muzâf
İzafe edilmiş; bağlı; bağlanmış; katılmış; yönelik.
Muzaf
Bağlı, katılmış, izâfe olmuş, bağlanmış.
Mübâdele
Bir şeyin başka bir şeyle değiştirilmesi; değiştirme; değiş-tokuş; değişim.
MÜBADELE
Değişme, değiş tokuş.
Mübalağa
Abartı, Abartmak.
Mübaseret
Bir işe başlama, Girişme.
Mübaşir
Yargıç tarafından verilen emir ve tedvirleri tatbik ile vazifeli adliye memurudur.
Mahkemede duruşmaya girecekleri ve tanıkları çağıran, yargıcın emirlerini bildiren, kâğıtları getirip götüren görevli, çağrıcı.
Mübayaa
Satın alma.
Mübayenet
Zıtlık, iki şey arasındaki zıddiyet, aykırılık.
Mübâyenet
Birbirine zıt olan şeyler, kaideler, iddialar, hükümler arasındaki görünüş.
Mübâyin
Zıt; aykırı; ters.
Mübeyyin
Gösterir.
Mübhem
Açık ve belirgin olmaksızın. Belirsiz.
Mübrez
Gösterilmiş, meydana konulmuş, ibraz olunmuş.
Mücamele
Karşılıklı olarak iyi muamelede bulunma. Güzel ve hoş geçinme.
Mücâvir
Komşu olan; yanında bulunan.
Mücavir alan
Mücavir alan, belediye sınırları dışında olup, imar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyeti altına verilmiş olan alanlardır.
Mücbir
Zorlayıcı; zorlayan.
Mücbir Sebep
Zorlayıcı nedenler, önceden gözönüne alınmasına ve bunun sonucu olarak ortadan kaldırılmasına olanak bulunmayan ve dış bir etkiden ileri gelen olay.
Mücceddeden
Yeni olarak, yeni olmak üzere, yeni baştan.
Mücerred
Soyut; genel.
Mücerret
Yalın Durum.
Mücmel
Kısa ve öz olarak anlatılmış; açıklanmadıkça ne anlama geldiği anlaşılamayan ibare.
Mücrim
Suçlu.
Müctemian
Topluca; toplu olarak.
Müdafaa
Savunma.
Müdafi
Savunucu; savunan.
Şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı.
Müdahalenin men’i
Taşınır veya taşınmaz bir mala karşı yapılan maddi elatma veya sataşmanın, ayni hakka dayanılarak önlenmesi.
Müdahil
Davaya müdahale eden.
Müddea
Davacının dava ettiği şey; dava konusu.
Müddeaaleyh
Davalı; hakkında dava açılan kişi.
Müddeabih
Dava konusu.
Müddei
Davacı; iddia eden kişi.
Müddei aleyh
Davalı; hakkında dava açılan kişi.
Müddei umumi
Savcı.
Cumhuriyet Savcısı,iddiacı.
Müddeiumumiye
Cumhuriyet savcısı.
Müddet-i Muhafaza
Süre Tutum.
Müddetname
Savcılık tarafından hükümlünün cezaevine teslimi sonrasında hazırlanan bir belgedir. Bu belge ile hükümlünün ne kadar süre cezaevinde kalacağı belirtilir. Burada yer alan bilgiler resmi makamlarca hazırlanmıştır.
Müdrik
İdrak eden.
Müebbet
Sonsuz; süresiz.
Müeccel
Vadeli; vadeye bağlanmış; zamanı henüz gelmemiş.
Müeddî
Tediye eden; eda eden; doğuran.
Müellif
Yazar, Kitap yazan veya kitap hazırlayan, bir eseri ortaya koyan ve eserin sahibi olan kimse,.
Müennes
Dişi, Dişilikle ilgili olan.
Müesses
Kurulmuş; kurulu; tesis edilmiş.
Müessir
Tesir eden; etkili; tesirli.
Müeyyid
Teyid eden; doğrulayan; kuvvetlendiren.
Müeyyide
Yaptırım; destek; hukuk kurallarının uygulanmasını sağlamak ve zorlamak için yasalara konulan hükümler; bir kuralın emir ve yasaklarına uyulmadığı zaman karşılaşılacak olan tepkidir.
Müflis
İflas eden kişi; mahkemelerce iflasına karar verilen kimsedir.
Müfrez
Bütünden ayrılmış.
MÜFTERİ
Herhangi bir olay ya da gelişme hakkında yalan söyleyen, iftira atan ve kara çalan kişi ya da kişileri ifade eder.
Mühür
Bazı kişi ve kurumların, yaptıkları işlemi veya koruma altına aldıkları eşyayı belgelendirmek için kullandıkları kazılı damga vb. araç.
Mükellef
Yükümlü; ödevli; görevli.
Mükellefiyet
Yükümlülük; bir kimseye veya bir şeye yükletilen yüküm; görev.
Mükerrer
Tekrarlanmış, yenilenmiş.
Mükerrir
Tekerrür.
Müktesebat
Edinilen, kazanılan bilgiler, edinç, kazanım.
Müktesep
Kazanılmış kazanılmış hak.
Müktesip
İktisap eden; kazanan; edinen.
Mülâhaza
Düşünce; görüş.
Mülâhazât
Düşünceler.
Mülatefe
Birbirine latife etmek. Şakalaşmak. İltifat etmek.
Mülga
Kaldırılmış, ilgâ edilmiş.
Mülhak evkaf(vakıf)
Vakıf yöneticileri(mütevelliler) tarafından yönetilen ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından denetlenen vakıflar.
Mülhakat
Bir merkeze bağlı olan yerler.
MÜLHEM
İçe doğmuş, birinin içine doğmuş, esinlenmiş.
Mülk arâzi
Mülk arâzi, ona malik olan kimseye en geniş anlamı ile kullanma, yararlanma hakkı veren ve mülkiyet hakkına ilişkin mutlak tasarruf yetkisi sağlayan bir arazi çeşididir ki, malik, toprağın hem mülkiyetine ve hem de ona tasarruf etmenin mutlak ve inhisarı yetkisine sahip bulunmaktadır.
Mülki
Ülke ile ilgili; ülke yönetimine ilişkin.
Mülkiyet hakkı
Kişiye, kanunların öngördüğü sınırlar içinde, sahibi olduğu maldan ve malın hukuki ve doğal ürünlerinden yararlanma ve o mal üzerinde tasarruf etme yetkisi veren egemenlik hakkı.
Mültezem
Gerekli görülen; kayırılan.
Mülzem
Bağlı.
Mümas
Temas eden. Değinen.
Mümâselet
Benzeme; benzeyiş; andırma.
Mümasil
Örnek; misâl; benzeyen; andıran.
Mümellek-ün-leh
Kendisine bir şey temlik olunan kimse.
Mümellik
Temlik eden; mülk olarak veren kişi.
Mümessil
Temsil eden; temsilci.
Mümeyyiz
Sezgin; temyiz eden; iyiyi kötüden ayırma yeteneğine (temyiz gücüne) sahip kimse.
Mümtâz
Üstün; ayrıcalıklı; imtiyazlı.
Mümtazen
Olağanüstü yükselme, fevkalade yükselme.
Mümteni
Çekinen; imtina eden; olamaz;
Mümzi
İmza sahibi, imza eden.
Mün’akid
İki taraf arasında resmî olarak kabul olunmuş.
Mün’akit olmak
Bir sözleşmenin kurulması; akdin oluşması; üzerinde anlaşma yapılmak.
MÜNADİ
Kamuya duyurulmak istenilen şeyleri yüksek sesle haber vermeyi iş edinmiş olan kimse.
Münafi
Zıt, Aykırı, Hukuk Kuralına Uymayan, Ters Düşen.
Münakale
Bir taşınmazla ilgili yeni kayıtla eski kayıt arasında bağlantı kurma. (tedavül)
Münakaşa
Artırma ve eksiltme.
Münasip
Uygun.
Münâzaa
Uyuşmazlık; çekişme; anlaşmazlık.
Münazaa
Çekişme, iki taraf arasındaki düşmanlık.
Münaziünfih
Niza konusu; uyuşmazlık konusu olan şey; dava konusu.
Münbais
Doğan; ileri gelen.
Müncer
Sonuçlanan; şu veya bu sonuca varan.
Müncezib
Beriye çekilen, cezbedilen.
Mündemic
İçinde bulunan; (içinde)yatan.
Mündemiç
Bir şeyin içinde var olan, bulunan, saklı olan.
Münderecat
İçerik; kapsam; içindekiler.
Münferiden
Tek tek; ayrı ayrı; tek başına.
Münferit
Tek, ayrı, kendi başına.
Münfesih
İnfisah etmiş; bozulmuş; dağılmış.
Münhal
Boş, görevlisi bulunmayan.
Münhasır
..Ye özgü; ..ye ayrılmış; ..ye mahsus; sınırlanmış; ayrılmış.
Münhasıran
Buna has olarak. Hususi olarak, sadece, yalnız olarak, özellikle. Sadece, sâde. Bir işe veya bir şeye âit olarak. Yalnız birine özgü olmak üzere, özel olarak.
Münkasem
Bölünmüş.
Münkati
Kesilen; kesilmiş; kesik; aralıklı.
Münkir
İnkar eden.
Münselip
Kaybetme, keybeden.
Müntakil
İntikal eden; geçen.
Müntehap
Şeçilen,seçilmiş bulunan.
Müntehî
Nihayet bulan; sona eren; son; en son; bir şeyi tamamlayan.
Müntehip
Seçmen.
Müntehir
İntihar eden. Özkıyımda bulunan.
Müntesip
1.Bir yere, birine bağlanmış, kapılanmış, intisap etmiş olan. 2.İlgisi bulunan, ilgili.
Müphem
Belirsiz, açık olmayan.
Müptezel
1-Saygınlığını yitirmiş, bayağılaşmış. 2-Çokluğu dolayısıyla değerini yitiren, değersiz.
Mürâdif
Eş anlam; aynı anlam.
Mürafaa
Sözlü duruşma; genellikle Yargıtay’da veya İdare Mahkeme’lerinde yapılan duruşmaya verilen ad.
Müraselât
Gönderilen şeyler; mektuplar; yazışmalar.
MÜREFFEH
Refah ve varlık içinde yaşayan, gönençli.
MÜREKKEP FAİZ
Bileşik faiz, ara dönemlerde gerçekleşen faizlerin anaparaya eklenmesi sonucunda ortaya çıkan toplam üzerinden ödenen faiz anlamına gelmektedir.
Mürettep
Tertip edilmiş; düzenlenmiş.
Mürtebit
Bağlantılı; ilişkili; ilgili.
Mürtefi
Kaldırma kaldırılmış.
Mürtehin
Rehin alacaklısı; ipotek hakkına sahip.
Mürur hakkı
Geçit hakkı.
Müruru zaman
Zaman aşımı; bir davanın açılması veya hükmün yerine getirilmesi için kanunen belirli zamanın geçmesi.
Zaman aşımı, geçmiş zaman.
Müsaade
İzin; yardım; uygun olma; serbestlik.
Müsadere
Zoralım; bir kimsenin taşınır veya taşınmaz bir malının, kendi isteği olmaksızın devlet tarafından elinden alınması.
Müsakkaf
Üzeri dam ile örtülü bina.
Müsamaha
Hoş görme; göz yumma; tolerans tanıma.
Müsâvât
Eşitlik.
Müsavat
Eşitlik, denklik.
Müsavi
Eşit; eş düzeyde; aynı seviyede.
Müsâvî
Eşit,denk anlamına gelmektedir.
MÜSEBBİB
Sebep, vesile ve mucib olan. Vücuda getiren, kuran.
Müseccel
Tescilli; yazılmış; kayıtlı; damgalanmış.
Müsnet
İsnat edilmiş; yüklenmiş.
Müspet edim
Borçlunun, belli bir şeyi yapmak ya da vermek şeklinde olumlu bir davranış biçimi ile yerine getireceği edim türü.
Müspet zarar
Alacaklının borçlunun borcunu gereği gibi ifa etmesi durumunda malvarlığının ulaşacağı durum ile ifanın gereği gibi yerine getirilmemesi sonucu mevcut durumu arasındaki farkı ifade eder. Bu zararın istenebilmesi için sözleşmenin taraflarca feshedilmemiş ve ayakta olması gerekir.
Müstacel
İvedi; tez; hemen yapılması gerekli.
Müstacelen
İvedi olarak; acele olarak.
Müstaceliyet
İvedilik; acil olma hali.
Müstafi
İsteğiyle işten çekilmiş, istifa etmiş.
Kendi isteğiyle işinden çekilmiş, istifa etmiş.
Müstagallât-ı mevkufe
Hayır kurumlarına gerekli geliri sağlamak üzere vakfedilmiş mallar.
Müstağrak
Garkolmuş, dalmış, batmış.
Müstahdem
Hizmette bulundurulan kimse, hizmetli, odacı, hademe.
Müstahsil
Üretimle uğraşan kimse, yetiştirici.
Müstahzar
Önceden hazırlanarak(eczanelerde) kullanıma sunulan ilaç.
Müstakar
İstikrar bulmuş, yerleşmiş, durulmuş, karar kılınan, yerleşilen yer.
Müstakil
Bağımsız, kullanış yönünden başka bir yapı ile bağlantısı olmayan, belli kişi veya kişiler için ayrılmış olan.
Müstear Ad
Bir kimsenin belli bir işi yaparken gerçek ismini gizlemek amacıyla kullandığı takma addır.
Müstebit
Zorba, despot.
Müstecir
Kiracı, kira karşılığı bir yeri tutan.
Müstedi
Dilekçe veren, istida eden kimse.
Müstefi
İstifa etmiş kişi.
Müstehak
Hak eden.
Müstehap
1.Hoşa giden, sevilen, beğenilen. 2. Dinen emredilmediği hâlde yapıldığında sevap kazandıran davranış.
Müstehik
İstihkak sahibi; hak kazanmış; haketmiş; layık.
Müstelzim
Gerektirici; doğurucu; sonuç doğurucu.
Müstemir
Sürekli, kesintisiz.
