Bizi Takip Edin

Hukuki Sözlük

Hukuk dilinde ve mevzuat metinlerinde karşılaşılan 2.754 terimin kısa ve anlaşılır açıklaması aşağıdadır; güncel hukuk terimlerinin yanı sıra Osmanlıca kökenli eski hukuk terimleri de yer almaktadır. Açıklamalar genel bilgilendirme amaçlıdır; somut durumunuz için hukuki destek almanız gerekir.

2.754 terim

A

Ab-nak

Sulu, ıslak, nemli.

Abonman sözleşmeleri

Tüketicinin, belirli bir mal veya hizmeti sürekli veya düzenli aralıklarla edinmesini sağlayan sözleşmeler.

Abrama

Deniz taşıtlarını yönetme.

Acar

Atılgan, gözü pek, yiğit, kabadayı, yılmaz, kabına sığmaz, güçlü, becelikli.

Acele İtiraz

Mahkemece verilmiş bir kararın tefhim veya tebliğinden itibaren belirli bir süre içerisinde yapılması gereken, genellikle kararı veren mahkemenin üst mahkemesine yapılan ve kanunda açıkça sayılan itiraz türüdür.

Verilen kararın tefhim yada tebliğinden itibaren belirli bir süre içerisinde ( genellikle bir hafta ) yapılması gereken, kanunda açıkça sayılan itiraz türüdür. itiraz üzerine kararı veren makam değil itiraz mercii bir karar verir.

Acenta

Ticari mümessil ticari vekil, satış memuru veya müstahdem gibi bir sıfatı olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak belirli bir bölge içinde daimi bir suretle ticari bir işletmeyi ilgilendiren akidlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı mesle.

Acir

Kiraya veren kimse.

Aciz

Ödeme güçsüzlüğü.

Aciz vesikası

Alacaklı alacağının tamamını alamamışsa kalan miktar için kendisine verilen vesika (İİK 143)

Acizlik Def’i

Borçlunun içine düştüğü acizlik durumunda borcunu ödemeyeceği hususunda ileri sürdüğü bir çeşit savunma, defi.

Açık artırma

Bir malın, teklif veren kişiler arasında en yüksek bedeli öneren kimseye satılmasını sağlayan satış biçimi.

Açık Boşluk

Somut olaya uygulanacak hükmün yasada yer almamasıdır. Kanunun soruna yanıt verememesi durumudur.

Ada

Çevresi yollarla sınırlandırılmış bulunan, çeşitli parselleri kapsayan arsa parçası.

Âdab

Edeb’in çoğuludur. Terbiye, güzel ahlak, iyi davranış. Usul, Erkan, Tarz.

Adâd

Adetler; sayılar.

Adalet

Haklılık; hakka uygunluk.

ADAVET

Düşmanlık.

Addetmek

Saymak.

Aded-i Müretteb

Tamsayı.

Adem-i ifâ

Yapmamak; yerine getirmemek; borcu ödememek.

Adem-i ifa

Yapmamamak,yerine getirmemek,borcu ödememek.

Adem-i iştirak

Katılmamak.

Adem-i Lüzum

Klasik fıkıh doktrininde akdin bağlayıcı olmaması (adem-i lüzûm) durumu genelde iki biçimde söz konusu edilmektedir. Birincisi, yapısı itibariyle bağlayıcı olan bir akdin bir sebeple bu bağlayıcılık niteliğini kazanamaması, diğeri akdin amacı ve yapısı itibariyle bağlayıcı olmamasıdır.

Adem-i selahiyet

Yetkisizlik.

Adem-i Te’diye

Vadesi geldiği halde ödememek.

Adem-i vüsuk

Gercek olmamak.

Ademi merkeziyet

Devlet merkezinin gücünü azaltarak yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılmasını savunan siyasi görüş. Adem-i merkeziyet, “merkezin yokluğu” manasına gelir.

Âdi Kefalet

Borçlar kanununda esas olan adi kefalet sözleşmeleridir. Adi kefalet sözleşmelerinde esas olan, alacaklının öncelikle esas borçluya takip yapmasıdır. Bu takip sonucunda borcun karşılığı alınamazsa kefile gidilmektedir.

Adi kira

Kiraya verenin, belli bir ücret karşılığında bir şeyin kullanılmasını kiracıya bıraktığı sözleşme.

Adi şirket

İki veya daha çok kimsenin, ortak bir amaca ulaşmak için emeklerini ve mallarını birleştirmeyi kabul ettikleri sözleşme ile kurulan ortaklık.

Adiyen darp

Her zamanki gibi. Adice. Fevkalade olmayarak.

Adli

Adaletle ilgili demektir. adalet teşkilatı bünyesinde anlamına da gelir.

Adlî kaza

Cezai, hukuki, ticari, nizalı, nizasız yargı.

Adli muayine

Olayı saptamak ve delil, iz, eser ve emare bulmak amacı ile yapılan işlemdir.

Adlî müzaharet

Adli yardım.

Adli müzaharet

Yargısal yardım.

Adli olgu

Ceza Kanununda tanımlanmış olan suçları işleyerek veya işlenmiş olan herhangi bir suçtan etkilenerek hastaneye başvuran kişiler olarak tanımlanmaktadır. Böyle bir durum yaşandığında bu durum ‘adli olgu’ olarak nitelendirilir ve polisin haberi yoksa polise haber verilir. Bu kişilerin, tedavi süreçleri boyunca polis ya da asker tarafından tedavi sürecinin takip edilmesi gerekebilmektedir.

ADLİ PSİKOLOG

Hukuksal sorunlar ve süreçlere psikolojik öğeleri de içeren bir genişlikte bakarak hukuksal alanın adil, etkin ve insan haklarına uygun sonuçlara kavuşmasını sağlamaya çalışan bilim adamı.

ADLİ TABİP

Gerektiğinde mahkemelere bilirkişi olarak rapor veren, adli tıpta görevli doktor.

ADLİ ZABITA

Bir suç sonrası sanığı ve suç delillerini adli yetkililere sunan kolluk kuvveti.

Adüvv

Düşman, hasım.

Affectio societatis

Ortaklık amacını eylemli olarak gerçekleştirme” diğer bir ifadeyle ortak sıfatıyla “bilfiil” ortaklık amacına hizmet etmek/emek vermek anlamındaki latince hukuk deyimi.

Agoni

Can çekişme hali.

Agreman

Devletler diğer devletlere gönderecekleri temsilciler için önceden o devletçe kabul edilir olup olmayacaklarını (persona grada) sorma işlemi. Buna agreman istemek denir. Karşı devlet o kimseyi kabul edince, sonradan tayinine itiraz edemez.

Ağlep

Kuvvetli, Büyük.

Ahar

Başkası; üçüncü kişi; yabancı.

Ahde vefa

Söze bağlılık, sözleşmeye bağlılık.

Aheste

Yavaş, ağır.

Âhir

Son; sondaki; en son; en sondaki.

Ahit

Söz verme.

Ahiz

Kabul etme.

Ahkam

Hükümler.

Ahkam-ı Şahsiye

Şahsın kendisini alakalandıran hükümler.

Ahkamı huzuriye

Hakim önünde yargılanmayla ilgili yöntem hükümleri.

Ahkâmı huzuriyye

Hakim önünde yargılanmayla ilgili yöntem hükümleri.

Ahkâmı mahsusa

Özel hükümler.

Ahkâmı müteferia

Ayrıntılı hükümler.

Ahkâmı mütehalife

Aykırı değişik hükümler.

Ahvâl

Durumlar; haller; vaziyetler.

Ahval-i sahsiye

Kişinin doğrudan şahsıyla ilgili hukukî haller.

Ahval-i Şahsiye

Hakiki şahısların hukuki varlıklarıyla ilgili olan hukuki hallerdir : Doğum, evlenme, boşanma, evlat edinme, tabii bir çocuğu tanıma, ölüm vakıaları gibi (MK35 ve; Nüfus K).

Ahz

Almak.

Ahzukabz

Bir miktar meblağın elden tesellüm edilmesi veya o miktar meblağın kasa hesabına kaydı.

Aile hukuku

Aile ilişkilerini düzeneleyen hukuk kurallarıdır.

Aile şirketi

Bir ailenin bireylerinden oluşan ortaklık.

Aile yurdu

Bir kimsenin, ailenin gereksiniminden büyük olmamak ve bizzat kendisinin veya ailesinin işletmesi ya da oturması koşuluyla, aile bireylerinin geçimi ve oturmasını sağlamak amacıyla ayırdığı taşınmaz ve ekleri.

Akabinde

Arkasından, hemen arkadan, ardından, hemen ardından Örnek: Kulağı iki kesik tırnak kıskacına aldıktan sonra başı şiddetle sağa sola sarsar, akabinde yanaklarda patlayan iki şimşek alevi gözlerden çıkar.

Akamet

Neticesizlik, kısırlık, sonuç alınmama.

Akar

Taşınmaz mal; kiraya verilen ve gelir sağlayan şeyler.

Akârât

Gelir sağlayan mallar, gayrimenkuller.

Akarâtı mevkufe

Vakfedilmiş, gelir getiren mallar.

Akd-i mebhusünanh

Sözü geçen akit, anlaşma, sözleşme.

Akd-i mezbur

Sözü geçen akit, anlaşma, sözleşme.

Akd-i muvazaa

Karşılıklı ödün verilerek yapılan akit, anlaşma, sözleşme.

Akd-i sahih

Geçerli, doğru, kusursuz akit, anlaşma, sözleşme.

Akdem

Önce, daha evvel.

Akdes

En mukaddes.