Müstemiren
Sürekli,aralıksız.
Müstemleke
Sömürge.
Müstenidat
Herhangi bir mevzunun açıklanmasında, onaylanmasında, kabul edilmesinde kriter olarak işaret edilen diğer bağlı belgedir.
Müsteniden
Dayanarak; bir şeye dayanarak; delil göstererek.
Müstenif
İstinaf eden.
Müsterham
Yalvarılarak istenmiş, saygı ile ricâ edilmiş, istirham olunmuş.
Müstesna
Ayrık; istisna olan; kural dışı.
Müşâ’
Ortaklar arasında beraberce kullanıldığı halde paylara ayrılmamış şey; ortak mal.
Müşâbehet
Benzeyiş; benzeme.
Müşâbih
Benzeyiş; benzeme.
Müşahede
Gözlem.
Müşahhas
Somut.
Müşârün-ileyh
Adı geçen; anılan; ilim ve resmi mevkii yüksek olan kimse.
Müşarünileyh
Adı geçen, adı anılan.
Müşavere
Danışım, danışmak.
Müşkilât
Zorluk; güçlük.
Müşteki
Şikayette bulunan, şahsî davacı. İlgili makama derdini aktaran.
Müşteki sanık
Bir ceza davasında kişi hem işlediği iddia olunan suçtan dolayı sanık, hem de kendisinden şikayetçi olan kişiden şikayetçi ise bu kişiye verilen sıfat.
Müştemilât
Eklenti.
Müştemilat
Eklenti, eklentiler.
Müşterâ
İştira edilmiş; satın alınmış.
Müşterek mülkiyet
Birden çok kişinin, kanun veya hukuki işlem nedeniyle, bir mala, fiilen bölüşmedikleri belirli paylar oranında malik olmaları.
Müşterek sorumluluk (müştereken)
Birden fazla şahsın, bölünemeyen bir borcun ödenmesinden, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olup, kendi aralarında payları oranında sorumlu olması halidir. (B.K. 61. ve 62. md)
Mütakabil
Tekâbül eyleyen, karşı karşıya gelen, karşılıklı durum arzeden.
Mütâlaa
Görüş; irdeleme; düşünce.
Mütalaa
Adli davada bilirkişilerin verdikleri fikirler.
Cumhuriyet Savcısı tarafından, delillerin tartışılması aşamasında esasa ilişkin verilen beyana esas hakkında mütalaa denir. Aradaki uyuşmazlığın çözümüne istinaden Cumhuriyet Savcısı’ndan son görüşün alınmasını ifade etmektedir.
Müteaddit
Birden fazla; çeşitli.
Müteahhidünbih
Taahüt edilen,yapılması istenilen şey.
Müteahhit
Taahhüt eden; yüklenici; belli bir inşaatı (eseri) yapmayı üstlenen.
Müteallik
İlişkin; bir şeye dair; ilgili.
Müteamel
Alışılagelmiş.
Mütebaki
Geriye kalan; artan.
Mütecaviz
Devletlerarası hukukuna göre meşru müdafaa dışında olarakdiğer bir devlete silahla tecavüz eden devletin durumudur.
Mütedâir
Dair olan; ilişkin; değin.
Mütedavil
Elden ele geçen; dönen; dolaşan; tedavül eden.
Mütedeyyin
Dindar.
Mütefavit
Birbirinden farklı, çeşitli.
Müteferri
Eklenti; eklenmiş; ekli; ilişkin; aynı kökten.
Müteferriât
Teferruat; ayrıntı.
Müteferrik
Dağınık; çeşitli; ayrı ayrı; türlü.
Müteferrika
Küçük giderler için ayrılan para -Güvenlik kuruluşlarında şüpheli kimselerin ilgili yerlere gönderilmek için geçici olarak barındırıldıkları bölüm -Padişah, vezir ve daha başka devlet büyüklerinin yanında, türlü hizmetlerde çalışan kimse.
Mütegayyib
Kaybolmuş; yitmiş.
Mütehammil
Tahammüllü; dayanıklı.
Müteharrik
1. Yer değiştirebilen, devingen, hareketli. 2.Çalışan, işleyen.
Mütehassıl
Doğan; hasıl olan; meydana gelen.
Mütehassıs
İhtisas sahibi, uzman.
Mütehavvil
Değişken; kararsız.
Mütekabiliyet
Karşılıklılık.
Mütekabiliyet Esası
Bir devletin, başka bir devletin vatandaşlarına uyguladığı hukuki veya fiili bir davranış biçimine karşılık, diğer devletin de aynı şekilde davranması.
Mütekaid
Emekli.
Mütekâmil
Tekâmüle ermiş kişi, ermiş, olgun, gelişkin.
Mütelahik
1.telahuk eden, yarışan 2.biribirinin arkasından gelen, birbirine katılan.
Mütelahik Dava
Hakların yarıştığı dava, mahkemeden istenen talebin birden fazla hukuki sebebe dayanmasıdır.
Mütemadi
Failin harekete geçmesiylehitam bulmıyarak, icrası bir müddet uzayan suçtur; kanuna muhalif olarak bir kimseyi tevkif ve hapsetmek, memnu silah taşımak gibi.
Mütemadiyen
Devamli olarak.
Mütemâyil
Eğilimli; taraflı görünen.
Mütemeddin
Medeni, görgülü, terakki etmiş, şehirleşmiş olan, bedeviliği, göçebeliği bırakıp medenileşmiş olan, medeni uygar halde bulunan, şehirleşmiş.
Mütemekkin
Yerleşen, ikamet eden, sakin olan.
Mütemerrid
Temerrüde düşen (kimse); yapması gereken bir şeyi yapmamakta direnen.
Mütemerrit
Temerrüte düşen anlamında.Vadesinde ödenmeyen bir borç dolayısıyla borçlunun düştüğü durum.
Mütemmim cüz
Tamamlayıcı parça; mahalli örf ve adete göre, bir nesnenin esaslı unsuru olan, o nesne yok edilmedikçe veya parçalanmadıkça yahut niteliği bozulmadıkça ondan ayrılması mümkün olmayan parçalar, o nesnenin tamamlayıcı parçasıdır.
Tamamlayıcı parça, bir şeyin kullanılmasında, kendisinden yararlanılmasında önemli etki ve katkısı bulunan ve asıl şeyden ayrılması imkânsız veya büyük tahribâta sebeb olan parçalar. Nelerin mütemmim cüz olduğunu geleneklere göre belirlemek mümkündür. Bir.
Mütenakıs
Çelişik.
Mütenasip
Uygun; denk.
Müterâfik
Beraber bulunan; karışık; birlikte.
Müterafik Kusur
Birlikte Kusur (birlikte nedenleme)
Müterakki
Terakkî etmiş, yükselmiş ve ilerlemiş olan, ileri, ilerlemiş.
Müterettib
Sıralanmış; ait olan; …..üstüne düşen; gereken; meydana gelen; dolayı; meydana gelen.
Mütesarlülfesat
Çabuk bozulan.
Mütesavi
Eşit, denk.
Mütesaviyen
Birbirine eş değerde.
Müteselsil
Zincirleme; dayanışmalı; ardı ardına.
Müteselsil Sorumluluk
Birden çok kimsenin, bir borcun veya zararın (tamamının) ödenmesinden, zincirleme olarak ve tek başına sorumlu olması.
Müteşebbis
Girişimci.
Müteşekki
Şikayet eden.
Mütevakkıf
Bağlı.
Müteveffâ
Vefat etmiş; miras bırakan.
Müteveffa
Vefat etmiş erkek.
Ölü (insan için)
Müteveffiye
Vefat etmiş kadın.
Mütevelli
Bir vakfın yönetiminin kendisine verildiği kişi; vakıf yönetim kurulu.
Mütevellit
Doğan; ileri gelen.
Müttefik-un-aleyh
Üzerine ittifak edilmiş; anlaşma sağlanmış.
Müttehaz
Verilen; ittihaz olunan; kabul edilen; yürürlükte bulunan.
Müttehit
Birleşik.
Müvekkil
Kendisini vekil ile temsil ettiren kişi; vekil eden.
Müvekkile
Herhangi bir olay karşısında avukat tutmuş kişi.
Müvezzi
Dağıtıcı.
Müyesser
Kolaylıkla olan, yapılan.
Müzaheret
Yardım; koruma.
MÜZAHİR
Arkalayan, destekleyici, arka çıkan, yardımcı.
Müzakere
Bir mesele hakkında karar vermeden evvel karar verecek kimseler arasında görüşlerin ortaya atılmasıdır.
Müzayaka
Sıkıntı, darlık, parasızlık.
Müzayede
Artırma; açık artırma.
Müzekkere
Yargılama makamının, bir kararın yerine getirilmesi konusunda belli bir makama yazdığıyazı.
N
Naçar
Çaresiz.
Nafaka yükümü
Bir kimsenin kanunun öngördüğü yoksulluğa düşmüş olan yakınlarına yardım etmekle yükümlü olmasıdır.
Nâfıa
Bayındırlık işleri.
Nagamât
Nağmeler, ağhenkler, güzel sesler.
Nağahani
Ansızın.
Nahiye
Bucak; bölge; kenar; kısım; çevre.
Nail olmak
Erişmek; kavuşmak.
Naiplik
Vekâlet.
Nakız
Bozan, bozucu aksini yapan. Bir ibâdetin geçerliliğini önleyen, bozan.
Nâkız
Bozma; kaldırma;
Nâm-ı müstear
Takma ad; eğreti ad nasb atama; tayin etme; dikme; saplama.
Namütenahi
Ucu bucağı olmayan, sonsuz.
Nası ızrar
Suç olarak düzenlenen mala zarar verme fiili.
Nâsıb
Nasbeden; diken; tayin eden; atayan.
Nâşî
Neşet eden; ileri gelen; ötürü; dolayı; sebebiyle.
Nâşi
Ötürü, dolayı,yüzünden.
Nâtık
Bildiren; bildirici; gösterici; söyleyen; konuşan; idrak eden; düşünen nazara almak göz önüne almak.
Navlun
Gemi ile yapılan taşımacılıkta sözleşmeyle belirlenen mal taşıma bedeli.
Navlun mukavelesi
Deniz yoluyla eşya taşımak üzere yapılan sözleşmedir.
Nazarı dikkat
Göz önüne almak.
Nazariye
Kuram.
Nazır
Bakan, vekil.
Nebât
Bitki.
Nedamet
Pişmanlık.
Nedbe
Yara izi.
Nef’î
Çıkar ile ilgili; faydacı.
Nefaset
Kıymetli olma, nefis olma durumu. Değerlilik.
Nehbü-Garet
Yağma, malın yağması.
Nema
Büyüme; gelişme; kazanç; kâr; getiri; faiz.
Nesafet(nasfet)
Soyut ve katı nitelikteki kuralların uygulamada doğurduğu haksız uygulamaları yumuşatarak adalet ve hakkaniyete uygun hale getirilmesi.
Nesayih
Nasihatler.
Neseben
Soyla ilgili; soy bakımından.
Nesep
Ana baba ile çocuklar arasındaki hukuki bağ.
Neşet
Meydana gelmek, vücuda gelmek. Büyüyüp kat ve kamet sahibi olmak. Yetişmek, ileri gelmek.
Neşet etmek
Doğmak; ileri gelmek; kaynaklanmak.
Neşir
Yayma, dağıtma, yayım.
Neşriyat
Yayın.
Netice-i talep
İddia olunan şey.
Nevakıs
Noksan; eksiklikler, noksanlar.
Nevi
Çeşit; tür.
Nevi şahsına münhasır
Kendi türüne özgü, emsalsiz, özgün. Bkz. Latince: Sui generis.
Nez’
Sökme; kaldırma; yoketme.
Nezafet
Temizlik,paklık.
Nezaret
Denetim; gözetim; bakanlık.
Nezdinde
Huzurunda, gözetiminde, yanında.
Nezetmek
Kaldırmak; ayırmak; ilişiği koparmak.
Nısf
Yarım; yarı; yarısı.
Nısıf
Yarı pay.
Nidâ
Çağırma; bağırma; ünlem.
Nihai karar
Yargılama sonunda verilen karar.
Nisab
Derece; istenilen had; asıl; esas; yeter sayı; bir kurulun toplanabilmesi veya karar alabilmesi için gerekli sayıda üyenin bir araya gelmiş olması.
Nisap
Derece; istenilen had; asıl; esas; yeter sayı; bir kurulun toplanabilmesi veya karar alabilmesi için gerekli sayıda üyenin bir araya gelmiş olması.
Nisbî hak
Ancak belirli bir şahsa veya şahıslara karşı ileri sürülebilen daha geniş bir kitleye karşı kullanılma imkanı olmayan sıradan haklar.
Nispi Butlan
Hukukta kendiliğinden geçersiz olma, kanuna, kamu düzenine, ahlaka aykırılık halidir. İşlem hukuken vardır ama yapıldığı andan itibaren geçersizdir.
Nispi muvazaa
Yapılan asıl muamelenin şartlarını ya da konusunu farklı şekilde göstermeleri.
Niyâbet
Vekillik;
Niyabet
Toplu mahkemelerde bir hakimin,mahkemenin yetki alanı içerisinde;ancak duruşma salonu dışında yapacağı işlemleri mahkeme adına yapmakla görevlendirilmesidir.
Niza
İhtilaf; çekişme; uyuşmazlık.
Nizâm-nâme
Tüzük.
Nizami
1. Nizâma ve düzene ait, nizâmında olan, tertipli, muntazam. 2. Kanun ve nizama uygun.
Nizamname
Tüzük.
Nizasız ve fasılasız
Uyuşmazlık konusu olmadan ve hiç ara vermeden; ihtilâfsız ve arasız.
Nokta-i nazar
Görüş; bakış açısı.
Non Bis İn İdem
Aynı dava nedeni için iki kez yargılama yapılamayacağına dair hukuki bir ilkedir.
Norm
Kural olarak benimsenmiş, yerleşmiş ilke ya da yasaya uygun durum, düzgü.
Normatif
Bir kural değerini, gücünü taşıyan, düzgüsel.