Akdetmek

Sözleşmek; kararlaştırmak; düzenlemek; bağlamak.

Akideyn

Her akitte, akti yapan iki taraf.

Âkideyn

Her akitte akdi yapan iki taraf.

Âkidîn

Sözleşenler; sözleşme yapanlar.

Akîm

Kısır, verimsiz, başarısız, sonuçsuz.

Akit

Tarafların birbirine uygun idare beyanlarıyla husule gelen ve onlara karşılıklı vecibeler yükleyen anlaşma.

Âkit

Bir işi karşılıklı olarak kararlaştırıp üstlerine alan taraflardan her biri; sözleşme veya mukavele yapan.

Akord Ücret

Parça başına hesaplanan ücret.

Akreditasyon

Bir kişi veya kurumu resmi olarak tanıma, kabul etme ve onaylama eylemi.

Aktif

Vergi Hukuku ve Muhasebe dilinde aktif: bilançonun, para ve nesne mevcudunu, alackaları ve mameleke dahil diğer kıymetlerin sıralandığı taraftır.

Aktüer

Aktüer, bir olayın ihtimalini ve mali sonuçlarını değerlendirmek için istatistiksel teknikleri ve matematiksel becerileri kullanan kişiye verilen mesleki unvandır.

Alâ

Çok iyi.

Alâhilâf’ül-kanun

Kanun hilafına; yasaya aykırı olarak.

Alâik

Alakalar.

Alâkadar

İlgili; ilişkili.

Âlâm

Elemler, kederler, üzüntüler.

Alât

Aletler; araçlar.

Ale-l-ıtlak

Genel olarak; rasgele; bir sınır ile bağlı olmayarak.

Yetkisi ve sorumluluğu çok olan. Herkesin yararlanabileceği (yer, nesne).

Ale-l-umûm

Genel olarak; umumi bir biçimde; bütün.

Aledderecat

Sırasıyla; derecesine göre.

Alelhesap

Hesaplaşmak üzere; hesaba sayarak; sayışılmak üzere; doğan kârdan bir bölümünün ileride tamamı üzerinde hesaplatılmak üzere önceden ödenmesi.

Alelusul

Usulüne uygun;

Yöntemine uygun olarak.

Âlemsümul

Dünya çağında.

Aleniyet

Açıklık.

Alettakrib

Takriben; yaklaşık olarak.

Aleyh

Karşı, karşıt.

Alındı

Makbuz.

Âlicenab

Yüksek ahlaklı.

Âlikadr

Kıymeti yüksek.

Alil

Hasta, sakat.

Alivre Satış

Satıcının bir malı belli bir vade içinde teslimini taahhüt etmesidir. Henüz yetşmemiş mahsul alivre satılabilir. Bu terim genel olarak tarladaki mahsul ve ağaçtaki meyveler için kullanılır.

Alonj

Ticari bir senet üzerinde ciroların veya sair muamelelerin çoğalması dolayısıyla o senede eklenen kağıt.

Alt İşveren

Bir işverenden, işyerinde yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan, bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran gerçek veya tüzel kişi yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar.

Âlude

Bulaşmış, karışmış.

Amade

Bir işi yapmaya hazır; hazırlanmış.

Amel

İş; edim; fiil.

Amele

İşçi; emekçi, ırgat.

Amelî

İşe dayanan; iş üstünde; tatbikî; pratik; uygulamalı.

Amenajman

Doğal kaynakların işletilmesi.

Âmil

Yapan; etken; etmen; sebep; faktör.

Âmir

Emreden; buyuran; bir memurun vazife bakımından büyüğü; bir fiili yapmaya veya yapmamaya zorlayan, buna gücü yeten.

Âmm

Genel; umumi; herkese ait.

Amme

Kamu.

Âmme hükmî şahsiyeti

Kamu tüzel kişiliği.

Amme intizamı

Kamu düzeni.

Ampirik

Deneye dayalı.

Anagayrimenkul

Kat mülkiyetine konu olan taşınmazın bütünü.

Anasır

Unsur.

Anayapı

Kat mülkiyetine konu olan taşınmazın esas yapı kısmı.

Anayasa

Örgütlenmiş bir toplumda devletin yönetim biçimini belirten, yasama, yürütme, yargılama erklerinin nasıl kullanılacağını gösteren, yurttaşların hak ve ödevlerini, özgürlüklerini saptayan ve düzenleyen, yasa sıralamasında en önde gelen yasa.

Angaje

Sözle veya yazılı olarak bağlanan; bağımlı.

Ani edim

Bir anda yapılan belli davranış ya da davranışlarla yerine getirilen edim.

Ânif’ül-beyan

Az önce beyan olunan, bildirilen.

Anmuhakemetin

Muhakeme yaparak; yargılama yoluyla.

Antant kalma

Bir konuda mutabık kalma, uzlaşmaya varma.

Antoloji

Yazınsal ürünlerden güzel parçalar seçilerek oluşturulan ve türlü yöntemlere göre düzenlenen yapıt.

Antrepo

Gümrüklere gelen ticari eşyanın konulduğu, korunduğu yer; ardiye; ambar.

Anud

Çok inatçı.

Aplikasyon

Yer tesbiti, tescilli haritalardaki parsel köşe noktalarının zeminde yeniden belirtilmesidir.

Apostille

5 Ekim 1961 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümleri uyarınca, kararda imzası olan hakimin, o yargı yerinde yetkili ve görevli olduğunu gösterir tasdik şerhi.

APPEL

İstinaf.

Âra

Reyler; oylar.

Arazi

Genellikle, üzerinde yerleşim yeri bulunmayan, ekilebilen ya da boş toprak.

Arazi-i emiriyye

Beytülmâle ait olarak devlet tarafından kişilere dağıtılan yerler, topraklar; beylik arazi.

Arâzi-i haraciyye

Haraca bağlı arazi;

Arâzi-i memlûke

Mülk; timar toprağı; mülkiyet yolu ile tasarruf olunan yerler.

Arâzi-i metrûke

Halkın gereksinimi ve kullanımı için terk edilen arazi.

Arâzi-i mevât

Hiç kimsenin tasarrufu altında olmayan ve halka terk ve tahsis edilmemiş bulunan,yüksek sesli bir kimsenin sesi işitilmeyecek derecede köy ve kasabalar gibi yerlerden uzak bulunan kıraç, taşlık, pırnallık gibi yerler.

Arazi-i mevkufe

Geliri belirli bir konuya tahsis olunan yer; vakıf olunmuş arazi.

Arâzi-i mezrûa

Ekilen arazi.

Arazi-i miriye

Devlete ait arazi.

Arâzi-i öşriye

Ürününden onda bir Devlet payı alınan ve üzerinde her türlü mülkiyet tasarrufları bulunan arazi.

Arâzi-i selîha

Çıplak arazi.

Arazi mahlule

Mutasarrıfın mirasçı bırakmadan ölümü ile mahlûl olan arazi-i emiriyye.

Argüman

Delil, Kanıt, Dayanak, Tez, Sav.

Arızî

Gelip geçici olan,eğreti,sonradan gelen.

Âri

Boş; çıplak; soyut; arınmış; yüksüz.

Ârif

Anlayışlı, sezgili.

Ariyet

Menkul ve muayyen bir malın karşılıksız olarak kullandırılmasının başka bir şahsa bırakılmasını ve kullanıldıktan sonra geri verilmesini tazammun eden akit(BK: 299 vd.)

Âriyet

Ödünç; eğreti; ödünç sözleşmesi.

Âriyeten

Emaneten.

Arîz ve amîk

Genişlik ve derinliğine; enine boyuna;

Arizi

Geçici,sonradan gelen.

Arsa

Belediye sınırları içinde, belediye tarafından parsellenerek üzerine inşaat yapmak için ayrılan arazi parçası.

Arsa payı

Kat mülkiyetinde arsanın, kanunda belirtilen esasa göre bağımsız bölümlere ayrılan ortak mülkiyet payı.

Arşiv

Belgelik, her türlü belgenin saklanıp muhafaza edildigi yer.

Arz

Sunma; gösterme; bildirme; önüne koyma; anlatma (bir büyüğe)

Arzuhal

Dilekçe.

Asgarî

En az; en aşağı; en azından; en düşük; en küçük.

Asgari

En az; en aşağı; en azından; en düşük; en küçük.

Ashab-ı intikal

Verasetin geçişinde hak sahipleri.

Asli

Birincil,temel olarak alınan.

Asrî

Zamana uygun; çağdaş; modern.

Aşikar

Besbelli olan, ortada olan, gizli olmayan.

Atalet

1. Devinimsizlik, tembellik, çalışmadan oturma, gevşeklik, uyuşukluk. 2. İşsiz kalma, işsizlik.

Ateh

Bunama; bunaklık.

Atıf

Yollama; yöneltme; yükleme; bağlama; eğme; meylettirme; ilişkili bulma.

Atıfet

İyilik, bağış, kayra, lütuf, ihsan, inayet.

Âtî

Gelecek; gelen (kişi veya şey); gelecek zaman; istikbal.

Atipik

Örnek dışı Düzensiz, değişik, değişken, tipik olmayan, herhangi bir grup içerisinde değerlendirilemeyen.

Aval

Bonoya imza atarak sorumluluk altına girmiş kişiler lehine verilen bir tür kefalettir.

Avalist

Kefil Aval veren kimse.

Avans

Alacağına sayılmak üzere önceden yapılan ödeme; öndelik.

Avârız

Kazalar; belâlar; borçlanma ve hak kazanma yeterliliğini kısan veya yok eden haller.

Avdet

Dönüş; geri gelme; dönme.

Ayn

Para dışında, kazanılabilen bütün servet öğeleri.

Aynî

Mala ilişkin; eşyaya bağlı; malın mülkiyeti ile ilgili; herkese karşı ileri sürülebilen.

Ayni haklar

Eşya üzerinde doğrudan doğruya mutlak egemenlik yetkisi veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haklar.

Ayrık

Müstesna, kural dışı, ayrı tutulan, diğerlerine benzemeyen, ayrıcalı.

Aza

Üye.

Âzâ

Uzuvlar; üyeler; organlar.

Âzâde

Serbest; hür; özgür.

Azamî

En çok; en büyük; en yüksek.

AZINLIK HÜKÜMETİ

Parlamenter sistemlerde, parlamentoda çoğunluğu olmayan bir partinin, öbür parti ya da partilerin hükümete fiilen katılmadan dışarıdan destek vermesiyle oluşturduğu hükümet biçimi.

Azil

Verilen temsil yetkisinin ortadan kaldırılması.

Azimet

Gidiş; yola çıkma.

Azledilmek

Görevden alınmak.

Azletmek

Bir kişiyi görevden almak, çıkarmak.

B

Bâ’de’l-isticar

Kira sözleşmesinden sonra.

Bâ’de’l-istirdad

Geri aldıktan sonra.

Ba’dehû

Daha sonra.

Bâ-husus

Hele; özellikle; üstelik.

Bâ tapu

Tapulu; tapu ile tasarruf olunan.

Bâb

Kapı.

Bâdî olmak

Sebep olmak.

Badire

Birdenbire ortaya çıkan tehlikeli durum.

Bağımsız bölüm

Kat Mülkiyeti Kanunu’na göre, ana gayrimenkulun ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya müsait bağımsız mülkiyete konu olabilen bölümleri.

Bağıt

Akit.

Bâhir

Belli; besbelli; açık; apaçık.

Bahri

Denize ait.

Baîd

Uzak; ırak.

Bâîs olmak

Sebep olmak; göndermek; gerektirmek.

Baki

Sürekli; daimî; artan; kalan; kalımlı; kalıcı; ölümsüz; saklı duran.

Bakiye

Artan.

Bâlâ

Yukarı; yüksek; üst; yüce.

Bâligân-mâbelâğ

Ziyadesiyle; bol bol.

Baliğ

Eren; varan; bulan; yetişen; toplam; büluğa; ergin;

Balotaj

Bir şeçimde adaylardan hiçbirinin kanunun gerekli gördüğü oyu alamamış olması nedeniyle seçim kimsenin kazanamamış olma hali, bu şekilde seçimin sonuçsuz kalma hali.

BAM

Bölge Adliye Mahkemesi kısaltması.

Bariz

Açık; göze çarpan; belirgin.

Basiret

Doğru görüş; uzağı görüş; önceden görüş; seziş; uyanıklık; anlayış; kavrayış; dikkat; sağgörü.

Basiretli tacir

Tacirin genel ahlak kurallarına göre davranması gerektiğini ifade eder.

Basiretsiz

Gerçekleri görebilmekten uzak, ileri ve uzak görüşlü olmayan, sağgörüsüz.

Batıl

Doğru ve haklı olmayan; çürük; bozuk; sakat; boş; hukuken geçersiz; dayanaksız; temelsiz; beyhude; hüküm ifade etmeyen.

BATIN

1. Anlamı: Karın, Kuşak 2. Anlamı: Gizli, görünmeyen.

Battal

1. Kullanılmaz durumda olan, işe yaramaz, işlemez. 2. Boyutça alışılmış olandan, olağandan büyük.

Bayi

Bazı maddeleri satma izni olan kimse; satıcı; satış yeri.

Becâ

Yerine; uygun; bedava; karşılıksız; parasız; emeksiz.

Becayiş

İki memurun kendi rızaları ile ilgili makamın tasdikıyle aralarında memuriyet, makam ve vazifelerini değiştirmeleri.

Bedâyî

Sermayeler; anamallar;

Bedel-i misil

Emsaline uygun peşin para.

Bedelsiz devir

Bir hakkın, alacağın veya malın herhangi bir bedel alınmadan bir başkasına aktarılması.

Bedelsiz temlik

Bir hakkın bedel alınmadan diğer bir kişiye geçirilmesi.

Bedelsiz terk

Herhangi bir eşyanın veya hakkın karşılığı alınmaksızın bırakılması.

Bedialar

Göze güzel görünen şeyler; estetik.

Bedihî

Açık olan; besbelli; apaçık; akla; kendiliğinden gelen.

Bediî

Güzellik ölçülerine uyan; güzel; güzellik.

Behemahal

Her halde, ne olursa olsun, ne yapıp yapıp, mutlaka.

Behemehâl

Her hâlde, ne olursa olsun, ne yapıp yapıp, mutlaka.

Behemehal

Kesin olarak,kesin bir biçimde, her durumda, ne olursa olsun.

Beher

Her biri.

Behredâr

Nasipli, hissedar, nimetlenmiş, faydalanmış.

Belagat

İyi konuşma; sözle inandırma yeteneği; söz sanatlarını inceleyen bilgi dalı.

Belgit

Bir kişinin, yapmaya ya da ödemeye borçlu olduğu şeyi göstermek üzere imzaladığı resmi kağıt, senet.

Ber-mucib-i talep

Talep mucibince; istem gibi.

Ber-vech

Olduğu gibi; olarak.

Ber-vech-i bâlâ

Yukarıda olduğu gibi.

Ber-vechi peşin

Peşin olarak.

Beraat

Aklanma.

Berât

Rütbe, nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren ferman.

Berâyı tetkik

İnceliyerek.

Berhava

Havaya gitmiş; kaybolmuş; uçurulmuş; yararsız; boş.

Berî-üz-zimme

Zimmetten kurtulmuş; aklanmış.

Bertafsil

Ayrıntılı.

Beşerî

İnsanoğlu ile ilgili; insanî; insana mensup.

Betahsis

Hele, hususiyle.

Betekrar

Tekraren; tekrarla.

Bey’i

Satım; satma; satış; satılma;

Bey’i bât

Kesin satış.

Bey’i bi-l vefâ

Kararlaştırılan süre içinde satılanı geri almak koşulu ile yapılan satış sözleşmesi.

Bey’i mukayaza

Malı mal ile değiştirmek; trampa.

Bey-i sarf

Parayı paraya satmak; para bozmak.

Bey ü şira

Almak ve satmak.

Beyanname

Bir makama veya kamuoyuna yapılan açıklama belgesi.

Beyn

Ara.

Beyn’en-nâs

Halk arasında.

Beynelmilel

Herkes tarafından kabul edilen, uluslararası.

Beytülmal

Maliye hazinesi.

Beyyine

Bir olayın veya işlemin doğruluğunu ortaya koyabilmek için hakimi iknaya yönelik yöntem veya her türlü vasıta ; delil, şahit.

Beyyine külfeti

Mahkemede bir beyan ve iddiayı kanıtlama yükümlülüğü MK 6. madde.

Bi-eyyi-hâl

Herhalde; mutlaka; elbette.

Bi-haseb-il verase

Veraset nedeniyle; verasetten doğma.

Bi-hükm’ül-kanun

Kanun hükmü gereğince; yasa kuralı ile.

Bi-l-rü’ye

Görerek; görülerek.

Bî-ma’nâ

Manasız; anlamsız.

Bi-n-netîce

Netice olarak; sonuç olarak.

Bi-t-tabi

Tabiatiyle; doğal olarak.

Bî-taraf

Tarafsız.

Biçare

Çaresiz.

Bidâyet

Başlama; başlangıç.

Bidâyet mahkemesi

İlk mahkeme; davaları birinci derecede gören ve çözümleyen mercii.

Bidayet Mahkemesi

İlk derece mahkemesi.

Bigüna

Herhangi bir.

Bihakkın

Hakkıyla, hak ederek.

Hakkıyle; hakkı olarak, gerçekten; tamamiyle.

Bihakkın Tahliye

Cezanın infazından başladığı andan itibaren süre kapsamında, kişinin cezaevinde ya da şartlı tahliye olduğu zaman tamamlayacağı süre.

Bil-ahire

Sonra; sonradan.

Bil-farz

Tutalım ki; diyelim ki; sayalım ki; söz gelişi.

Bila

….Sız.

Bila faiz

Faizsiz.

Bilâ kayd ü şart

Kayıtsız ve şartsız.

Bilâ-müddet

Süresiz.

Bilâ-sebeb

Sebepsiz.

Bila tebliğ

Tebliğ edilmeden.

Bilabedel

Bedelsiz, ücretsiz.

BİLAHARE

Sonradan, daha sonra, sonraları.

Bilakaydüşart

Kayıtsız ve şartsız olarak.

Bilâkis

Tersine olarak; tam tersine; aksine; sonunda.

Bilanço

Bir kuruluşun, belli bir tarihte, alacaklı ve borçlu bulunduğu değerleri gösteren özet muhasebe cetveli; işletmenin finansal durumu ve faaliyet sonuçlarını gösteren tablo.

Bilasebep

Sebepsiz , sebep olmaksızın.

Bilâtefrik

Tefrik etmeksizin; ayırmaksızın.

Bilbeyyine

Delil ile; tanık ile; ispat ile.

Bilcümle

Bütün; hepsi; tamamı.

Bilfiil

Gerçekten; fiilen; hakiki olarak; iş olarak; iş edinerek.

Bililtizam

Bile bile.