Nosyon
Anlayış.
NOTER
Çeşitli belge ve işlemlere geçerlik kazandırmak ve yasanın öngördüğü diğer görevleri yerine getirmekle yükümlü, belli nitelikleri ve kendine özgü bir hukuk statüsü olan kamu görevlisi, kâtibiadil.
Nukud
Nakitler; paralar.
Numerus clausus
Sınırlı sayıda.
Nush
Öğüt, nasihat.
Nükûl
Vazgeçme; cayma; kaçınma.
Nümune
Örnek.
Nüve
Bir şeyin özü, Çekirdek.
O
Objektif iyiniyet
İnsanlar arasındaki münasebetleri kanun, örf ve adetten başka tanzim eden ve hukuk dışındaki mevcut olan ahlak, adap, haysiyet, şeref, doğruluk, insaniyet vs. esaslara denir.
Olası kast
Kişinin, suçun kanunî tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi hâli.
Olveche
O şekilde.
Ombudsman
Kamu denetçisi, şikayetleri ve birtakım teşebbüsleri ele alıp değerlendiren ve bunlara her iki taraf için de tatmin edici çözümler bulan kişidir.
Onama
Onamak işi, uygun bulma, tasvip.
Onur
Öz saygı.
Ordino
1-Bir poliçenin arkasına yazılan havale emri, 2- Tüccarın malını gümrükten çekebilmesi için vapur kumpanyasından yük konşimentosuna karşılık verilen havale, 3- Denizcilik işletmelerinde gemi adamlarını gemilere atama belgesi.
Orta malları
Yollar, köprüler, camiler gibi herkesin kullanabileceği kamu malları.
Ortaç
Tümleç olabilen,isim ve sıfat gibi kullanılan fiil asıllı kelime sıfat-fiil. ör: gelen çocuk, adı batası adam.
Ortak Yerler
Kat mülkiyetine tabi anagayrimenkulün, kat maliklerince ortaklaşa kullanılıp yararlanılan yerleri.
Ö
Öjenik
Genetik olarak insan ırkının ıslahı bilimi.
Ölçü norm
Anayasaya uygunluk denetimine konu olan normların, uygunluk incelemesinde tabi olacakları norm yada normlardır.
Ölüm Karinesi
Kişinin ölümüne kesin gözle bakılacak şekilde kaybolmasıdır.
Ölüme bağlı tasarruf
Gerçek kişilerin, ölümünden sonra hukuki etki ve hükümler doğurmak üzere yapmış olduğu hukuki işlem.
Ölünceye Kadar bakma akdi
Taraflardan birinin, ölünceye dek bakma ve kendisini görüp gözetme koşuluyla, malvarlığını veya bir kısım malları öbürküne geçirme (intikal ettirme) borcu altına girdiği sözleşme.
Öndelik
Avans.
Önel
İş sözleşmesine göre işçinin işten çıkarılması durumunda tanınan belirli süre -bir işin bitirilmesi için tanınan ek süre.
Örtülü Boşluk
Somut olaya uygulanacak hükmün, yasada yer almasına rağmen, yeterli biçimde arz olunmamasıdır.
Özel haklar
Şahıslar ile şahıslar arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarından,yani özel hukukundan doğan haklardır.
Özel hukuk
Kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk dalı.
Özelge (Mukteza)
Bir konudaki görüşü ve yapılması gereken uygulamayı bildiren yazı. Mükelleflerin vergi durumları ve uygulanması bakımından tereddüde düştükleri hususlar hakkında bilgi istemeleri üzerine kendilerine yetkili makamlarca yazılı olarak verilen görüşlerdir.
Özgülemek
Bir şey veya bir yeri birine,bir şeye ayırmak,vermek, hasretmek, tahsis etmek.
P
Pacta Sunt
Ahde vefa, uluslararası hukuk kurallarının oluşmasında etkili olan ve devletin anayasasında var olan ve devlete antlaşma yapma yetkisi tanıyan kuraldır. Antlaşmalar hukuku kuralıdır. Bu kuralın bağlayıcı niteliği, iyi niyet ilkesine dayanmaktadır.
Pafta
Kadastrosu yapılan yerlerin ada ve parsellerinin, belli ölçülerle çizilmiş haritaları.
Paraf
1.Yalnız adın veya ad ve soyadın başharfleriyle atılan kısa imza. 2.Bir yazının görüldüğünü, işlem gördüğünü veya o yazıdan haberdar olunduğunu gösteren kısaltılmış imza.
Parakete
Geminin saatteki hızını anlamak için kullanılan araç.
Parsel
İmar düzeni bakımından belli ölçüler gözönüne alınarak sınırlandırılmış arazi parçalarından her biri.
Paydaş
Bir bütünün belli bir kısmından (paydan) yararlanan; hissedar.
Peçeleme Sözleşmesi
Vergi mükellefleri ve sorumluları; özel hukuk biçimlerini ve kurumlarını olağan kullanımları dışında kötüye kullanarak vergi kaçırma amacı güdüyorlarsa bu amaca yönelik olarak yaptıkları sözleşmelere peçeleme sözleşmesi denir.
Pedavra
Köknar ve lâdin ağaçlarından elde edilen, çatı örtüsü olarak kullanılan ince tahta; hartama.
Pedersahi
Ataerkil.
Perdebirun
Ağzı bozuk,kötü söz söyleyen, açık saçık konuşan.
Persona non grata
İstenmeyen kişi.
Peşin Harç
İ l a m s ı z takiplerde, takip talebinde bulunan alacaklıdan, alacağın binde beşi oranında tahsil edilen miktar.
Pey sürmek
Bir sözleşmeyi yapmak için ileri sürülen taminât miktarı önerilen bedel, şart-ı cezâî miktarı.
Peyderpey
Azar azar, yavaş yavaş.
Pinhan
Gizli, saklı, gizlenmiş.
Plebisit
Halk oylaması.
Poliçe
Belirli bir sürenin sonunda belirli bir parayı kendi adına veya bir başkasının emrine ödemesi için alacaklının borçluya yazdığı bildiri.
Potkal
Kaza veya başka bir olayı karadakilere bildirmek için gemilerden denize salınan,içinde mektup olan şişe.
Pozitif hukuk
Belli bir anda belli bir ülkede yürürlükte bulunan hukuk kurallarının tümü.
Pragmatik
(Fr. Pragmatique) Faydacı, yararcı, eylemle ilgili.
Pratika
Kıyı sağlık idaresi tarafından gemilere verilen giriş çıkış izni.
R
Râbıta
Bağlantı; bağ; düzen; tertip.
Rachat
İdârenin imtiyaz sahibinin hiçbir kusuru olmasa dahi, hizmet ve kamu yararının gerektirmesi nedeniyle, sözleşmeyi tek yanlı feshettiğinde, imtiyaz sahibinin zararını tamamen gidermek zorunda olmasıdır. 2 Devletin durumunun iyi oldugu zamanlarda sermaye piyasasından kendi tahvillerini alması işlemidir. Yani devlet, durumu iyiyse ve bütçe fazlası varsa piyasadan kendi tahvillerini geri satın alır.
Râci
Rücu eden; geri dönen; ilgisi olan.
Rad
Redden, Geri çeviren,.
Rahin
Rehin veren; rehneden.
Râhin
Rehin veren kişi.
Rakabe
Devri ve devir alınması olanaklı bulunan şeyin kendisi; örneğin tarla,köle gibi; mala(şeye) hakim olabilme kudreti; çıplak mülkiyet.
Ram
1. İtaat eden, boyun eğen, itaatli, münkad. 2. Teslim olmak, hükmü altına girmek.
Rantabilite
Sermayenin parasal verimliliğini ifade eder.
Rapt
Bağlama; bağlanma; iliştirme; bağlaç.
Rayiç
Sürüm değeri; geçerli olan.
Rayiç Değer
Bir iktisadi kıymetin, değerleme günündeki normal alım-satım değeri; piyasa değeri.
Re’sen Vergi Tarhı
Resen vergi tarhı, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanunî ölçülere dayanılarak tespitine imkân bulunmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında belirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi tarh olunmasıdır. İnceleme raporunda bu maddeye göre belirlenen matrah veya matrah farkı resen takdir olunmuş sayılır.
Recim
Şeriat düzeninde bir insanı taşa tutarak öldürme cezası.
Reddiyat
Davadaki masrafları karşılamak için tarafların önceden yatırdığı gider avasından para çekme işlemi.
Ref etmek
Kaldırmak; örneğin itirazın ref’i (kaldırılması)
Referandum
Halk oylaması. Halkın türlü siyasi ve toplumsal sorunlar karşısında olumlu veya olumsuz görüşünü belirlemek için başvurulan oylama.
Refik
Arkadaş.
Rehin
Bir borcun yerine getirilmemesi halinde, alacaklarının teminatı olmak üzere ve paraya çevirtme hakkıyla birlikte alacaklı lehine verilen taşınır veya taşınmaz mal güvencesi.
Rehnedilen
İpotekli, İpotekli mal.
Rehnli tahvil
Genellikle konut yapımına finansman sağlamak için çıkarılan ve karşılığında ipotekle güvence verilen borç senedi.
Rehnüma
Rehber, kılavuz.
Reis
Başkan.
Reisievvel
Birinci reis.
Replik
Davacının, davalının cevap layihasına (yazısına) karşı verdiği cevap.
Resen
Kendiliğinden; herhangi bir isteğe gerek olmadan; otomatikman.
1. Kendi başına, kendiliğinden.
Resepsiyon
Bir toplumun hukukî mevzuatının bir başka toplum tarafından, kendi hukuku olmak üzere alınması olgusunu ifade etmektedir. İktibas.
Resim
Devlet daire ve kurumlarında görülen hizmet ve yapılan giderlerin karşılığı olarak, sadece o işle ilgisi bulunan kişilerden alınan bir gelir.
Resmi gazete
Başbakanlık tarafından çıkarılan ve kanunların, kanun hükmündeki kararnamelerin, tüzüklerin ve bazı yönetmeliklerin yürürlüğe girmesi için yayımladığı gazetedir.
Resmi Senet
Resmi bir makam ve görevlinin, usulüne göre düzenlediği veya onayladığı belge.
Resülmâl
Anamal; sermaye.
Reşit
Ergin; rüşt yaşını doldurmuş; onsekiz yaşını dolduran veya onsekiz yaşını doldurmamasına rağmen evlenen veya yasal olarak erginliğine mahkemece karar verilen kişi.
REZONANS
Bir sistemin (genellikle doğrusal bir sistemin) bazı frekanslarda diğerlerine nazaran daha büyük genliklerde salınması eğilimidir.
Rıza-i taksim
Ortakların kendi aralarında anlaşmak suretiyle ortak mallarını paylaşmaları durumu.
Riziko
Zarara uğrama tehlikesi, tehlike, zarar ve ziya.
Rödevans
Daha ziyade yeraltı kaynaklarının işletilmesi ve kâr paylarının rödevans şeklinde ifade edilmesinden dolayı, bu tür sözleşmelere rödevans sözleşmesi, imtiyaz payına da rödevans ücreti denilmektedir. İmtiyaz hakkı.
RÖDÖVANS
Gelir, irat. Maden İşletme Kirası.
Rölativist
Bağıntıcı, göreci.
Rûz-nâme
Gündem; yevmiye defteri; takvim.
Ruzname
Günlük.
Rü’yet
Davanın bakılmakta olması.
Rücu
Dönme; geri dönme; cayma; sözünden dönme; sözünü geri alma; bir ödemede bulunan kimsenin, bu bedeli, asıl ödeme yapması gereken kişiden istemesi;
Rüçhan
Öncelik; üstünlük; imtiyaz.
Rüsum
Resimler; devlet dairelerinde ve diğer kamu kuruluşlarında görülen hizmet ve harcamaların karşılığı olarak alınan vergiler.
Rüşt
Erginlik.
S
Sabit olmak
Bir şeyin varlığı, doğruluğu, gerçekliği kesin olarak belli olmak.
Sâdır olmak
Çıkmak.
Sadır olmak
Ortaya Çıkmak.
Safahat
Evreler, safhalar.
Sahih
Gerçek, düzgün, doğru, legal, hukuka uygun.
Saik
Sebep.
Saik hatası
İradenin oluşmasında etkili olan bir konuda düşüncenin gerçek duruma uygun olmaması, kişinin olayları yanlış algılayıp, bunları yanlış değerlendirerek, beklenti ve tahminlerinde isabetsiz bir kararla iradesini oluşturmasının sonucu olan yanılmadır.
Saik-i mümbit
Niyetiyle bekleneni verebilen, randımanlı, faydalı.
Sâkıt
Susan; herhangi bir görüş bildirmeyen; düşen; düşücü; hükümsüz.
Sakıt olmak
Geçerliliği kalmamak, düşmek.
Salâhiyet
Yetki; bir davaya bakabilme.
SALIK
Olmuş veya olacak bir olay, bir olgu ile ilgili verilen bilgi, haber.
Sâlif-üz-zikr
Zikri geçen; bildirilen.
Salih
Elverişli; uygun.
Sanık
Suç işlediği sanılan kişi.
Kovuşturmanın başlamasından itibaren hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişi.
Saniyen
İkinci olarak.
Sarahat
Açıklık; netlik; sarihlik; aydınlık.
Sarf
Harcama, tüketme, kullanma.
Sarf-i nazar etmek
Vazgeçmek.
Sarfı nazar
Sayılmama, vazgeçme, dikkate almama.
Sarfinazar
Hesaba katmamak, saymamak, vazgeçmek.
Sarfiyat
Harcamalar; giderler.
Sari
Bulaşan; bulaşıcı.
Sarih
Kolay anlaşılır, belli veya belirgin, açık.
Satış vaadi
Bir kimsenin, taşınmaz malını bir başkasına satmayı (ileride yapılacak satım akdini) taahhüt ettiği sözleşme.
Sav
İleri sürülen düşünce, iddia, tez.
SAVCI
Devlet adına ve yararına davalar açan, kamu haklarını ve hukuku yerine getirmek üzere yargıç katında sanıkları kovuşturan görevli, müddeiumumi.