BİLİRKİŞİ

Bir davada, hukuk dışında kalan ve yargıcın bilmediği özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda görüşüne başvurulan kişi, ehlihibre, ehlivukuf.

Bir konuda uzmanlığı bulunan kimse, ehlihibre, ehlivukuf.

Bilistirdad

Geri alarak; geri alınarak.

Bilmukabele

Karşılık olarak, (Davranış töresinde) ben de, size de, sizlere de.

Bilmuvafakat

Razı olarak.

Bilmüzakere

Müzakere ederek; üzerinde görüşüp tartışarak.

Bilmüzayede

Artırma ile; artırarak.

Müzayede ile.

Bilumum

Bütün, hep, kamu, genel.

Bilvekale

Vekaleten.

Bimarhane

Hastahane.

Binâberin

Bundan dolayı; bunun üzerine; bu nedenle.

Binâen-alâ-zâlik

Bundan dolayı; bunun üzerine.

Binâen-aleyh

Bunun üzerine; dolayısıyla; bundan dolayı.

Binaenaleyh

Bundan dolayı, Bunun üzerine.

Binniyabe

Naip eliyle; vekillik ile; vekaleten.

Bireysel Başvuru

Temel hak ve özgürlükleri ihlal edilen kişilere tanınan ulusal ya da ulusal üstü denetim yapılan yargı yolu. Anayasa şikâyeti.

Bisud

Faydasız;yararsız.

Bîtâp

Bitkin; güçsüz; takatsız; yorgun.

Bitap

Bitkin, yorgun.

Bitarıkıl’evlâ

Evveliyetle; öncelikle.

Bono

Bir kimsenin diğer bir kimseye veya onun emir ve havalesine, belirlenen vadede, belirli bir tutarı ödeme taahhüdünü içeren, özel biçim ve hükümlere tabi ticari senet; emre yazılı senet.

Borç ilişkisi

İki taraf arasında mevcut olup bir şeyin verilmesi,yapılması veya yapılmamasını öngören hukuki bağdır.

Bölünebilir edim

Niteliğinde veya değerinde esaslı bir değişme olmaksızın, birden ziyade parçalara ayrılarak ifa edilebilen edim.

Bölünemez edim

Niteliğinde veya değerinde esaslı bir değişme olmaksızın, birden ziyade parçalara ayrılarak ifa edilemeyen edim.

Butlan

Geçersizlik.

Bühtan

İftira, kara çalma.

Bürhan

Kesin Kanıt.

Bürûz

Belirme; ortaya çıkma.

C

C.SAVCISI

MÜDDEİUMUM.

Câmi

Cem eden;

Câmia

Topluluk; zümre.

Cânî

Cinayet işlemiş olan kimse.

Canîb-i beytülmal

Hazine tarafı.

Canîb-i vakıf

Vakıf tarafı.

Canîp

Yön; taraf; cihet; yan.

Cari

Uygulanan; yürürlükte olan.

Cari Fiyat

Bir malın satışında ilan veya fiyat listesi veya etiket ile umuma arz olunan veya ticaret odalarıyla belediyeler ve borsalar gibi salahiyetli yerlerce tesbit edilen fiyat.

Casus Belli

Savaş nedeni, savaş gerektiren olay.

Cây-i teemmül

Etraflıca düşünülmeye değer; düşünülmesi yerinde olur.

Cebel

Dağ, yüksek tepe.

Cebir

Zor kullanma, zorlayış, zora başvurma, zor.

Cebrî

Zorla yapılan; zor kullanarak yaptırılan; zor altında; güç kullanarak.

Cebri icra

Kendi istekleriyle borçlarını ödemeyen borçluların, borçlarını Devlet kuvveti ile ödemelerinin sağlanması; ilgili icra dairelerinin, (gereğinde) zor kullanarak, borçluyu borcunu ödemeye zorlamaları.

Hukuka aykırı davrananları zorla kurallara uydurma,zorlama.

Cebri satım

Malikinin isteğine bakılmaksızın, resmi makamlar tarafından yapılan satım.

Cedel

“Çelişmeler öğretisi” anlamına gelmekte ve reddedilmek istenilen herhangi bir görüşün ya da tezin, imkansız ve saçma olduğunun tartışma yoluyla ortaya çıkarılmasında kullanılmaktadır.

Celb-i menafi

Fayda sağlamak.

Celesat-ı âti

Gelecekteki celseler, oturumlar.

Celile

Büyük; ulu.

Celpname

Yargılamada,davacı,davalı,tanık,bilirkişi gibi kimseleri mahkemeye getirtmek için yapılan çağrı.

Celse

Mahkemelerde bir muhakemenin, duruşmanın ve sair meclislerle heyetlerde müzakerelerin yapılması için, nisap dairesinde, azanın her toplantısı. Celselerin açılması ve kapanması ve inzıbatı mahkeme veya heyet reislerine aittir.(CMUK.378)

Ceman

Toplam olarak,toplamı.

Cemetmek

Toplamak; bir araya getirmek.

Cemi ezmân

Bütün zamanlar; zamanların toplamı.

Cemm-i Gafir

Alelade topluluk, kalabalık, sokak kalabalığı.

Cenup

Güney.

Ceraim

Cürümler, suçlar.

Ceraîm

Suçlar, kabahatler manasına gelen kelime, hukukta; özellikle kolluktan cumhuriyet savcılığına gönderilen suç ihbarı üzerine kayıtların aynı adla tutulduğu deftere denir. Bu kayıt ceraim numarası alarak deftere işlenir.

Cerbeze

1.Haklı ve haksız sözlerle hakikati gizlemek, 2.Güzel konuşma. 3.Girişkenlik, beceriklilik.

Cereme

Başkası tarafından yapılan veya kaza sonucu ortaya çıkan zararı ödeme; para cezası.

Cereyan

Bir şeyin gelişme, olma durumu.

Cerh ü iptal

Çürütme ve yok sayma; geçersiz hale getirme.

Cevâmi’

Camiler; mescitler; toplanılan yerler.

Cevap layihası

Cevap dilekçesi, Yanıt dilekçesi.

Cevâz

İzin; müsaade; caiz olma.

Cevaz

Onay, izin , uygunluk.

Cevâz bahş

İzin veren; müsaade eden.

Cevaz-ı İstihdam Kararı

Görülen idari lüzum ve zarurete binaen azledilmek suretiyle vazifesinden uzaklaştırılan memurun yeniden memuriyete alınabilmesi için azleden dairece verilmesi icabeden karar.

Cevher

Maya; öz; değerli taş; elmas.

Cevval

Davranışları çabuk ve kesin olan.

Ceza

Suç işleyen kişilerin karşılaşacakları tepkidir,yani kanunun suç işleyen kimseye uygulanmasını öngördüğü müeyyidedir.

Ceza şartı

Ceza koşulu; alacaklının zararını karşılama şartı.

Cezaevi

Hükümlü ve tutukluların kaldığı yer, Ceza infaz kurumu.

Cezayı kaldıran şahsi sebepler

Suçun işlendiği sırada bulunmayan, ancak suç işlendikten sonra ortaya çıkan ve kişiye hiç ceza verilmemesini veya cezada indirim yapılmasını sağlayan şahsi sebeplerdir.

Cezrî

Asıl ile ilgili; kökle ilgili; kökten; temelden.

Cibâyet

Alma; toplama; vergilerin ve başkaca devlet gelirlerinin tahsili.

Cihet

Yön; taraf; amaç.

Cins tashihi

Tapu kütüğünde kayıtlı bir taşınmazın niteliğinin değiştirilerek kütüğe, başka bir nitelikte tescil edilmesi.

Ciranta

Bir senedi ciro eden, aktaran kimse.

Ciro

Çifte yetki veren havale; ticari senedin, arkasına yazılan yazı veya imza ile başkasına devri.

Cism-i câmid

Cansız cisim.

Cismanî

Cisimle, bedenle ilgili; bedensel.

Cismanî zarar

Kişinin vücut bütünlüğüne verilen zarar.

Cuz-i Layetecezza

Bölünemeyen, parçalanamayan şirket payı, hisse.

Cünha

Eski ceza hukukunda cürümden hafif, kabahatten ağır nitelikteki eylemler.

Cürmiyet

Suç hali; suçluluk.

Cürmü meşhut

Suçüstü; göz önünde işlenen suç.

Cürüm

Kabahat olmayan.

Cürüm İsnadı

Birine iftira atmak ve kara çalmak manasına gelir.

Cürüm tasnii

Bir kimse hakkında cürüm uydurmak.

Cüz

Bir bütünü oluşturan bölümlerden her biri; kısım; parça; bölük.

Cüzî icra

Borçlunun malvarlığının bir kısmı ile, birkaç alacaklısına karşı olan sorumlulukları ile ilgilenir. İcra hukukunda haciz yolunu ifade eder.

Ç

Çarter Sözleşmesi

Eğer navlun sözleşmesinde eşyanın taşınması için geminin veya uçağın tamamı veya bir kısmı, yani yer tahsis edilmişse bu durumda çarter sözleşmesi söz konusudur.

Çek

Ödeme aracı; kanun ile belirlenen şekilde düzenlenen, keşidecinin emrinde para bulunan banka üzerinden çekilebilen havalesi.

Çetrefil

Karışık.

Çifte standart

Kişiye veya duruma göre farklı davranışlarda bulunma, tutarlı olmama.

D

Dâfi

Defi’de, savuda bulunan kimse.

Dahiliye Vekâleti

İçişleri Bakanlığı.

Dain-i mürtehin

Bir alacağa teminat sağlamak amacıyla, bir mal üzerine kurulan ve herkese karşı ileri sürülebilen mutlak bir haktır.

Daktiloskopi

Parmak izine dayanarak kimlik belirleme yöntemi. Parmak izi incelemesi.

Darbımesel

Çarpıcı söz, özlü söz.

Dava

Bir kimsenin diğer kimseden hakim huzurunda hakkını istemesi.

DAVA VEKİLİ

Avukat sayısı beşten az olan yerlerde avukat yetkisini taşıyan meslek adamı.

DAVACI

Mahkemede dava açan taraf.

DAVALI

Kendisine karşı mahkemede dava açılan kimse.

Davaname

Cumhuriyet savcısının komuyu ilgilendiren ancak ceza davası niteliği taşımadığı için hukuk mahkemelerinde görülecek olan davayı açtığı belge.

Davanın ıslahı

Yargılama taraflarının usule ilişkin olarak yaptığı işlemlerinin gerekli giderleri karşılamak koşuluyla kanunda belirtilen süre içerisinde ve yöntemine uygun olarak tamamen veya kısmen düzeltilmesini sağlayan hukuksal bir yoldur.

Davayı mütekabile

Karşı dava.

Dâyin

Borç veren; alacaklı.

Deâvî

Davalar.

Def’aten

Bir defada; birden.

Def’i def

Def’e karşı def’; savuya karşı savu.

Def-i mefasid

Zararı yok etmek.

Defaât

Kereler; kezler; yollar.

Defaat

Defa, kez, kere, sefer.

Defâtir

Defterler; birlikte dikilmiş kağıtlar.

Defi

Taraflardan birinin, hususiyle müddeialeyhin kendisine karşı açılan davada edadan kurtulmak için bavurduğu her türü vasıta.

Defter-hâne

Taşınmaz mallara ilişkin tasarrufların kayıt.

Defter-i hakanî

Eskiden taşınmaz mala ilişkin tasarruf işlemlerinin kayıt ve tescil edildiği defter.

Defter-i hakanî idaresi

Eskiden taşınmaz mala ilişkin tasarruf işlemlerinin kayıt ve tescil edildiği daire.

Değer baha

Bir malın iktisadi duruma göre kıymetini ifade eden fiyat.

Delâlet

Gösterme; yol gösterme; kılavuzluk; iz; işaret; aracılık.

Delalet

Gösterme, yol gösterme, kılavuzluk, iz, işaret, aracılık.

Delâlet-i bil’işare

İşaret ederek, hatırlatarak gösterme.

Delegasyon

Herhangi bir topluluğu temsil etmekle görevli yetkili kurul / Herhangi bir işin sorumluluğunun başka bir kişi ya da kuruma aktarılması / Yetkilendirme, Görevlendirme.

Delil

Kanıt; tanıt; ipucu.

Delil-i celî

Aşikar delil; belli, apaçık kanıt.

Demdeme

Hiddetli söz. Avaz. Hosa gitmeyen sesler.

Demirbaş

Bir taşınmazın kiraya verilmesinde kiraya dahil olan, kiralamanın sonunda aynı cins ve değerde iade edilen veya değer eksilmesi kiracı tarafından tazmin edilen eşya.

Demokratik devlet

Halkın devlet yönetimine katılması esasına dayanan devlettir.

Depozito

Bir sözleşmeden dolayı doğabilecek zararlara karşı verilen teminat; bir taahhüt sırasında yatırılan güvence parası.

Depresyon

Ruhi veya bedeni düşkünlük hali, dermansızlık.

Der-akap

Hemen; arkasından.

Der-dest-i rü’yet

Dava görülmek üzere ele alınan, eldeki dava.

Der-kâr

Malum; aşikar; bilinen; belli.

Der-piş

En önde; göz önünde bulunan; öngörü.

Göz önünde tutma, öngörme.

Der-pîş etmek

Öngörme; göz önünde bulundurma.

Der-uhte

Üstüne alma; yüklenme; üstlenme; sağlama.

Karşlamak, üzerine alma, üstlenme.

Derc etmek

Araya sokmak; arasına sıkıştırmak.

Derceb etmek

Cebe atmak; kendine alıkoymak.

Dercedilmek

Toplanmak, (bir metne) yazılmış veya konmuş olmak.

Derç

Sokma; arasına sıkıştırma; gazeteye yazma; toplama; biriktirme.

Derdest

Görülmekte olan.

Derdestlik itirazı

Tarafları veya konusu bakımından halihazırda açılmış ve halen görülmekte olan bir davanın,aynı veya bir başka mahkeme önünde ikinci kez açılmasına yapılacak olan itirazı ifade etmektedir.

Derkenar

İlk derece mahkemesi tarafından verilen karara karşı istinaf/temyiz yoluna gidildiğine dair tensibe derkenar denir.

Dermeyan etmek

İleri sürmek; öne sürmek; ortaya koymak; anlatmak.

Derpiş etmek

Öngörmek,göz önünde bulundurmak.

Deruni

Kişilik hakkının manevi kolu, manevi kişilik hakkı.

Desise

Hile; oyun; entrika.

Devair

Daireler.

Devlet

Belirli bir toprak parçası üzerinde, egemen olan, belirli bir insan topluluğu”nun oluşturduğu bir siyasal düzen/bir tüzel kişiliktir.

Devlet Şurası

Danıştay.

Devletler Özel Hukuku

Kişilerle devlet arasındaki bağı (tabiyeti), bir ülkede yabancıların sahip olduğu hakları ve çeşitli ülkelerde geçerli olan kanunların çatışması nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlıkları çözmeyi ve bunun için çeşitli bağlama kuralları getirmeyi konu alan huku.

Devremülk hakkı

Mesken olarak kullanılmaya elverişli bir yapı veya bağımsız bölümün ortak maliklerinden her biri lehine, bu yapı veya bağımsız bölümden yılın belli dönemlerinde istifade etmek üzere, müşterek mülkiyet payına bağlı olarak kurulan irtifak hakkı.

Deyn

Borç.

Dibace

Başlangıç , giriş, ön söz.

Dilekçe

Bir isteği üst makama ulaştıran yazı,.

Dilemma

Müskül durum,ikilem.

Disiplin cezaları

Belli bir statü içinde bulunan kimselere hizmet ve iç düzenle ilgili kurallara aykırı davranışta bulundukları zaman uygulanan cezalardır.

Dispeççi

Deniz kazasindan sonra gemi, yük ve navlunla ilgili kimselerin ugradiklari zararlari ve bunlar tarafindan yapilan masraflarin nasil, kimler tarafindan ve ne oranda karsilanacagini belirleyen uzman.

Divan-ı Ahkâm-ı Adliye

Osmanlı Devleti’nin günümüzün Yargıtay ve Danıştay eşdeğeri olarak hizmet veren üst kuruludur.

Divan-ı Muhasebat

Büyük Millet Meclisine bağlı ve devletin bütün varidat ve masraflariyle mallarını ve hesaplarını onun namına murakabe edenlerin hesaplarını tetkik ve muhakeme ile mükellef bir heyet.

Dîvân-ı Muhasebat

Sayıştay.

Dizelge

Liste.

Doktirin

Bilimsel görüş , öğreti.

Doktrin

Öğreti.

Donatan

Gemisini gemi ticaretinde kullanan gemi sahibidir.

Dönüm

Eski bir alan ölçüsü. Dönümün metrekare olarak karşılığı 918,393 m² ‘dir.

Dûçâr

Tutulmuş; uğramış; yakalanmış.

Duçar olmak

Maruz kalmak.

Duhul

Girme, Giriş.

Dûn

Aşağı; aşağılık; altta; aşağıda.

Dun

1.altta, aşağıda olan. 2.aşağı, aşağılık, alçak.

Duplik Layihası

İkinci cevap dilekçesi. Davalının cevap dilekçesinin davacı tarafa tebliğ edilmesi üzerine, davacının cevap dilekçesine karşı davalanın vereceği ikinci cevap dilekçesi.

Dûr

Uzak.

Duruşma

Davacı ile davalının yargıç karşısında hazır bulundukları yargılama evresi, Yargılamada iddia ve savunma makamlarının delillere dayanarak tartıştıkları, uyuşmazlıkların çözüldüğü süreç.

Duruşma Salonu

Duruşmaların yapıldığı yerdir.

Düçâr

Tutulmuş; uğramış; yakalanmış.

Düplik Dilekçesi

Davalının davacının replık dilekçesine verdiği cevap.

Düstur

Kaide, asıl kaide, hattı hareket kaidesi manalarında da kullanılmıştır ki hukuki hükümleri maksada uygun ve veciz surette ifade eden şekil.

Genel kural, Yasaları içine alan kitap, kanun , tuzuk , yonetmelikler kulliyati.

Düstûr

Kanun; kaide; yasa; devlet yasalarını içine alan kitap; genel kural; başyasa; yasalar dergisi.

Düvel

Devletler.

Düvel-i muazzama

Büyük Devletler.

Düyun-u Umumiye

Genel Borçlar İdaresi.

Düzenleme

Bir sözleşmeyi veya işlemi yapan kimsenin iradesini dinledikten sonra, iki tanık önünde ve yöntemine uygun olarak noter tarafından baştan sona kadar yazılarak, ilgililer ve hazır bulunanlar tarafından imzalanıp noter tarafından da onanan senet.

DYS

Doküman Yönetim Sistemi.

E

Ebniye

Binalar; yapılar.

Ecnebî

Yabancı; bir devlete göre,kendi uyruğunda bulunmayan gerçek veya tüzel kişiler.

Ecr-i müsemmâ

Taraflar arasında belirlenen ücret.