Savcılık
Devlet adına kamu davasını açan makamdır.
Savıcı
Başından savan kimse.
Sây
Emek; çalışma.
Sayıştay
Devlet mallarını kabız ve sarf ve idare ve edenlerin hesaplarını tetkik ve muhakeme ile mükellef bir heyet.Divanı muhasebat.
Saylık
İçerisinde düz taşların bulunduğu, imar ihyaya elverişli arazi.
Sebat
Sözünden veya kararlarından dönmeme, bir işi sonuna değin sürdürme, direşme.
Sebepsiz zenginleşme
İki mal varlığı arasında, birinin zararına olan haklı bir sebep olmaksızın meydana gelen değer kaymalarını ifade eder. Bu kaymalar, zenginleşmenin veya fakirleşmenin davranışları ile olabileceği gibi, tabi kuvvetlerin sonucu da olabilir.
Sebketmek
Vâki olmak; yapılmak; olmak; ileri geçmek.
Seddedilmiş
Kapatılmış. Hududlanmış.
Sefaret
Elçilik, büyükelçilik.
Sefir
Elçi, Büyükelçi.
Sehim
Pay; hisse.
Sehven
Yanlışlıkla.
Selahiyet
İzin,müsade,yetki.
Selb
Zorla alma; kaldırma; giderme.
Selef
Önce gelen kimse.
Self-determinasyon hakkı
Ulusların kendi geleceklerini belirleme hakkı.
Semen
Satış parası; satış sözleşmesinde, satana mal teslimine karşılık olarak ödenecek para.
Semeni
Satış sözleşmesinde alıcının borcu.
Semere
Bir maldan elde edilen ürünler; Tabii Semere.
Sened-i hâkanî
Tapu senedi.
Senedât
Senetler.
Senet
Bir kimsenin yapmaya ya da ödemeye borçlu olduğu şeyi göstermek için imzaladığı resmi kâğıt, belgit.
Senevî
Senelik; yıllık.
Seraser
Baştan başa, bütün, hep mecmuan, külliyen.
Serdetmek
İleri sürmek; öne sürmek; ortaya çıkmak; belirtmek.
Sermediyet
Sonsuzluk, süreklilik, ebedilik.
Seyirtmek
Koşmak, koşar adım yürümek.
Seyrân-gâh
Gezme yeri; dolaşma yeri.
Seyrüsefer
Gidiş geliş; trafik.
Sıhhî
Sağlıkla ilgili, sağlığa âit.
Sıhri hısım
Kan bağı ile değil, kanuni yollarla oluşan hısımlıktır.
Sınai
Sanayi ile ilgili, endüstriyel.
Sınırlı Ehliyetli
Ayırt etme gücüne sahip, ergin olan ve kısıtlı olmayan kişiler. Tam ehliyetli olduğu halde birtakım sebeplerden ehliyeti sınırlandırılmış kişiler. Yasal danışmanları olmadan borç altına giremezler.
Sınırlı Ehliyetsiz
Ayırt etme gücüne sahip, ergin olmayanlar ve kısıtlılardır. Ergin olmayanlar veli, vasi olmadan borç altına giremezler. Ayrıca vasilerin rızası olsa dahi kefil olamaz, bağış yapamaz, vakıf kuramazlar.
Sıra cetveli
Satış tutarının tüm alacaklıların alacağını karşılamaması durumunda düzenlenen çizelgedir.
Siber Zorbalık
Dijital teknolojiler kullanılarak gerçekleştirilen zorbalıktır. Bu tür zorbalıklar sosyal medyada, mesajlaşma platformlarında, oyun platformlarında ve cep telefonlarında görülebilir. Hedef seçilen kişileri korkutmaya, kızdırmaya ya da utandırmaya yönelik olarak tekrarlanan bir davranıştır.
Sigorta primi
Sigorta ettirenin sigortacıya ödemekle yükümlü olduğu ücrettir.
Silsile
Birbirine bağlı, birbiriyle ilgili şeylerin oluşturduğu dizi, sıra.
Simsarlık
Arabuluculuk.
Sin
Yaşanılan süre.
Sinkâf
Erkeklik organı ve ilgili sövgülerin tümünün kısaltılmış biçimi.
Sinkaf
Ağır bir küfre tekabul eden kelime.
Sirayet
Bulaşma; yayılma; geçme.
Sirkat
Hırsızlık; çalma; çalınma.
Siyanet
Koruma.
Siyasi haklar
Herhangi bir biçimde devletin yönetimine ve siyasi kuruluşlarına katılmaya yönelik haklardır.
Skar
Yara izi, kesi, iyileşmiş yara.
Sorgu
Suç niteliğinde görülen bir konuyla ilgili olarak, durumun aydınlanması için yargıcın sanığa sorular sorması ve sanığın bunları yanıtlaması işi.
Soruşturma
Suçun işlenmesinden başlayarak yargı verilinceye dek, kolluk, savcı, yargıç yönünden yapılan inceleme, araştırma ve kanıtların toplanması işleminin tümü.
Sosyal devlet
Fertlerin sosyal durumlarıyla ilgilenen, onlara asgari bir hayat düzeyi sağlamayı, sosyal adaleti ve sosyal güvenliği gerçekleştirmeyi ödev bilen devlettir.
Sosyal ilişkiler
Şahısların birbirleriyle veya toplumla olan ilişkileridir.
Sosyal kurallar
Sosyal ilişkileri düzenleyen din, ahlak, görgü ve hukuk kurallarıdır.
Sosyal ve ekonomik haklar
Kişinin sosyal ve ekonomik faaliyetleriyle ilgili bulunan hak ve hürrriyetlerdir.
Sovtaj
Sigortacılık sektöründe hasar gören malın hasar almayan bölümünün sigortacı tarafından alınarak gelir haline getirilmesine veya hasarlı malın değer taşıyan bölümünün sigortalıya bırakılarak, sigorta şirketinin bu değeri tazminat ödemesinden düşmesine verilen isimdir.
Sözleşme
İki veya daha çok kişinin, aralarında bir hukuki bağ yaratmak, bu bağı değiştirmek veya ortadan kaldırmak amacıyla, karşılıklı ve birbirine uygun iradelerini beyan ederek yaptığı hukuki işlem; akit.
Sözleşmeden Dönme
Taraflardan birinin, mevcut sözleşmeden cayması; sözleşmeden rücu.
Suç
1. Törelere, ahlak kurallarına aykırı davranış. 2. huk. Yasalara aykırı davranış, cürüm.
Kanunlar tarafından yanlış veya zararlı olduğu için ceza tehdidiyle yasaklanan ve bazı durumlarda cezalandırılabilen davranıştır.
Suç tasnii
Suç uydurma.
Suç vasfının değişmesi
Suç vasfının değişmesi, savcı tarafından hazırlanan iddianamede şüphelinin yargılanmasını talep ettiği sevk maddelerinin şüpheliye isnat edilen suça uymaması, başka bir deyişle mahkemece suç tipinin farklı bir hukuki nitelemeye tabi tutulmasıdır.
Suça Sürüklenen Çocuk
Kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen on sekiz yaşından küçük çocuk.
SUÇLU
Suç işlemiş kişi, mücrim.
Sudur
Verilen ; çıkan.
Sui generis
Kendine özgü”, “emsalsiz”, “özgün” anlamlarına gelen, Hukuk gibi birçok disiplinde kullanılan Latince bir ifade. Nevi şahsına münhasır.
Suiniyet
Kötüniyet.
SUJE
1.Fail 2.Muhakemede kendine ait bir statüsü bulunan ve diğer bireylerden bağımsız olarak gerçekleştireceği işlemlerle muhakemenin ilerlemesine katkı yapan kimsedir.
Sukut
Düşme; düşüş.
Sukutu hak müddeti
Hak düşürücü süre.
Sulh
Barış.
Sulta
Otorite, Baskı.
Suni Hısımlık
Evlatlık ile evlat edinen arasındaki bağdır.
Sureti mahsusa
Özel olarak; özellikle; belli amaçla.
Sureti mümtaze
Öncelikli.
Suveri müsaddaka
Onanmış örnek.
Sübût
Sabit olma; gerçekleşme; ispatlama; ispatlanma; kanıtlama.
Sübut
Kuşkuya yer bırakmayacak bir biçimde ortaya çıkma, gerçekleşme, belgelenme.
Sübut bulmak
(Bir suç, durum vb.) belgeyle, delille ortaya konulmak, kuşkuya yer bırakmayacak bir biçimde ortaya çıkmak.
Sübuta ermek
Gerçekleşmiş eylemin kuşkuya yer olmayacak bir biçimde kanıtlanması, ispat edilmesi.
Süje
Muhakemede kendine ait bir statüsü bulunan ve diğer bireylerden bağımsız olarak gerçekleştireceği işlemlerle muhakemenin ilerlemesine katkı yapan kimsedir.
Sükna
Oturma yeri; oturulacak yer; konut.
Sükna hakkı
Bir evde veya evin bir bölümünde oturma hakkı veren kişiye bağlı bir irtifak hakkı; oturma hakkı, bir evde veya evin bir bölümünde oturma imkanı veren bir irtifak hakkı.
Sülüsân
Üçte iki.
Sürekli edim
Borçluyu belli bir süre, belli davranış ya da davranış biçimleri ile bağlı bulunmakla yükümlü kılan edim.
Süreli icap
Bir kimsenin, belli bir süre bağlı olmak niyeti ile beyan ettiği icap.
Süresiz icap
Kabul haberinin kendisine ulaşması ile ilgili olarak herhangi bir süre tayin etmediği icap.
Sürüm
1. Bir ticaret malının satılır olması,.
Ş
Şagil
Meşgul eden; meşgul olmayı gerektiren; işgal eden; bir mülkte oturan.
Şahâdet
Tanıklık.
Şahadetname
Bir eylemin yapıldığını, bir durumu gösteren ve yetkililerce verilmiş olan onaylı belge.
Şahbender
Konsolos.
Şahit
Tanık.
Şahsı âhar (âher)
Başkası; üçüncü kişi.
Şahsi cezasızlık sebepleri
Suçun işlendiği sırada var olan ve failin cezalandırılmasına mani olan şahsa bağlı sebeplerdir.
Şahsi edim
Borçlunun bizzat bedeni ya da fikri gücü ya da yeteneği ile icra edeceği edim türü.
Şahsi haklar
Ayni hakların aksine, herkese karşı ileri sürülemeyen haklar; kişisel haklar.
Şahsiyet hakları
Şahısların maddi,manevi ve ekonomik bütünlüğü üzerindeki mutlak haktır.
Şamil
İçine alan; kapsayan; çevreleyen.
Şâmil olmak
Kapsamak; içine almak.
Şantiye
1. Yapı gereçlerinin yığılıp saklandığı veya işlendiği yer.
Şârih
Şerhçi; şerh eden; bir konuyu ayrıntılarıyla açıklayan.
Şark
Doğu.
Şartname
Satın alma, satma, yaptırma, kiralama vb. işleri gerçekleştirmek isteyen gerçek veya tüzel kişilerin düzenlediği ve işi yapan ile yaptıranın üstlendikleri koşulları belirleyen resmî belge.
Şayeste
Uygun, yakışır,layık uygun, münasip.
Para alıp vermek yetkisi,saklama yetkisi.
Şayi
Pay; hisse.
Şâyi hisse
Ortak (müşterek) mülkiyette, ortaklardan herbirine ait pay.
Şayian
Ortaklaşa.
Şecâat
Yiğitlik, kahramanlık,cesaret.
Şefi
Şufa (önalım) hakkı bulunan kişi; önalımcı.
Şehadet
Yüksek bir ülkü uğrunda ölme, şehit olma.
Şehadetname
Bir işin yapıldığını gösteren, yetkilisi tarafından verilmiş olan onaylanmış belge.
Şerait
Şartlar; koşullar.
Şerh
Kişisel hakların, devir sınırlamalarının ve geçici tescilin, tapu siciline yazılmasını gösteren terim.
Şerik
Ortak; iştirakçi.
Şeriklik
Şerik olma durumu, ortaklık. Ceza hukukunda suça yardım etme “şeriklik” biçimlerinden biridir. Suça katkı sağlayan, fakat gerçekleştirdiği davranışı faillik oluşturmayan kişiler şerik olarak kabul edilmektedirler.
Şiar
Tutulacak yol, ülkü, ilke.
Şibh (şibih)
Benzer; benzeme; benzeyiş.
Şifahen
Sözlü olarak, sözle söyleyerek.
Şifahi
Sözlü olarak yapılan.
Şifahî beyan
Sözlü açıklama.
ŞİKÂYETÇİ
Zarar gördüğü bir suçun failini, ilgili makam ve memurlara bildiren kişi, müşteki.
Şimal
Kuzey.
Şira
Satış.
Şufa
Önalım; öncelikli alım.
Şufa hakkı
Önalım hakkı; mükellefin, hakkın konusu olan şeyi bir üçüncü kişiye satması durumunda, hak sahibine tek taraflı bir irade beyanı ile satılan şeyin mülkiyetinin kararlaştırılan bedel karşılığında öncelikle kendisine devrini isteme yetkisini veren haktır, y.
Şuhut
Şahitler.
Şura-yı Devlet
Osmanlı Devleti’nde günümüzdeki Danıştay’a karşılık gelen yüksek yargı kurumudur.
Şûrâ-yı Devlet
Şura-yı Devlet Osmanlı Devleti’nde günümüzdeki Danıştay’a karşılık gelen yüksek yargı kurumudur.
Şüheda
Şehitler, Şahitler.
Şümul
Kapsam; içine alma; kapsama.
İçine alma, kaplama, kapsama.
Şüphe
1. Bir olguyla ilgili gerçeğin ne olduğunu kestirememekten doğan kararsızlık, kuruntu, işkil, şüphe, acaba.
ŞÜPHELİ
Soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişi.
Soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişiyi ifade eder.
Şüreka
Şerikler, ortaklar.
Şüyu
Paydaşlık; hissedarlık.
T
Ta’lık
Geciktirme; askıda bırakılma.