Ecrimisil

Bir malın kullanılmasından doğan yararların para ölçüleriyle takdiri.

Eda

Edim; borçlanılan şey; borcun konusu.

Eda davası

Davalının bir iş yapmaya,bir ifada bulunmaya veya bir iş yapmamaya,bir ifada bulunmamaya mahkum edilmesinin istenildiği dava.

Edeb

İyi terbiye; naziklik; usluluk.

Edim

Aralarındaki borç ilişkisi dolayısıyla alacaklının isteyebileceği, borçlunun da yerine getirmekle yükümlü bulunduğu bir davranış biçimi.

Edinilmiş Mallar

Her eşin mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir.

Ef’âl

Eylemler; fiiller, işler; ameller.

Efrâd

Fertler; bireyler.

Efrad

Birey.

Ehemmiyet

Önem.

Ehil

Ehliyetli; hak sahibi; bir hukuki işlem yapabilme yeteneğine sahip.

Ehl-i hibre

Bilirkişi.

Ehl-i vukûf

Bilirkişi.

Ehlivukuf

Bilirkişi.

Ehven-i ser

Kötünün iyisi.

Ekâbir

1.Devlet ileri gelenleri, makamca büyük kimseler. 2.Kendini beğenmiş kimseler için kullanılır.

Ekalliyet(akalliyet)

Azınlık.

EKBER

En büyük, çok büyük.

Eklenti

Bir konutun veya bir binanın kullanılış amaçlarından herhangi birini tamamlayan ya da kolaylaştıran yapı.

Ekser

Daha ziyade; ençok; çoğu; çoğunca.

Ekseriyet

Çoğunluk.

Ekseriyeti ara

Oy çokluğu.

El-yevm

Bugün; şimdi; halen.

Elfaz

Kelimeler; sözler.

Elîm

Elemli; kederli acılı.

Elzem

Çok gerekli.

Emare

Başlıbaşına bir hususun varlığını ispata yetmemekle beraber onun vuku bulduğuna işaret eden ve ancak diğer delillerle desteklenmesi kaydıyla hükme dayanak yapılabilen olgulardır.Belirti, iz, ipucu.

Emlâk-i sirfe

Yeri ve üzerinde binalar ve ağaçları mülk olan taşınmaz mallar.

Emlak vergisi

Konusu bina ve arazi olup, bu bina veya arazi malikinin, intifa hakkı sahibinin, her ikisi de yoksa malik gibi tasarruf eden kimsenin, bina ve arazinin değeri esas alınarak kanunda belirtilen oranlara göre ödediği vergi.

Emmi

Amca.

Emprevizyon nazariyesi

Beklenmedik/umulmadık hal kuramı, antlaşmaların yapıldığı koşullarda köklü bir değişim olması durumunda uygulanmamasına imkân veren uluslararası hukuk ilkesidir.

Emr-i makzî

Hükme bağlanmış iş.

Emsal

Benzer, eş, denk, “Emsal teşkil etmek” mesela, misal (örnek) kökünden gelir. anlamı (manası) başka davalara, olaylara, vukuatlara örnek, denk veya benzeri alınıp etüd taslak veya baz alınabilecek türden olabilecek herşey hukuki terim kapsamında.

Emtea

Ticaret konusu her türlü mal.

Emtia

Eşya, mallar.

Emval

Mallar; mülkler.

Emvâli menkule

Taşınır mallar;taşınabilir mallar.

Enfüsi

Öznel; subjektif.

Enkaz

Bina yıkıntıları; yıkıntı; moloz; eski hayvanların bakiyeleri.

Enterne etmek

Göz altına almak, etkisiz hale getirmek.

Envai mesalih

İşlerin çeşitliği.

Erat

Er, onbaşı ve çavuşlara verilen genel ad. Erler.

Erbaa

Dört.

Erbâb

Ehil; becerikli; muktedir; yetenekler; sahipler; malikler.

Erbâb-ı vukuf

Bilirkişiler.

Erk

İşi yapabilme kudreti , gücü.

Esbab

Bir işe sebep olma.

Esbab-ı mucibe

Gerekçe; gerektirici sebepler.

Esbabı mucibeli ilam

Gerekçeli karar.

Eshâb

Sahipler; bir şeyin malikleri.

Esham

Pay senedi; hisse senedi.

Eslem

En selâmetli; en emin; en doğru; en sağlam.

Esnaf

İster gezici, ister bir dükkan veya bir sokağın belli bir yerinde sabit olsun, iktisadi faaliyeti nakdi sermayeden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleridir.

Eşcar

Ağaçlar.

Eşhas

Şahıslar; kişiler; kimseler.

Eşkâl

Biçimler; suretler; tarzlar.

Eşkal

Şeklin çoğul hali, şekiller. Bir kimsenin tanınmasını sağlayan dış görünüşü.

Eşraf

İleri gelenler; bir yerin tanınmış kimseleri; şerefliler.

Etfal

Çocuklar, sübyanlar.

Etimoloji

Kelimelerin kaynağını bulmak için uğraşan bilim dalı; birşeyin kökenini arayıp bulma bilimi.

Evkaf

Vakıflar.

Evleviyet

Tercihli; haydihaydi; öncelikle.

Evrâk

Yapraklar; kağıtlar; arşiv.

Evrak

Yazılı kağıt.

Evrâkı müsbite

İspat edici belgeler; tesbit edici yazılar; tapu kütüğünü tamamlayan belgeler.

Evsaf

Nitelikler.

Evsafı mümeyyize

Belirgin nitelikler.

Evvelâ

Birinci olarak; herşeyden önce; ilk önce.

Evvelemirde

Herşeyden evvel; işin başlangıcında; ilk iş olarak.

Eyyam

Günler, zamanlar.

Ezcümle

Özellikle; özet olarak; sözün kısası; toplucası.

Ezmân

Zamanlar, vakitler; anlar; çağlar.

F

Faal Nedâmet

Suç işleyen bir kimsenin suçundan sonra pişmanlık duyarak işlediği fiilin sonucunu önlemeye çalışması, suç işlediği sırada pişmanlık duyması. Aktif nedâmet.Aktif pişmanlık.

Fahh

Ağ, kapan, tuzak.

Fâhiş

Aşırı; ağır; çok fazla.

Fahri

Onursal.

Fail

Bir eylemi gerceklestiren kisi.

Fait Du Prince

İdarî sözleşmenin koşullarının, idârenin sözleşme yapma yetkisi dışındaki başka bir yetkisine dayanarak aldığı karar veya yaptığı işlemleriyle ağırlaşması durumunda özel şirketin bu zararının karşılanması için kullanılan ilke.

Fakr-u zaruret

Fakirlik ve çaresizlik.

Faraziye

Hukuk meselelerini, muayyen bir sistemin esaslarına muvakıf ve tenakuzlara mahal vermeyecek tarzda, halledebilmek için bu sistemin hükümleri ve hususiyetleri üzerine yapılan müşahede, mülahaza, kıyas, istikra ve hadiselerin verdiği mümkün mertebe toplu ne.

Fariğ

Bir şeyi veya hakkı başkasına devreden; ferağda bulunan; feragat eden; taşınmaz maldaki tasarruf hakkını başkasına bırakan kişi.

Farz

Zorunlu; baş koşul; boyun borcu; çok gerekli; varsayma.

Fâsıl

Ayıran; bölen.

Fasıl

Bölüm, kısım, evre.

Fâsıla

Aralık; ara.

Fasih

Açık düzgün.

Fasl etme

Halletme; neticelendirme.

Faş etmek

İfşa etmek; açıklamak; sırları açıklamak, gizli olanı açığa vurmak,.

Fatura

Satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır.

Fehime

Anlayış.

Fek

Kaldırma; bir hukuki sınırlamanın kaldırılması; sona erdirme; bitirme.

Fekk-i Haciz

Hukukî bir kısıtlama olan ‘ haczin ‘ kaldırılması.

Fer’ î

Bağımlı; ekli; eklentili; ikinci derecede olan.

Fer’i Ceza

Asıl cezaya ek olarak verilen ceza.

Ferâgat

Vazgeçme; el çekme; dinlenme.

Feragat

Hakkından kendi isteğiyle vazgeçme. el çekmek.

Ferağ

Devir; devretme; bir hakkı birine geçirme; mirî veya vakıf arazinin yararlanma hakkının satışı.

Feraiz ilmi

İslâm miras hukuku.

Ferd

Tek; yalnız olan şey; eşi olmayan; tek olan sayı.

Fesâd

Karıştırıcı; arabozucu; karışıklık; bozukluk; dolan.

Fesh

Bozma; bozulma; dağılma; dağıtma; kapatma; kaldırma.

Fesih

Devam etmekte olan bir hukuki ilişkiyi, tek taraflı olarak ve ileriye dönük olmak üzere sonlandıran bozucu yenilik doğurucu irade beyanı.

Feteva

Hukuki Sorular ve Cevapları.

Feth-i Kabir

Mezar Açma İşlemidir.

Fetret

Zayıflık,uyuşukluk.

Fevk

Üst,üst dereceli, astın üstünde yer alan.

Fevkinde

Üstünde; aşan.

Fevt

Elden çıkarma, yitirme, yitme.

Fezleke

Bir tahkikat veya muhakeme zabtının hülasası demektir.Bunda tafsilata girişilmeden işin ana hatları gösterilir. Bir teftiş raporunun kısaltılması halinde iktisab ettiği şekle de denir.

Fezleke veya tahkikat evrakı

Yapılan bir hukuki soruşturmada, tarafların ifadelerini, olayla ilgili kanıtları, tanık beyanlarını kısaca özetleyen, soruşturmacının görüşünü ve vardığı sonucu ortaya koyan rapor için kullanılır.