Taaccüb
Şaşkınlıkla karşılama, hayret etme.
Taaddi
Başkasının Hakkında El Uzatma.
Taaddüd
Birden çok.
Taadül
Beraberlik, eşitlik.
Taaffün
Kokuşma, bozulma, çürüme.
Taahhüdü ihlal
Borclunun haciz zaptında borcu kabul ve ödemeyi taahhud edip, tahhüdünü yerine getirmemesi.
Taahhütname
Kişinin kendi ad ve hesabına, bir gerçek kişi veya tüzel kişiye karşı, sözleşmeli ya da sözleşmesiz olarak, bir işin yapılmasını veya bir şeyin teslimini üstlendiğini gösterir belge.
Taakkul
Akıl erdirme, zihin yorarak anlama, hatıra getirme.
Taalluk
İlişiği olma; asılma; ilgi.
Taammüt
Bir işi ya da suçu bilerek, tasarlayarak yapma, işleme.
Taayyün
Tayin olunma; belli olma; belirme.
Taazzuv
Uzuvlaşma, bir biçim alma, teşkilâtlanma, organlara ayrılma.
Tabâbet
1.doktorluk, hekimlik. 2.hekimlik bilimi, tıp.
Tabiyet
Kişi veya şeyleri devlete bağlayan siyasi ve hukuki bağ; vatandaşlık. yurttaşlık; bağımsızlık.
Tacir
Ticaretle uğraşan; bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimsedir.
Tadadi
Birer birer söylemek, saylamak; örnek olarak sıralamak.
Tadât
Sayma; sayılma; sayım.
Tadil
Değiştirme; değişiklik.
Tafsil Etmek
Ayrıntiları ile anlatmak.
Tafsilat
Ayrıntılı bir şekilde, detayları da ortaya konulmuş açıklama.
Tagayyür
Başkalaşma,değişim,yeni bir hal alma.
Tagyir
Bir şeyi değiştirme, başkalaştırma, aslından saptırma.
Tağyir
Başkalaştırma; değiştirme; bozma tahakkuk gerçekleştirme; gerçekleşme.
Tahaddüs
Ortaya çıkmak.
Tahakkuk
Gerçekleşme, meydana gelme, bir şeyin doğruluğunun ortaya çıkması.
Tahakküm
Hakimiyet ve kontrol altına alma.
Taharri
Arama, araştırma.
Taharriyat
Araştırmalar, Aramalar.
Tahassul
Hasıl olma; sonuç olarak ortaya çıkma.
Tahavvül
Değişme; dönme.
Tahdîdât
Sınırlamalar; kısıntılar.
Tahdidî
Sınırlayıcı, tüketici.
Tahdîdî
Sınırlı, belirtilen sayıda. Numerus clausus.
Tahdit
Sınırlı, belirli bir sayıda ya da çerçeve ile belirtme.
Tahfif
Hafifletme; azaltma.
Tahkik
Soruşturma.
Tahkikat
Soruşturma.
Tahkim
Taraflar arasında çıkan uyuşmazlıkların devletin resmi yargı organları yerine, kendileri tarafından belirlenen hakemlerce çözümlendiği bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir.
Tarafların, aralarındaki hukuki ilişkiden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünü, ya yasal bir zorunluluk ya da anlaşmak suretiyle Devlet mahkemeleri yerine, hakem olarak nitelendirilen kişi veya kişilere bırakmalarına denir.
Tahkir
Aşağılama, onur kırma, onuruna dokunma.
Tahlif
Yemin.
Tahliye
Boşaltma; salıverme; serbest bırakma.
Tahliye taahhütnamesi
Kiracının, kiralananı belli bir tarihte boşaltacağına ilişkin yaptığı yazılı irade beyanı.
Tahmil
Yükleme.
Tahnit
Bozulmaması için ölüyü ilaçlama.
Tahrif
Bozmak, aslını değiştirerek yozlaştırmak.
Tahrik
Harekete geçirme,kımıldatma.
Tahrip
Harabetme; yıkma; kırma; bozma.
Tahrir
Yazım.
Tahrirat
Resmi bir dairece yazılan yazılar ve mektuplar.
Tahriren
Yazılı olarak.
Tahsin
Beğenme.
Tahsis
Emrine verme; özgüleme.
Bir şeyi bir kimseye veya bir yere ayırma.
Tahşiye
Çıkıntı yapmak.
Taht
Alt; aşağı.
Tahtani
Binanın alt kısmı.
Tahtani fevkani
Altlı üstlü.
Tahvil
Değiştirme; değiştirilme; borç senedi.
Tahvilat
Tahviller.
Takaddüm
Önce gelme; önde gelme.
Takarrür etmek
Kararlaşmak; kararlaştırmak; istikrar kazanan kararlar.
Takas
Vadesi gelmiş, aynı cinsten ve karşılıklı iki alacağın birbirine sayışılması.
Takbih
Çirkin görme, beğenmeme. Kınama.
Takibat
Kovuşturma.
Takriben
Tahminen, yaklaşık olarak, aşağı yukarı.
Takrîr
Önerge; anlatma; anlatış; tapuda malını sattığını veya ipotek ettiğini söyleme.
Takrir etmek
Sağlamlaştırmak.
Taksim
Ortak mülkiyette bulunan bir malın, ortaklar arasında yapılan bir sözleşmeyle veya dava açmak suretiyle bölüştürülmesi.
Taksimat
Bölüştürmeler; bölümleme.
Taksir
İradi olarak işlenen bir icra ya da ihmal eyleminden, fail tarafından istenmemiş olmalarına rağmen, kanunun cezalandırdığı sonuçların meydana gelmesi hali.
Takyidat
Sınırlama, kısıtlama.
Takyit
Söz konusu taşınmaz mal üzerinde var olan kısıtlama.
Talâk
İslâm hukukunda boşanma.
Talik
1.Belli bir zamana bırakma, erteleme.
Talil
Sebep gösterme; illetlendirme, bir şeyi bir illete bağlama.
Talîmâtnâme
Yönetmelik.
Talimatname
Yönetmelik.
Tam Ehliyetli
Ayırt etme gücüne sahip, ergin olan ve kısıtlı olmayan fiil ehliyetinin tüm koşullarına sahip kişileri ifade eder.
Tam Ehliyetsiz
Fiil ehliyeti hiç olmayan kişilerdir. Ayırt etme gücünden yoksundur.
Tanık
Davacı veya davalı olmadığı hâlde duruşmada bilgisine, görgüsüne başvurulan kimse, şahit.
Tanzim
Düzenleme, düzeltme, yoluna koyma.
Tapu Sicili
Taşınmazlar üzerindeki haklarını göstermek üzere devletçe tutulan resmi sicildir.
Tapuyu misil
Tarafsız bilirkişinin belirteceği tapu; bedel; değer baha.
Taraf ehliyeti
Hukuk davalarında davacı veya davalı olarak yer alabilme ehliyeti. Medeni haklardan yararlanan herkes kural olarak taraf ehliyetine de sahiptir. Ancak bunu ya bizzat kullanır ya da kanunî mümessili onun adına bu ehliyeti kullanılır.
Taraf teşkili
Taraf oluşturma. Davanın taraflarından biri olabilme yeteneği. Uluslararası ihtilaflarda müzakerenin taraflarından birisi olma durumu.
Tarafeyn
İki taraf.
Tardetmek
Kovmak, Def etmek, Uzaklaştırmak.
Tarh
Çıkarma, ıtrah etme, bir sayıdan diğerini çıkarma, vergi koyma, kişinin kazancından vergi payı çıkarma, belirleme. Çoğulu tarhiyyâtdır; vergi koyma işlemleri.
Tarik
Yol; yöntem.
Târik
Terkeden; bırakan.
Tariki âmm
Herkesin geçebilmesi için bırakılan yol; kamunun yararlandığı yol;
Tarumar
Dağınık. Karışık. Perişan.
Tasaddi
Teşebbüs etme, sataşma.
Tasallut
Musallat olma, saldırma, sarkıntı.
Tasarruf
Bir şeyden yararlanabilme ve o şey üzerinde fiili veya hukuki işlem yapabilme gücü.
Tasarruf etme
Kullanma ve yapma harcama, yönetme, bir şeyi sevk ve idare gücü. Harcamadan bekletme, biriktirme, tutumlu olma. Çoğulu tasarrufâtdır; işlemler, muâmeleler, harcamalar.
Tasdik
Doğrulama, onaylama. Var olan bir işlemin yetkili resmi veya özel kurum ya da gerçek veya tüzel kişi tarafından onaylanması.
Tasfiye
1.Katışıksız bir duruma getirme, arıtma, temizleme. 2.Bir ticaret kuruluşunun batması, kapanması gibi nedenlerle hesapların kesilerek ortada kalan maldan ve paradan alacaklılara paylarına düşen miktarın verilmesi işlemi.
Tashih
Düzeltme; resmi bir kütüğün, bir hukuki işlemin düzeltilmesi.
Tasnif
Düzen.
Tasrih etmek
Açıklamak; belirtmek.
Tasvib
Doğru bulma; uygun görme; onaylama.
Tasvip Etmek
Bir düşüncenin ya da davranışın doğru, uygun, yerinde olduğunu belirtmek, onu uygun bulmak, onamak, onaylamak.
Tatbik
Uygulamak.
Tatbika medar imza
Uygulamaya elverişli imza.
Tathir
Temizleme.
Tavassut
Aracılık; ara bulma; aracı olma.
Tavazzuh
Aydınlanma.
Tavik
Geciktirme, erteleme.
Tavzif
Görevlendirme.
Tavzih
Vâzıh hale getirme, açıklama, bir konuyu anlaşılır hale getirme, çoğulu tavzihâtdır; açıklamalar. Hmk md. 455 vd.
Tavzîh
Açıklama.
Tazammun etmek
Öngörmek; sonucu doğurmak; içine almak; kapsamak.
Tazminat
Maddi veya manevi zarara karşılık ödenen bedel; zarar ödencesi;hukuka aykırı olarak başkalarına verilen zararların ödetilmesi biçiminde müeyyidedir.
TAZYİK
Baskı, sıkıştırma, zorlama, baskı tatbik etme, darlaştırma. Tbmm:, türkiye büyük millet meclisi. 23 nisan 1920’de kurulmuş ve toplanmıştır. Türk temsili demokrasisinin yasama organıdır. 1982 anayasasına göre her 5 yılda bir yapılan genel seçimle seçilen 5.
Tazyik hapsi
Yapılması gereken bir edim yapılmadığında borçlu kişinin onu yapması veya edimi ifası için hapsen tazyikte bulunulurdu. Hapse konulma hali ve böylece borcun ödenilmesini sağlama durumu. Şimdi bu tür bir yaptırım yoktur. Şahitlik veya bilirkişilikten, yemi.
Te’villi ikrar
Yoruma müsâid ikrar. Sanığın ikrarının yoruma müsaid olması durumunda yargıtay bunu kabul etmemektedir.
Teadül
Beraberlik; denklik; birbirine denk gelme.
Teahhur(teehhür)
Gecikme; temerrüt.
Teâmül
Örf ve adet; öteden beri olagelen, insanlar arasında yapılagelen belli bir davranış.
TEAMÜL
Bir yerde öteden beri olagelen davranış,hukuksal olarak toplumun örf ve adetlerinin en küçük hali anlamındadır.
Teati
Karşılıklı gönderme.
Tebaa
Uyruk; bir devletin hükmü altında bulunan kimseler.
Tebâdür
Akla gelme; hatırlanma.
Tebarüz etmek
Belirmek, görünmek.
Tebârüz ettirme
Belirtme; ortaya koyma.
Tebcil
Öğme, medhetme, yüceltme, üstün kılma.
Tebdil
Değişme; değiştirilme.
Tebeddül
Değişiklik.
Tebellüğ
Bir tebliği alma; tebliğ edilen bir yazıyı imza ile teslim alma.
Tebellüğ Etmek
Kendisine gönderilen resmi bir belgeyi bildirimi imza karşılığı aldığını kabul etmek.
Tebellür
Netleşme; net olarak ortaya çıkma; aydınlanma.
Teberru
Bağış, hibe, karşılıksız olarak mal bağışı. Çoğulu teberruâtdır; bağışlar, yardımlar, hibeler.
Bir malın karşılıksız olarak verilmesi. Mecburiyet olmadığı hâlde birisine bir malı vermek.
Tebeyyün
Ortaya çıkmak.
Tebeyyün etmek
Saptanmak ; ortaya çıkmak; aydınlanmak.
Tebligat
Bir hukuki işlemin yetkili makamca, ilgili kişinin bilgisine sunulmak üzere, kanun ve usule uygun olarak yazı veya ilanla bildirilmesi.
TEBLİĞ
Bildirme, duyurma, anlatma, yazılı bir emri, mahkeme yazısını ilgili şahsa teslim etme, imzasını alma. Çoğulu tebliğâtdır; duyurular, anlatmalar.
Bildirmek haber vermek.
Tecavüz
1.Ötesine geçme, sınırı aşma 2.Saldırı.
Tecdit
Yenileme; tazeleme, açıkça anlaşılacak şekilde önceki borcun, yeni bir borç kurarak ortadan kaldırılması; yenileme.
Tecelli
Belirmek, ortaya çıkmak, görünmek; belirti, görüntü.
Tecessüm
Boyut kazanma, cisimlenme.
Tecezzî
Bölünme; doğranma.
Tecezzi
Parçalara ayrılma, ayrılma, bölünme.
Tecil
Erteleme.
Tecrit
Bir insanın dış dünyadan koparılarak kendi haline bırakılması olayıdır. İlişkide bulunduğu topluluktan çıkarmak, sosyal ekonomik ve kültürel olarak yalnızlığa terk etme halidir.
Tecvîz
Ceza verme; caiz görme.
TECZİYE
Cezalandırma; ceza verme.
Cezalandırmak.
Tedabir
Tedbirler önlemler.
Tedarik
Sağlama; temin etme.
Tedavül
Sürüm; elden ele gezme; dolaşma; kullanılma.
Tedbir
Tedbir, Tedebbür: Bir işin iyi ve sıhhatli olması için arkasını, önünü gözeterek takdir ve idare etmektir. Bütün evreni yönetmek, her işi evirip çevirmek. Tabii düzenini ayakta tutmak, kanunların işlemesini sağlamak.
Tedenni
Gerileme, Gerilemek, Düşme.
Tedhiş
Yıldırı, terör, terörize etme, şiddet içerikli korku yayma.
Tedip hakkı
Ana babalara tanınmış çocuğa öğüt vermek, ihtirada bulunmak.
Tediye
Ödeme; bir borcun ödenmesi.
Tedricen
Azar azar; yavaş yavaş; aşamalı olarak.
Tedvîn
Hukuku birleştirmek amacıyla,hukukun bir dalı ile ilgili yasa halinde kurallar koyma.
Tedvin
Derleme.
Tedviren
Vekaleten.
Teehhür
Gecikme; sonraya kalma.
Teemmül
Düşünüp taşınma; etraflıca düşünme.
Teessüs
Kuruluş; kurulma; yapılma; yapılanma.
Tefehhüm
Anlamak; akıl erdirmek.
Tefekkür
Düşünme,fikretme,akıl erdirme;Bir konuda kişinin kendi kendine değerlendirmede bulunması.
Teferruat
Ayrıntı, geleneklere göre bir malın daha iyi ve daha verimli kullanılmasında yararı olan, asıl mala sıkı sıkıya bağlı bulunmayan, az bir masraf ve hasar ile asıl maldan ayrılabilen mallara mk. Da teferruât denilir. Bir dairedeki asılı levhalar, avizeler,.
Teferruğ
Satın alanın aldığı mülkün ferağ işlemini yaptırması, tapu kaydını kendi üzerine çevirme.
Teffi taauf
Anlaşılır ve tarif edilir.
Teffiz
Bkz. tefvîz.
Tefhim
Verilmiş olan kararın veya hükmün,duruşmada hazır bulunan taraflara yargıç tarafından sözle bildirilmesi.
Mahkeme tarafından verilen kararın, duruşmadan hazır bulunan tarafa veya taraflara hakim tarafından sözle bildirilmesi.
Tefrik
Ayırma.
Tefrişat
Döşeme araçları; bir yeri döşemek için kullanılan eşya.
Tefrit
Herhangi bir konuda geride kalma , yeterli olmama durumu ‘ dur.
Tefvîz
İhale; sipariş etme; havale etme; dağıtım; ısmarlama; bir taşınmazı belli bedel karşılığında üçüncü kişinin üzerinde bırakma.
Tegayyür
Değişmek, başka bir hale geçmek.
Tehâlüf
Yargıcın iki tarafa da yemin vermesi; birbirine zıt olma.
Tehir
Erteleme.
Tehir erteleme
Ara verme.
Tehir-i icra
İcranın geriye bırakılması.
Yapılan yargılama sonucunda yerel mahkeme tarafından verilen alacağın tahsiline dair kararı temyiz eden borclu tarafın , icra işlemlerinin durdurulması için yargıtay’dan talep etmesi mümkün olan; karşılığında tüm dosya alacağını icra veznesine teminat olarak yatırmayı gerektiren , teminat bedeli icra dosyasına yatırıldığı vakit yerel mahkeme kararı gelinceye kadar icra işlemlerini durduran karar.
İcranın Geri Bırakılması.
Tehlikeli hükümlü
İşlediği suçun nitelik ve icra şekli göz önüne alındığında toplum için ciddi bir tehlike oluşturan ve cezaevi güvenlik ve nizamını ihlal edebileceği yönünde kuvvetli delil bulunan hükümlüdür.
Tek taraflı irade beyanı
Hukuki bir ilişkide taraflardan birinin, o ilişki bakımından hüküm ve sonuç doğurmaya yetecek şekilde iradesini açıklaması.
Tekabül
Karşılamak,karşılıklı kabulleniş, takasta bulunma.
Tekabül etmek
Karşılamak; karşılık olmak.
Tekamül
1.olgunlaşma, olgunluk. 2. gelişim, gelişme, evrim.
TEKÂSÜL
Üşenmek. Gevşeklik. İhtimamsız davranmak. Tembellik.
Tekaüd
Emeklilik.
Tekâyüd
Birbirine hile yapma.
Tekdir
Azarlama, Paylama.
Tekeffül
Birine kefil olma; kefalet verme; garanti etme.
Tekellüf
Külfetli iş yapma, birisine yük yükleme, sıkıntı verme. Yapmacıktan iş yapma.
Tekemmül
Tamamlanma; olgunlaşma.
TEKERRÜR
Tekrarlama, tekrar etme. Bir kimsenin bir suçu işleyip hakkında hüküm verildikten sonra yeni bir suç işlemesi durumu. Mükerrirlik hali. Tck md: 29.
Tekevvün etme
Yaratılma; meydana gelme.
Tekid
Pekiştirme, üsteleme. Önceden yazılan bir yazının peşine ikinci defa bir yazı daha gönderme. Güçlendirme.
Tekit
Belirli süre zarfında cevap alınamaması halinde tekrar yazı yazarak cevap istenmesi .
Teknokrat
1.Yönetimde ve ekonomide uzmanlığı nedeniyle devlet yönetiminde söz sahibi bulunan, uzmanlığı kuramdan çok tekniğe, uygulamaya dayanan, ekonomik ve yönetimsel düzeneklerin işletiminde insan öğesini her zaman yeterince göz önünde bulundurmayan üst düzey devlet görevlisi.
Teksif
Kesâfet arz etme, yoğunlaştırma, bir noktada dikkat toplama, sıkıştırma.
Tekzib
Yalanlama, kizbetme, asılsız bir haber üzerine bunu düzeltmek için basın kanununa göre ilgili kişinin mahkeme kararıl ile basın aracına gönderdiği düzeltme yazısı, yalanlama yazısı. İlgili kişinin bu hakkı kullanmasına tekzib hakkı denir ki, asılsız haber.
Telâfi
Zararı karşılama; giderme; eksikliği giderme.
Telahuk
Lühûk etme, bitişme, peşinden bir şeye yetişip ona katılma, eklenme. Birbirine katılma. Sonraki bütçenin öncekine katılması veya genel bütçeye yan bazı bütçelerin katılmasına da mülhak bütçe denilmektedir.
Telâhuk
Birbirine katılma; yarışma; hakların yarışması.
Telakki
Anlayış, görüş.
Telemmu
Pırıldama, ışıldama.
Telhis
Hülâsa etme, kısaltma, özetleme.
Telhîs
Hülasa etme; özetleme; özet.
Telif
Yazma; uzlaştırma.
Telif hakları
Fikir ürünü eserler üzerinde yaratıcısının sahip bulunduğu haktır.
Telvis etmek
Kirletmek.
Temadi
Sürüp gitme; süregelme; devamedegelme; sürme; uzama.
Temayül
TANINMA, MEZİYETLERİYLE TANINIR OLMA, ÜSTÜN GELME, ŞÖHRETE ERME.
Temdid
Uzatma, medîd hale getirme. Kanunlarda tanınan sürenin bir kısım makamlarca, hâkimce vb. Lerince bir daha uzatılması durumu. Pas. K md. 13.
Temdit
Uzatma,devam ettirme.
Temellük
Mülk edinme; kendine mal etme; sahip olma; sahiplenme; devralma.
Temerrüd
Direnme; borcun ifasında gecikme, bir yükümlülüğün yerine getirilmesinde oluşan gecikme; direnme.
Temerrüt
Direnme, inad etme, meredleşme, meredlik gösterme. Alacaklının alacağını teslimde ve borçlunun da borcunu ifada inadına direnmesi, geciktirmeye sebebiyet vermesi. Bk md. 90, 95. Borsa’da yapılan işlemler sonucunda, taahhütlerin gerektirdiği ödeme veya men.
Temerrüt Faizi
Temerrüte düşen borçlunun borcun muaccel olması anından borcun ifasina kadar geçen zamandaki faiz.
Temettü
Kâr; kazanç payı; yarar.
Temevvüç
Dalgalanmak, çalkalanmak.
Temhir
Mühürleme.
Teminat
Belli bir hukuksal durumu (genellikle borcun ödenmesini) sağlamak için verilen garanti.
Teminat akçesi
Bir sözleşmenin kurulması için taraflardan birinin diğerine vermek yükümlülüğünde bulunduğu para.
Temlik
Devir, alacağın bir başkasına devri, mülkiyetinin geçirilmesi. Alacağın devredilmesi. Bk md. 165.
Temlikname
Bir hakkın diğer bir kimseye geçirildiğini gösteren belge.
Temsilci
Hak ve görev bakımından birinin veya bir topluluğun adına davranan kimse, mümessil.
Temşiyet
Meşiyet, dileme, icrada bulunma, yürüme ve yürütme.
Temyiz
İyiyi kötüden; hayrı, şerden ayırt edebilme yeteneği, akıl gücü. İlk derece mahkemelerince verilen yargı kararlarının esas ve usûl açısından denetime tabi tutulduğu üst derece mahkemesi. Bu denetim isteme işine de temyiz işlemi denilir. Cmk md. 305, 326.
Temyiz Kudreti
İyiyi kötüden ayırma ve makul biçimde davranışta bulunma yeteneği.
Temyizen
Temyiz suretiyle. Temyiz yoluyla.
Tenakus
Eksikleştirme, azaltma: iki kişinin verecekleri şeylerde karşılıklı olarak azaltmaları, noksanlaştırmaları.
Tenakuz
Çelişme, çelişki, tutmazlık.
Tenâküz
Çelişki.
Tenasüb
Uygunluk, orantı.
Tenbih
Uyarma; uyarı.
Tenezzül
İnme; alçalma; düşme; kendine aykırı gelen bir işi veya durumu kabul etme.
TENFİZ
İnfaz etme, bir hükmü uygulama, gereğini yerine getirme. Bir şeyi geçerli kılma.
Tenkis
İndirme; azaltma; eksiltme.
Tenmiye
Nemalandırma; artırma; işletme.
Tensip
Uygun görme.
Tensip Zaptı
Açılmış olan davaya ilişkin olarak, davayı incelemekte olan mahkeme tarafından yürütülecek olan inceleme faaliyetlerine ilişkin saptama ve hükümleri barındıran, bir çeşit yol haritasıdır.
Davanın açıldığı mahkemenin ilk duruşmadan önce, duruşmaya kadar yapılacak iş ve işlemleri belirlemek için tuttuğu bir tutanaktır.
Tenvîrât
Aydınlatma; ışıklandırma.
Tenzih
Ayrı tutmak.
Tenzil
İndirtme; azaltma.
Tenzilat
İndirim.
Terahi
Herhangi bir konuda ileriyi düşünerek çekinmeyi gerektiren sebep veya durum, rezerv, ihtiraz. Savcının yasada yazılı yetkilerine dayanarak, tüze işlerinden dolayı kendilerinden bir işin yapılmasını istediği devlet görevlilerinin, işten kaçınmaları ve görevlilerin görevlerini yapmakta olumsuz davranmaları.
Terâküm
Birikme; biriktirme.
Teraküm
Birikme, yığılma.
Tercihe şayan
Üstün tutulan; yeğlenen; tercih edilen.
Terditli
Kademeli.
Tereke
Ölen kimseden, geride bıraktığı mirasçılarına kalan mal, ölenin terkettiği, sağlara bıraktığı mal.
Tereke (terike)
Miras bırakanın mirasçılarına geçen kalıtı; kalıt; mirasçılara kalan malvarlığı.
Terekküp etmek
Oluşmak.
Teressübât
Tortulanmalar; dibe çökmeler; durulmalar.
Terettüp etmek
Düşmek; doğmak; ait olmak; sırası gelmek; gerektirmek.
Terhin
Rehin olarak verme; emanet bırakma.
Terkin
Boyama, çizme, bozma, bir kaydın çizilmesi. Tapu kaydının düşürülmesi. Bir kimse üzerinde görülen bir taşınmazın bu durumunun sona erdirilmesi. Bir şeyin parçası ve temel rüknü haline getirme. Asıl unsur yapma. Mk md. 933, 935.
Bir alacağın tahsil edilmesinin olanaksız olması nedeniyle,bu alacağın,idârî bir kararla düşürülüp,idârenin alacak defterinden çıkarılmasıdır.
Terkip
Birleştirmek, Bir araya getirmek.
Termim
Tamir etme; onarma; düzeltme; iyileştirme.
Termin
Belirli zaman, randevu.
Tersim
Resmetmek, bir şeyin çizgilerle şeklini çizmek, çizgilerle ortaya koyup anlatmak.
Tersîmât
Resmetmeler; resmini yapmalar; çizmeler.
Tertip
Sıra; düzen; düzenleme.
Terviç
Bir düşünceyi tutma, destekleme.
Tesâhub
Sahip çıkma; koruma.
Tescil
Resmi kütük veya defterlere bir konunun (hakkın) yazılması, kayıt düşülmesi.
Tesellüm
Teslim alma.
Teselsul karinesi
İki veya daha fazla kişi ticari işlerde borç altına girmiş ise , borcun tamamından her birinin sorumlu olma hali.
Teselsül
Birden çok kimsenin alacaklıya karşı aynı borcun tamamını yükümlenmelerine veya birden çok alacaklının tek bir borcu istemeye hakkı olduğunu gösteren durum;dayanışma Zincirleme. Zincir gibi birbirine bitişik kısımlar olma. Silsile peyda etme Man: Bak: Del.
Teselsül Karinesi
Birden çok kişinin ticari sayılan bir iş dolayısıyla bir kimseye karşı borçlanmaları halinde bunlar arasında var olduğu kabul edilen zincirleme sorumluluktur. Bu borçluların her biri söz konusu borçtan dolayı müteselsilen sorumlu olurlar.
Tesmiye
Ad koyma; isimlendirme; belirleme.
Tesviye
Sonuca bağlama; çözümleme; gereğini yapma; seviye; düzdüzeltme.
Teşbih
Benzetmek.