Fıkıh

İslâm hukuku.

Fıkra

Kanunların, nizamnamelerin ve talimatnamelerin sıralanan ayrı ayrı hükümlerini göstermek için kullanılan bir bölüm işaretidir.

Fıktan

Yokluk.

Fırka

İnsan kalabalığı grubu; parti.

Fıtrî

Tabii; yaradılışındaki; doğasındaki.

Fi-i cârî

Geçer değer.

Fiil ehliyet

Bir kimsenin, kendi eylemleriyle haklar ve yükümlülükler yaratması yeteneği.

Fiil Ehliyeti

İşlem yapabilme ehliyetidir.

Fiili Yol

İdarenin, hukuki bir dayanak olmadan faaliyet ve hizmet alanına girmeyen bir konuda eylemde bulunması İdarenin haksız fiili.

Fiktif

İtibari.

Filhakika

Hakikatte; gerçekte; doğrusu.

Firkat

Ayrılık acısı, üzüntüsü, ayrılış, ayrılma.

Fuar

Belli zamanlarda, belli yerlerde ticari mal sergilemek amacıyla açılan büyük sergi.

Fuhûş

Haddini aşma; kötülük; namusa aykırı hareket.

Fûru

Aşağıya doğru devam eden alt soy hısımları ifade eder.

Fuzûlî

Boşuna; yersiz; lüzumsuz; haksız; boşboğaz; erkek adı.

Fuzûlî işgal

Bir taşınmaz malı sahibinin izin ve rızası olmadan ele geçirmek.

Fuzuli şâgil

Hukuken geçerli bir hakkı olmadan bir yeri işgal eden.

Fuzuli şagil

Kusurlu önem arz etmeksizin, bir malın zilyetliğini, yetkili kamu kurumunun izni, sahibinin rızası veya muvafakatı dışında eline geçiren, elinde bulunduran veya her ne surette olursa olsun bu malı tasarrufunda bulunduran gerçek veya tüzel kişilere Fuzuli Şagil denir.

Fürûht

Satma; satım; satış.

G

Gabin

1) bir sözleşmede tarafların karşılıklı edimleri arasında açık bir orantısızlık bulunmasıdır. karşı tarafın özel durumundan aşırı faydalanma olarak da nitelenebilir*. gabin durumunda zarar gören taraf bir yıl içinde sözleşmeyi bozduğunu bildirerek verdiği.

Gaî (gaiye)

Gaye, maksat ve netice ile ilgili; amaca ilişkin.

Gaip

Görünmeyen; hazır olmayan; yitik; yok olan kişi; kaybolan ve kendisinden uzun zaman haber alınamayan kişi.

Gaiplik

Ölüm tehlikesi içinde kayıp olmak ya da uzun süre haber alınamaması durumudur.

Gaiplik Karinesi

Bir kimsenin, ölüm tehlikesi içerisinde kaybolması ve uzun süre haber alınamaması sonucunda, yargıç kararıyla hukuki kişiliğine son verilmesidir.

Galiz

Kaba ve çirkin, iğrenç.

Galle

Gelir; hasılat; yarar.

Garamat

Tazminat, diyat gibi edası lazımgelen şeylerdir.

Garameten

Herkese eşit olarak.

Garantör

Güvence veren ve bunun gerçekleşmesini gözeten ve denetleyen kimse, kuruluş veya devlet.

Garantörlük

Garantör olma durumu.

Garaz

(Garez)gizli düşmanlık; asıl maksat; erek; amaç; hınç.

GARDİYAN

Cezaevlerinde düzeni, tutukluların kurallara uygun biçimde davranmalarını sağlamakla görevli kimse.

Garp

Batı.

Garra

Parlak, beyaz, güzel, Şa’şaalı.

Gars

Ağaç dikme.

Gasıb

Başkasının bir eşya, para yada kıymetli malını elinden veya tasarrufundan zorla haksız yere alan kimse.

Gasp

Başkasının bir eşya, para yada kıymetli malını elinden veya tasarrufundan zorla ve haksız alınması.

Gaybubet

Kaybolma; yokluk; göz önünde olmayış; yitiklik.

Gayr (gayir)

Ayrı; başka; özge; artık; diğer; yabancı.

Gayr-i melhûz

Beklenmedik; imkansız; olanaksız.

Gayr-i mümkün

Olanaksız; imkansız.

Gayr-i müsavat

Eşitsizlik.

Gayr-i resmî

Devletin yürürlükte bulunan kanunları dışında kalan, kanun dışı, yasa dışı olan uygulamalar.

Gayrı vazıh

Kapalı.

Gayri kabili rücu

Geri dönülemez.

Gayrimenkul

Bir yerden bir yere taşınması olanaksız (taşınmaz) mal.

Gayrimenkul mükellefiyet

Bir taşınmaz malikinin, sahip olduğu mülkü nedeniyle ve özellikle o taşınmaz (gayrimenkul) teminat olmak üzere, diğer bir kimse lehine bir şey yapmaya veya vermeye zorunlu tutulması.

Gayrimenkul tellallığı

Taraflar arasında (hiçbirine sürekli olarak bağlı olmaksızın), taşınmaza ilişkin sözleşmelerin (kira, satım vb.) yapılması hususunda ücret karşılığında aracılık etme mesleği; emlakçılık.

Geçici tescil

Halen varolup da uyuşmazlığa neden olan ayni hakların korunması amacıyla tapu kütüğüne yapılan tescil.

Geçit hakkı

Bir taşınmaz üzerinden başka bir taşınmaz malikinin geçebilmesi için kurulan bir ayni hak.

Genel idare

Bütün ülkeyi kapsayan idare olup merkez teşkilatı”” ve “”taşra teşkilatı””ndan oluşur.

Genel vekaletname

Bir kimsenin, kendi adına her türlü işi yapması için başka bir kişiye vermiş olduğu vekillik belgesi.

Gensoru

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, milletvekillerince başbakana ya da bakanlardan birine bir sorunla ilgili olarak sorulan ve görüşmeler sonunda o konuda soruşturma açılması istenebilen soru.

Gerçek kişi

İnsanlar.

Sağ ve tam doğmak şartıyla anne karnına düşmeden ölüme kadarki süre boyunca insanı tanımlayan hukukî terim.

Gerçi

Gerçekten; vakıa.

Gıyâb

Hazır ve mevcut olmama; göz önünde bulunmama; uzaklaşma; kaybolma; arka.

Girift

Dolaşık; karışık; bir birinin içine girgin; tutma; yakalama.

Grafoloji

Yazıbilim.

Grafolojik

Yazıbilimsel.

Grev

İşçilerin aralarında anlaşarak veya bir kurululun kararına uyarak topluca iş bırakmalarıdır.

Gûna (gûne)

Türlü; gidiş; tarz; yol; sıfat.

Güzeran

Geçici; geçen.

Güzün

Sonbahar, güz mevziminde.

H

Hacet

Gerek; gereklilik.

Hacir

Bir şahsın medeni haklarını kullanma salahiyetinin mahkeme tarafından kaldırılması.

Hacir altına almak

Hastalık, bunama vb. sebeplerden dolayı davranışlarının nasıl sonuç vereceğini bilemeyen bir kişiyi mahkeme aracılığıyla mal ve mülk yönetimi bakımından kısıtlamak -Medeni Kanun’a göre çeşitli haklarını kullanmaya yetkili olan kişinin bu haklarını mahkeme kararı ile elinden almak, haklarını kullanma bakımından kısıtlamak.

Haciz

Borçlunun, borcunu kendi arzusu ile ödememesi durumunda, alacaklının talebiyle, borçlunun (borca yetecek miktardaki) mal ve haklarına devlet aracılığıyla (icra dairesi tarafından) el konulması.

Hacizvaaz

El koyma.

Hadd-i Maruf

Makbul olan had, Emredilen, müsaade edilen hudud.

Hâdis

Meydana gelen; çıkan; yeni çıkan.

Hafiyyen

Gizli olarak; saklı olarak; gizlice.

Hafriyat

Kazı; kazılar; toprak kazma; toprak çıkarma.

HAGB

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının kısaltması.

Hail

Duvar, çit, parmaklık, tahta perde gibi taşınmazları birbirinden ayıran işaret ve engeller.

Haiz

Sahip; elde bulunduran; taşıyan.

Hak

Hukuk düzeni tarafından şahıslara tanınmış olan yetkilerdir.

Hak ehliyeti

Sağ doğmak şartıyla ana rahmine düştüğü andan ölüm anına kadar olan dönemde herkesin sahip olduğu medeni haklardan (evlenme, mülk edinme vb.) yararlanma yeteneği.

Hakem

Tarafların aralarındaki anlaşmazlığı çözmek için yetkili olarak seçtikleri ve üzerinde anlaştıkları kişi, yargıcı.

Hakikiye

Hakikate mensup; gerçek; sahici; doğru; gerçekten.

HÂKİM

Millet adına, yargı yetkisini kullanarak yasaya aykırı davranışlarda veya uyuşulmayan işlerde yasayı yerine getirmekle, adaleti gerçekleştirmekle görevli kimse, yargıç.

Yargıç, yargılama yapan kişi.

Hakk

Doğruluk ve insaf; bir insana ait olan şey; dava ve iddiada hakikate uygunluk; harcanmış emek; pay; hisse.

Hakk-ı mesil

Su yolu hakkı.

Hakk-ı mürûr

Geçit hakkı.

Hakk-ı şuf’a

Önalım hakkı.