Teşdid
Şiddetlendirme, ağırlaştırma, bir suçun cezasının bazı nedenlerle ağırlaştırılması ve aktarılması. Bunun sebebleri ne de teşdîd sebebleri denilir. Meselâ taammüden adam öldürme, kamu malını çalma, küçüklere laf atma vs. Gibi.
Teşdiden
Cezada alt sınırdan ayrılarak üst hadden ceza verme.
Teşdit
Makul orandan arttırma, şiddet, şiddetini arttırma, güç verme.
Teşebbüs
Girişim, girişme.
Teşevvüş
Karışıklık; kargaşalık.
Teşhir
Gösterme,sergileme.
Teşhis
Şahıslandırma, tanıma, bir kimseyi tanıma suretiyle kim olduğunu ortaya koyma, belirleme.
Teşkilat-ı esasi
Anayasa.
Teşmil
Kapsamına alma; yayma.
Teşri
Yasama.
Teşrii
Yasama faaliyeti, kanun yapma, kanun koyma işi. Laik hukukta bu yetki ya halkın temsilcilerinindir ya da baştaki yöneten az bir grubundur. İslâm hukukunda ise temelde allah’ındır. Hakikî şâri o’dur. Hz. Peygamber mecâzî anlamda şâridir. Bu faaliyett.
Teşrik
Yaptığı bir işe ortak almak.
Teşviş
Karma karışık yapma, iyiyi kötüye katma, zihnin karışık bir durum alması.
Tetkikat
İncelemek, araştırmak.
Tevakkuf
Bağlı olma; durma.
Tevali
1. Arası kesilmeksizin sürme. 2. Art arda gelme, ardı arası kesilmeme, sürüp gitme.
Tevali etmek
Arkası gelmek, sürüp gitmek.
Tevarüs
Bir kimseden miras kalma; mirasa konma; kalıtım yoluyla birinden diğerine geçme.
Tevcih
Yöneltme,aşama, makam, mevki verme, terfi ettirme.
TEVDİ
Bırakmak, vedia olarak bir yere emânet etme.
Tevdi etmek
Vermek; bırakmak; sunmak.
Teveccüh
Yönelme; yakınlık duyma; sevgi.
Tevellüt
Doğum; doğma.
Doğum tarihi.
Tevessül etmek
Başvurmak; kalkışmak; girişmek.
Tevfik
Uydurma; uygunlaştırma.
Tevfikan
Uygun olarak, uygun biçimde.
Tevhid
Birleme, tekleme, vahdetleme, allah’ı tek olarak kabul etme. İslâm’ın temel amacı allah’ı birlemek ve ona öylece inanmak, şirke sapmamaktır.
Tevhit
Birleştirme.
Tevil
Bir kâpalı sözü yorumlama, bir başka anlam katma, amacı dışında farklı biçimde yorumlama.
Tevil Yollu İkrar
Kaçamaklı ikrar; şüpheli veya sanığın suçlama konusu vakıanın kendisi tarafından işlendiğini dolaylı bir şekilde kabul etmesidir.
Tevkif
Tutma, bekletme, bir yerde tutma. Çoğulu tevkifâtdır; tutuklamalar kitle halinde içeri sokma. Para alacaklılarının istihkâklarında yapılan kesintiler, içeride tutulan paralar. Cmk md. 104.
Tevkif Müzekkeresi
Tutuklama müzekkeresi. Bu müzekkere hâkim tarafından kesilir, üzerinde sanığın kim olduğu, işlediği .:uç ve tutuklama sebebleri ayrıntılı şekilde yazılır. Cmk md. 106 vd.
Tevkifat
1. Para konusunda kesintiler. 2.Tutuklamalar (hukuk)
Tevkifhane
Tutukevi.
Tevkil
Vekil olarak tayin edilmiş kimsenin, vekillik yetkisini bir başkasına devretmesi.
Tevlit etmek
Doğurmak.
Tevliyet
Vakfın işlerini yönetmek.
Tevliyet davası
Mütevellilik davası; vakfın işlerine bakma göreviyle ilgili dava.
Tevsi
Genişletme, yayma, vüsatini sağlama. Çoğulu tevsîâtdır; genişletme işleri.
Tevsî’
Genişleme.
Tevsîk
Belgelendirme.
Tevzi
Dağıtma.
Tevziat
Dağıtmalar,üleştirmeler.
Teyakkun
İyiden iyiye araştırıp şüphesiz tam olarak bilmek.
Teyide Muhtaç
Henüz doğrulanmamış.
Teyit
Destekleme, güçlendirme, tasdik etme.
Tezad
Zıdlık gösterme, iki şeyin çelişki arzetmesi.
Tezahür etme
Belirme, görünme, ortaya çıkma.
Tezâyüd
Artış; çoğalma.
Tezkere-i sâmiyye
Sadrazamlık makamından yazılan tezkere.
Tezkiye
Temize çıkarma, aklama.
Tezyid
Artırma, miktarca çoğalma, ziyadeleşme.
Tezyif
Değersiz olarak gösterme, aşağılama.
Tezyinat
Süslemeler.
Tilâvet
Kuran’ı yüksek sesle, güzel ve yöntemince okuma.
Toplu iş sözleşmesi
İşçi sendikaları ile işveren veya işveren sendikaları arasında yapılan ve iş şartlarını, tarafların hak ve borçlarını düzenleyen yazılı bir anlaşmadır.
Töhmet
Birine isnat olunan suç; işlenildiği sanılan, fakat henüz aydınlanmamış olan suç, suçlama.
Törebilim
İyi, kötü, yarar gibi sorunları inceleyen, töresel bir davranış yasası geliştiren, ahlak ve onun ilkeleriyle uğraşan felsefe kolu.
Trampa
Değişim.
Tröst
Aynı alanda iş yapan çeşitli ortaklıkların pay belgitlerinin bir ortaklıkça elde edilmesi ve yönetimlerinin bu ortaklığı yöneten gruba aktarılmasıyla oluşan, tekelci anamalcılığa özgü bir ortaklıklar birlik.
Tutanak
Zabıt, zabıtnâme. Bir toplantı ve duruşma ile sorgulama sonunda düzenlenen resmî nitelikli tutanak.
Tutuklama
Tevkif, ceza muhakemesinde kişiyi koruyucu ve önleyici bir tedbirdir. Cmk md. 104 vd. Nda yer alan ve adresi belli olmayan, ağır cezalı bir suçun sanığı olan, delilleri yok etme gibi ihtimallerin bulunması durumunda hâkimce alınan önlem. Hürriyeti kısıtla.
Tutuklu
Mevkûf, tutuklama kararı verilen.
Tüze
Hukuk. Doğrunun, hakkın korunması.
Tüzel
Hukuki, hukuksal.
Tüzel Kişi
Kendisini oluşturan gerçek kişilerin üzerinde ve onlardan bağımsız bir varlığı ve belirli bir amacı bulunan.
Tüzük
Bir kanunun uygulamasını göstermek veya kanunun emrettiği işleri belirtmek üzere, kanunlara aykırı olmamak şartıyla ve Danıştayın incelemesinden geçirtilerek Bakanlar Kurulu tarafından çıkartılan yazılı hukuk kurallarıdır.
U
Uhde
Görev; birinin yapmakla yükümlü olduğu iş; bir işin yapılacağına söz verme.
Uhdesinde
Üzerinde; sorumluluğunda.
Ukubat
İslâm ceza hukuku.
Ukud
Karşılıklı anlaşılan şeyler, şartlar, sözleşme.
Ulak
Haberci; haber götürücü.
Umran
Bayındır.
Umranî
Bayındırlıkla ilgili; imarlı hale getirme.
Umur
İşler.
Urup
Arşının sekizde biri.
Usul
Şekle ilişkin.
Usuli Müktesep Hak
Usuli kazanılmış hak, görülmekte olan bir davada taraflardan birinin ya da mahkemenin yapmış olduğu bir usul işlemi ile yanlardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakka usule ilişkin kazanılmış hak denilmektedir.
Usül
Bir kimsenin kendisinden geriye doğru kan bağı olan kimseler, ana, baba, dedeleri ve nineleri., yukarıya doğru devam eden üst soy hısımlar.
UYARMA
İkaz, ikaz etme, dikkatini çekme. Bir tür idârî disiplin cezasıdır.
Uygulama imar plânı
Onaylı halihazır haritalar üzerinde, varsa kadastral durumu işlenmiş olarak, nazım imar plân esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzeni, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama plânlarına esas olacak u.
Uyrukluk
Şahısları veya şeyleri devlete bağlayan hukuki ve siyasi bağdır.
Uyuşmazlık
İki tarafın bir konu üzerinde farklı görüşlere sahip olmasından ortaya çıkan anlaşmazlık.
Uzatılmış mal ortaklığı
Evlilik birliğinin, eşlerden birinin ölümüyle son bulması halinde, sağ kalan eşin, ölen eşin çocuklarıyla birlikte devam ettirdiği mal ortaklığı rejimi.
Uzlaşma
Anlaşma, bir ihtilafın sona erdirilmesi, sulhlaşma, sulh olma.
Ü
Ücret-i Vekalet
Emeği karşılığı avukata ödenen vekalet ücreti.
Üçüncü şahıs
Bir sözleşmenin, davanın veya icra takibinin taraflarından olmayan kişi.
Üst hakkı
Taşınmaz malikinin, bir başkasına, arsasının üstünde ya da altında inşaat yapma veya mevcut inşaatı koruma (ona sahip olma) yetkisi verdiği irtifak hakkı.
Üst Soy- Alt Soy Kan Hısımlığı
Ebeveyn- çocuk ilişkisine bağlı hısımlıktır. Anne, baba üst soy iken, çocuk ve torun alt soydur.
V
Vabeste
Bağlı.
Vacibürriaye
Bağlayıcı, riayet edilmesi (uyulması) zorunlu.
Vade
Belirlenen süre, borcun ödeme zamanı, ifa zamanı. Ecel, ölüm, ölüm olayı.
Vaid
İleride gerçekleştirilecek bir şeye dair söz vermek.
Vakar
Ağırbaşlılık,kişinin bulunduğu makamına uygun bir ciddiyet göstermesi.
Vakf
Tecvidde, durmak ve durdurmak mânalarına gelerek, nefesle beraber sesin kesilmesine denir. Yâni: Kur’an-ı Kerimi tilâvet ederken herhangi bir kelime üzerinde bir müddet sesi kesip, nefes alarak dinlenme halidir.
Vakfiye
Vakfedenin vakfa ilişkin bildirimini ve hakimin tescilini kapsayan belge.
Vakıa
Olay, gerçek, olgu. Vuku’: Düşüş. Başa gelen, çatan büyük iş.
Vakıf
Tesis; başlı başına bir varlığı bulunmak üzere bir malın belirli amaca tahsisi.
Vakıf senedi
Vakfın adı, amacı, bu amaca özgülenen mal ve haklar, vakfın örgütlenme ve yönetim şekli ile yerleşim yerinin yazılı olduğu belge.
VÂKİ
Vuku bulan,olan,olmuş.
Vaki (vâki)
Bir şeyi ıslah edip düzene sokmak, himaye etmek, bir şeyi korumak, görüp gözetmek.
VALÖR
Bankacılıkta, faizin fiili olarak hesabına esas alınan tarihe VALÖR denir. Bankadan çekilen para için aynı günün, yatırılan para için tahsil edilen tarihi izleyen ilk iş günü VALÖR olarak kabul edelir.
Varaka
Belge; yazılı kağıt.
Varant
Rehin senedi; umumi mağazaya tevdi edilen mallara ve tahıla ilişkin rehin hakkını gösteren ve bu mallar üzerinde herhangi bir alacaklı yararına bu hakkın yaratılmasını sağlayan senet.
Vareste
Kurtulma, kurtulan, yoksun tutma, ilişiğinin kalmaması. Mahkemedeki duruşmalara gelme mecburiyetinin kalmaması.
Varîd
Gelen; vasıl olan; gerçek olan; varolan.
Vâridât
Gelirler; devlet(kamu)gelirleri.
Vâris
Mirasçı.
VARİT
Gelen, bir yere ulaşan, meydana gelen, ortaya çıkan.
Vasıl olmak
Ulaşmak, erişmek.
Vasi
Kanunun öngördüğü durumlarda, küçük veya kısıtlı kişilerin haklarını korumak üzere mahkeme tarafından atanan kanuni temsilci.
Vasiyet
Kişinin sağlığında tek taraflı irade açıklaması ile yaptığı ölüme bağlı tasarruf.
Vatandaşlık
Bir hakiki şahsı bir devlete bağlayan hukuki bağdır.
Vaveyla
Çığlık , feryat, bağırış.
Vaz’
Koyma; konulma (yürürlüğe koyma)
Vazıülyed
1.Bir şeye veya bir işe el koyan kimse. 2.Bir şeyi elinde bulunduran kimse.
Vazıyed etme
Bir şeye veya bir işe el koyma.
Vaziyet
Durum; hal.
Vecîbe
Borç.
Veçhe
Yön, taraf.
Veçhile
(Bu) yönden; böylece; uyarınca.
Veda
Ayrılma, allah’a ısmarladık deme, bırakma, sonverme.
Vedia
Saklama.
Bir kimseye, bir şeyin korunması ve gereğinde geri verilmesi için bırakılan eşya, emanet.
Vefa hakkı
Hak sahibine, sattığı şeyin mülkiyetinin kararlaştırılan bedel karşılığında tekrar kendisine devrini, tek taraflı irade beyanı ile isteme yetkisi veren hak.
Vehle
Öncesi; baş tarafı; dakika; an.
Vehle-i ûlâ
İlk başlangıç; birdenbire.
Vekâlet
Vekillikte bulunma, birisini temsil etme. Başkası nâm ve hesabına bir sözleşmeyle temsil eden kimse. Bakanlık, nâzırlık, icra organında görev alan ve belli işleri yürüten kişinin makamı. Bk md. 386 vd.
Vekalet Sözleşmesi
Kişinin, bedelli veya bedelsiz olarak, bir işi yürütmeyi veya yerine getirmeyi başkası adına üstlendiği sözleşme.
Vekaletname
Vekil bırakanın vekiline yazılı olarak verdiği temsil belgesi. Genelde noterlerce düzenlenen ve hangi konularda ne şekilde müvekkili temsil edeceğini gösteren yazılı belge.
Vekil
Nâzır, bakan. Bir kimseyi vekâlet sözleşmesi ile temsil eden. Başkası nam ve hesabına hareket eden ve bir kısım işler yapan.
Velayet
Ana ve/veya babanın, reşit olmamış çocukları üzerindeki (kanundan doğan) eğitim ve terbiye hak ve yetkisi.
Veled
Çocuk, erkek veya kız çocuğu için kullanılır. Halk arasında çoğu kez erkek çocuğu içindir.
Velev
Olsa bile; hatta; ister; isterse.
Veli
Velayet hakkına sahip bulunan ana ve/veya baba.
Veraset
Mirasçı olma, soya çekim, bir kimsenin kendi atasına çekmesi.
Veraset ilamı
Ölen bir kimsenin mallarına kimlerin ne miktar ve ne nisbetle mirasçı olacağını gösteren mahkeme kararı.
Veraset ve intikal vergisi
Ölenin vârislerine kalan mal ve paradan alınan vergi.
Verese
Mirasçılar.
Vergi Mükellefi
Mükellef, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettübeden gerçek veya tüzel kişidir.
Vergi Sorumlusu
Verginin ödenmesi bakımından, alacaklı vergi dairesine karşı muhatap olan kişidir.
Vergi Tarhı
Vergi alacağının kanunlarında gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi dairesi tarafından hesaplanarak bu alacağı miktar itibariyle tespit eden idari muameledir.
Vergi ziyaı
Vergi kaybı. Vergi mükelleflerinin, işlemlerde yaptıkları eksiklikler ve gecikmeler sebebiyle vergi kaybına neden olması, vergi kaçırmaya girişmesi.
Vergi ziyai
Mükellef veya sorumlu tarafından görevlerin yerine getirilmemesi nedeniyle, verginin hiç tahakkuk etmemesi, zamanında tahakkuk etmemesi, eksik tahakkuk etmesi veya verginin haksız yere geri ödenmesine neden olunmasıdır.
Vergide adalet ilkesi
Herkesin mali gücüne göre vergiye tabi tutulmasıdır.
Vergide Usulsüzlük
Vergi kanunlarının şekle ve usule müteallik hükümlerine riayet edilmemesidir.
Verginin İdarece Tarhı
Mükelleflerin verginin tarhı için vergi kanunları ile muayyen zamanlarda müracaat etmemeleri veya aynı kanunlarla kendilerine tahmil edilen mecburiyetleri yerine getirmemeleri sebebiyle zamanında tarh edilemiyen verginin kanunen belli matrahlar üzerinden idarece tarh edilmesidir.
Verginin Tahakkuku
Tarh ve tebliğ edilen bir verginin ödenmesi gereken bir safhaya gelmesidir.
Verginin Tahsili
Kanuna uygun surette ödenmesidir.
Vesait
Vasıtalar; araçlar.
Vesayet
Küçük veya kısıtlıların haklarının korunması amacıyla özel hukuk tarafından düzenlenen ve bir kamu hizmeti niteliğini taşıyan kurum.
Veto
Bir yetkinin, bir yasanın, bir kararın yürürlüğe girmesine karşı çıkma hakkı. Reddetme.
Vezâif
Vazifeler; görevler.
Vezaif
Vazifeler.
Vicahî
Yüze karşı; tarafın yüzüne karşı.
Vicahi
Yüz yüze olan veya yapılan.
Victimiloji
Mağduroloji, suçları mağdurun bakış açısından inceleyen, kriminoloji içindeki disiplindir.
Vikaye
Koruma.
Voli
Balıkçının bir yere, denize balık ağı sermesi. Buraları kamunun ortak yerleridir. Balık ağının serpildiği yerler. Kısa yoldan kâr ve kazanç sağlama.
Vuku bulmak
Olmak; oluşmak; meydana gelmek.
Vukuat-ı mahal
Olay yeri.
Vuzuha kavuşmak
Açıklığa kavuşmak.
Vücut bulmak
Doğmak; yapılmış olma.
Vürud
Vârid Olma, Gelme, Bir Evrakın Varması Gereken Yere Ulaşması, Gelmesi.
Y
Yabancı
Bir devletin ülkesinde oturan ve o devletin uyruğunu iddia etmek hakkı olmayan kimselerdir.
Yafta
Üzerine asıldığı veya yapıştırıldığı şeylerle ilgili bir bilgi veren yazılı kâğıt parçası.
Yalamuk
Çam ağacının reçineli kabuğu; soymuk.
Yalan
Gerçek olmayan uydurma söz.
Yan Soy Hısımlığı
Biri diğerinden gelmeyip de, ortak bir kökten gelenlerdir. Kardeş, dayı, amca, hala vs. yarı soy hısımlarıdır.
Yandal
Yandal eğitim, üniversitenin bir lisans programına kayıtlı olan bir öğrencinin, bilgisini artırmak amacıyla ikinci bir lisans programından ders almasıdır.
Yapı
İmar hukukunda karada ve suda, sürekli veya geçici, resmî veya özel yeraltı ve yerüstü inşaatı ile bunların ilave, değişiklik ve tamirlerini içine alan sabit ve hareketli tesisler.
Yapı alacaklısı ipoteği
Bir yapıyı yapanların, o yapıdan doğan alacaklarını teminat altına almak için koydurdukları gayrimenkul rehni.
Yapı kullanma izni
İskân belgesi.
Yapı malikinin sorumluluğu
Bir binanın veya diğer yapı eseri malikinin, bunların çürük yapılmasından veya korunmasındaki kusurundan dolayı sorumlu tutulması.
Yapı ruhsatı
İnşaat izni; inşaat ruhsatı.
Yargı
Hukuk kurallarının bağımsız ve tarafsız mahkemelerce belli bir olaya uygulanmasıdır.
Yargıç
Hakim.
YARGITAY
Temyiz mahkemesi, bir üst derece mahkemesidir. Hukuk ve ceza mahkemelerinden verilen kararların denetim mercii. Hukuk ve cezâ dairelerinden oluşur. Her daire bir başkan ve en az dört üyeden ibârettir. Askerî ceza yargısında ise bu mahkeme askerî yargıtay.
Yayım
Kitap, gazete vb. okunacak şeylerin basılıp dağıtılması, neşir.Yayma işi.
Yayın
Basılıp satışa çıkarılan kitap, gazete vb., neşriyat.
Yayla
Çevresi dik bayırlarla çevrili, düz ve yüksek yer; genellikle yüksek platolarda yer alan, insanların serinlemek ve hayvanlarını otlatmak için yaz aylarında gidip kaldıkları yer.
Yaylak
Bir veya birkaç köy ya da beldeye, ayrı ayrı veya ortak olarak, yaz mevsimini geçirmeleri ve hayvanlarını otlatmaları için tahsis edilen veya öteden beri bu amaçla kullanılagelen arazi. hayvanların yayılıp otlamasına uygun yer; otlak.
Yazanak
Rapor.
Yed
El ;elinde bulundurma.
Yed’i istirdat
Mal üzerindeki yitirlmiş egemenliği, tasarruf gücünü geri almak, yeniden ele geçirmek.
Yediemin
Uyuşmazlık konusu şeyin saklanması ve idaresi kendisine verilen kişi; güvenilir kişi; yediadl.
Yedinde olmak
Tasarruf etme yetkisinde olmak.
Yeknesak
HER TARAFI DÜZ, TEK DÜZE, BİR İHTİLAF VE PÜRÜZ BULUNMAYAN YAPI TEK DÜZEN, BİR PARÇA HALİNDE OLUP KARIŞIK OLMAYAN.
Yekûn
Toplam.
Yeni arazi teşekkülü
Kimsenin mülkiyetinde olmayan yerlerde birikme, dolma, kayma ya da kamunun malı olan akarsuların yatak veya seviyelerinin değişmesi gibi olaylarla oluşan toprak parçası.
Yeniden değerleme
Vergi matrahının hesaplanmasıyla ilgili ekonomik kıymetlerin takdir ve tespiti; paranın değer kaybı gözönüne alınarak, bilançolardaki stoklar, sabit varlıklar gibi kalemlerde düzeltmeler yapılması.
Yerindelik Denetimi
Üst bir birimin altta bulunan bir birimin yapmış olduğu eylem ve işlemlerin yerinde olup olmadığına karar vermesidir.
Yerleşme alanı
İmar Plânı sınırı içindeki yerleşik ve gelişme alanlarının tümü.
Yeşil alan
Şehir imar plânlarında toplumun yararlanması için ayrılan ve üzerinde inşaat yapılması mümkün olmayan ve ileride veya şimdiden park, çocuk parkı vb. hizmet alanı olarak ayrılmış alan.
Yetkinlik Belgesi
Ruhsat.
Yokluk
Keen-lem-yekûn, sanki hiç olmamış. Mutlak butlan. Bir çeşit yaptırım türüdür. Emredici kurallara uymama durumunda bir kısım işlemlerin geçerli kabul edilmemesi. Meselâ resmî nikâhla evlenmeme, tapulu gayrı menkûlün el senediyle satışı gibi.
Yönetim planı
Kat Mülkiyeti Kanunu’na göre anagayrimenkulün yönetimini düzenleyici hükümler içeren ve bütün kat maliklerini bağlayan sözleşme.
Yönetmelik
Anayasanın 123. maddesinde tarif edildiği şekliyle; Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin kendi görev alanlarını ilgilendiren konularda, kanunlara ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine aykırı olmamak koşuluyla çıkardıkları yazılı hukuk kurallarıdır.
Yürürlük
Mer’iyet, tatbikâta girme. Bir kanunun yayımından sonra pratiğe konulması. Bu da ya belirtilen tarihte olur ya da yayımından 45 gün sonra.
Z
Zabıt defteri
Eski hukukta, tapu sicili gibi kullanılan defter.
ZABIT KÂTİBİ
Mahkemelerde duruşma zabıtlarını tutmak ve öteki yazı işlerini yürütmekle görevli adliye memuru.
Zabıt katibi
Adliyelerde, mahkemelerde veya diğer yargı kurumlarında çalışan bir kamu görevlisidir. Temel görevi, duruşma salonunda yapılan konuşmaları ve alınan kararları yazmak, tutanakları düzenlemek, evrakları takip etmek ve diğer yazılı işleri yerine getirmektir.
Zabıtname
Tutanak.
Zahir
Açık.
Zâhire
Yiyecek; gerektiği zaman harcanmak üzere ambarda saklanan hubûbat.
Zâhirî
Görünen; görünüşte.
Zail
Zeval bulma; bitme.
Zaman-i rücu
Cayma akçesi, Pismanlik akçesi; Sözlesenlerden birinin sözlesmeden caymasi halinde diger tarafin alikoyma hakkina sahip oldugu miktar.
Zamanaşımı
Kanunda öngörülen ve belirli koşullar altında geçmekle, bir hakkın kazanılmasını, kaybedilmesini veya bir yükümlülükten kurtulmayı sağlayan süre.
Zamin
Bir şeyi tazmin eden; kefil.
Zanlı
Sanık, şüpheli.
Zannetmek
Sanmak, tahmini bilgilere dayalı olan görüşler.
Zarar-ı Has
Genel zarar.
Zaruret
Gereklilik, zorunluluk, sıkıntı.
Zaviye
Köşe, Anlayış, görüş, bakış açısı.
Zayi
KAYIP, YİTİK. ÇOĞULU ZÂYİÂTDIR. YİTİKLER, YOK OLANLAR, KAYBOLANLAR ‘.
Zecrî
Zorlayıcı, zorlayan, yasaklayan.
Zecri
Zorlayıcı, zorlayan, yasaklayan.
Zevâid (zevait)
Vakıfta gelirin dağıtılmasından sonra geri kalan.
Zeval
Son; bitim; nihayet; yok olma.
Zevciyyet
Kocalık,karılık; karı-kocalık; eşlik.
Zeyil name
Ek yazı, bir belgenin eki ve açıklaması niteliğindeki yazı.
Zımnen
Üstü kapalı bir biçimde, dolaylı olarak.
Zımnında
Dolayısıyla; için; olarak.
Zımnî
Üstü kapalı; açık olmayan.
Zımni
Açıktan olmayarak, dolaylı anlatım.
Zıya
Kaybolma, yok olma, bir şeyin elden çıkması.
Zihni kayıt
Bir kimsenin bilerek ve isteyerek, asıl iradesiyle uyuşmayan bir beyanda bulunması.
Zikretmek
Anmak; anılmak; bildirmek; belirtmek.
Zillet
Hor görülme, horlanma, aşağılanma, alçalma.
Zillyetlik
Sahibi olsun ya da olmasın, bir malı elinde bulunduran veya kullanan kişi.
Zilyedlik
Bir şey üzerindeki fiili hakimiyet.
Zilyet
Bir şeyi fiilen elinde bulunduran kişi; bir şeyde tasarrufta bulunan kişi; elmen.
Zilyetlik
Bir şey üzerinde fiili hakimiyet veya bi eşyayı fiili hakimiyet ve kudret alanı içinde bulundurma demektir.
Zimmet
Temellük mal edinme. Kurum ve kuruluşlarda çalışanlara veya para işleri ile uğraşan görevliye imza karşılığı teslim edilen para veya eşya. Bir kimsenin yasal olmayan yollardan üzerine geçirip ödemeye zorunlu olduğu para. Bir ticaret kuruluşunun borçlarının tümü.
Zina
Zina Bekar Biri İle Veya Evli Biri İle Girilen İlişki.
Zinhar
Sakın, asla.
Zinhâr
Sakın,asla.
Ziyade
Fazla; çok; aşırı.
Zuhulen
Sehven, yanlışlıkla, hata sonucu.
Zuhur
Ortaya çıkma, görünme, belirme, baş gösterme, meydana çıkma.
Zuhur etmek
Ortaya çıkmak; doğmak.
Zürriyet
Bireyin neslinden gelenler.