Hakk-ı şürb

İçme hakkı; sudan yararlanmada sıra hakkı.

Hakkaniyet

Hak ve adalete uygunluk; doğruluk.

Hakkı hıyar

Seçimlik hak.

Seçimlik borçlarda seçim hakkı.

Haksız fiil

Hukuk düzeninin izin vermediği, zarar verici eylemlerdir.

Haksız iktisap

Bir kimsenin malvarlığında, haklı bir nedene dayanmaksızın başka bir kimsenin malvarlığı aleyhine meydana gelen artma ya da azalmama durumu.

Halaza

Yere dökülen tohumlardan ertesi yıl hiçbir tarımsal faaliyet olmaksızın kendiliğinden yetişen bitki.

Halef

Bir makamda, görevde sonra gelen kişi.

Halefiyet

Ardıl, yerine geçme, yerine geçen.

Halel

Bozma; bozukluk; eksiklik; zarar.

Haleldar olmak

Bozulmak; çiğnenmek.

Hali sabıka irca

Eski hâle getirme (bkz. HMK 95. md. vd.)

Halita

Karışım.

Hamaset

Kahramanlık, yiğitlik, cesaret.

Hamil

Elinde bulunduran, taşıyan gerçek ya da tüzel kişidir.

Hamule Senedi

Tren ile taşımacılıkta kullanılan taşıma belgesi olup malların demiryolu ile taşınmasına ilişkin uluslararası anlaşmadır. Hamule, aslen Arapça bir kelime olup “yük” manasına gelmektedir.

Hapsen Tazyik

Bir kimseyi ifasına mecbur olduğu hususu yapmaya icbar için kanuni salahiyete binaen hapsetmektir.

Harâc-ı mukaseme

Arâzî-i hâriciyye mahsullerinden onda birden yarısına kadar alınan vergi.

Harâc-ı muvazzaf

Arâzî-i hâriciyye üzerine yerin tahammülüne göre,maktûiyet veçhile tayin olunan vergi.

Hariciye Vekâleti

Dışişleri Bakanlığı.

Hârîm

Başkasının giremeyeceği,girilmesine izin verilmeyen ev bölümü; harem.

Harim

Girilmesi yabancıya yasak olan, kutsal tutulan, korunulan yer.

Harnup

Keçi boynuzu.

Hartama

Pedavra; köknar ve lâdin ağaçlarından elde edilen, çatı örtüsü olarak kullanılan ince tahta;

Has

Sıkıştırmadan bir yerin içine alma; hareketten menetme; etrafını çevirme; vakfetme.

Hasârât

Zararlar; ziyanlar; hasarlar.

Hasb-el-kanun

Kanun gereği.

Hasb-el-memuriyye

Memuriyet gereği.

Hasbelkader

Rastlantı sonucu olarak, tesadüfen. Yazgıdan dolayı.

Hasbi

1.Gönüllü olarak ve karşılık beklemeksizin yapılan. 2.Nedeni olmayan, nedensiz.

Hasebiyle

Yüzünden; dolayısıyla; bu nedenle.

Hasıl

Olan, ortaya çıkan, görünen.

Hasılat

Gelir.

Hasılat Kirası

Kiraya verenin, bir bedel karşılığında, hasılat veren bir malın veya hakkın kullanımını kiracıya bıraktığı sözleşme; ürün kirası.

Hasım

Düşman, husumet.

Hasîm

İki düşmandan herbiri.

Hâsim

Hasmeden; kat’eden, kesip atan.

Haslet

Ahlak, nitelik, huy, mizaç.

Hasren

Muhasara ederek; etrafını çevirerek.

Hasretme

Özgüleme,sınırlama;tahsis etme. Bir şeyin bütününü birine, bir şeye ayarımak.

Hasretmek

Adamak, ayırmak, tahsis etmek.

Hâss

Özgü.

Hata

Yanılma, Yanılgı.

Hatîa

Günah; kabahat; suç; yanlış; yanlışlık.

Hava Oyunu

Bir mal fiyatının yükseleceği umuduyla o maldan, sözde ileride teslim alınmak üzere, bir parti satın almak ve vakti geldiğinde bu malın değerine göre fiyat farkını satıcıdan almak veya ödemek şeklinde girişilen bir çeşit talih oyunu.

Havale

Yollama ödeyicisinin, para, değerli kağıtlar veya benzeri nesneleri, yollayıcı hesabına yollama alıcısına ödemek ve yollama alıcısının da bunları kendi adına teslim almak üzere yetkili kılındığı sözleşme.

Hâvi

Kapsar; kapsayan; içeren; içerir.

Havza-i fahmiyye

Kömür havzası; kömür bulunan bölge.

Haylûlet

Engel olma; araya girme; yolu kapama.

Haymatlos

Herhangi bir nedenle uyrukluğunu yitirmiş, hiçbir devletin yurttaşı olmayan, yurdu olmayan, yurtsuz (kimse).vatansız.

Hayr (hayır)

İyilik; iyi; faydalı iş; yarar.

Hayrât

Sevap kazanmak için yapılan hayırlı işler; sevap için kurulan müessese.

Hâzık

İşinin ehli, usta, Maharetli, becerikli, mahir, Usta doktor, uzman hekim.

Hazine

Devletten ayrı bir kişilik oluşturmamakla beraber, bir taraftan bütçenin uygulanmasına ilişkin işlemleri, diğer taraftan da kamu gelir ve giderlerinin zaman olarak uygunluğunu sağlayan merkezi örgüt; Maliye Bakanlığı ve maliye dairelerinden oluşan örgüt;

Heder olma

Ziyan olma.

Hedm

Yıkma; harap etme.

Herc ü merc

Darmadağınık. Karmakarışık. Allak bullak.

Hıfz

Saklama; koruma.

Hıfzısıhha

İnsan sağlığını korumak için vücûdun ve içinde yaşanan çevrenin sağlık şartlarını inceleyen, buna göre tedbirler alan ve bu çalışmalardan bahseden hekimlik kolu, sağlık koruma, sağlık bilgisi, hijyen.

Hırsız

Başkasının malını çalan kimse, uğru.

Hısımlık

Evlenme ya da evlat edinme vasıtasıyla gerçek kişiler arasında oluşan bağdır.

Hibe

Bağışlama.

Hidematı amme

Kamu hizmeti.

Hiffet

İrade Sakatlanması, sonucunda ortaya çıkacak neticeyi öngöremeyip hata yapma, temkinsizlik.

Hilaf-ı Hakikat

Gerçeğe, hakikate karşı olan.

Hilafı

Tersi; aksi; zıddı.

Hile

Bir kimseyi aldatmak, yanıltmak için yapılan oyun, çıkar sağlamak için, değerli bir şeye değersiz bir şey katma.

Hile-i Şeriyye

Şekil bakımından hukuka uygun bir işlemi vasıta kılarak yasaklanmış bir sonucu elde etmek amacıyla yapılan muamele anlamında fıkıh terimi.

Hilkat

Yaratılma; yaratılış; tabiat.

Hilkat garibesi

1.Bedeninde doğuştan normal olmayan gariplikler bulunan kimse. 2.Acayip, garip, tuhaf şey.

Himaye

Koruma; korunma; birine arka çıkma.

Hini dava

Dava sırasında.

Hini hacet

Gerektiğinde.

Hisse-i şayia

Yaygın hisse; ortak pay.

Hissi kablel vuku

Olacak bir hadiseyi önceden bilme-görme,hissetme. Önsezi, içine doğma.

Hitâm

Son; bitim; tükenme; nihayet.

HİTAM

Bitim, bitiş, sona eriş, son.

Hizmet sözleşmesi

İşçinin, belirli veya belirsiz bir zaman süresi içinde iş görmeyi ve işverenin de ona bir ücret vermeyi üstlendiği sözleşme.

Hod-be-hod

Kendi başına;kimseye danışmadan;kendiliğinden.

Hodbehot

Kendi kendine, kendi kafasıyla, kendiliğinden, kimseye danışmadan.

Huda

Aktarma.

Hudûs

Sonradan peyda olma.

Hukuk

İçtimai hayat nizamının muhafaza ve idamesi için cemiyet azası sıfatiyle fertlerle fertler, veya cemiyetle -yani devletle- fertler, yahut muhtelif devletler arasındaki münasebetleri tanzim eden usul ve kaidelerdir.

Hukuk Boşluğu

: Somut bir olaya uygulanacak hükmün, yazılı ya da yazısız hukukta yer almamasıdır.

Hukukî

Hukuksal olan.

Hukuki işlem

Bir veya birden çok kişinin, hukuksal bir sonuca yönelttiği irade açıklaması.

Hukuki tağyir

Bir kimsenin, kendisine ait olmayan menkul eşyalar üzerinde bazı işlemlerde bulunarak, bu eşyanın niteliğini değiştirmesi.

Hukukun şeklî kaynakları

Hukuk Kurallarının hangi şekillere bürünmüş olarak bize verildiğini ve nerelerde bulunduklarını göstere kaynaktır.

Hulâsa

Özet.

Hulûl

Gelip çatma; girme; borcun vadesinin gelmesi.

Husule gelmek

Doğmak; ortaya çıkmak; meydana gelmek; oluşmak.

Husumet

Bir davanın ikamesi üzerine davacı ile müddeaaleyh arasında husule gelen vaziyeti ifade eder.

Husûmet

Hasım olma durumu; hasımlık; düşmanlık; (davada) karşı taraf olma.

Husûsat

Bakımlar; işler; şekiller; yollar; konular; meseleler; maddeler.

Hususî

Özel; kişiye ait.

Hususi

Özel, özel olarak, kişiye ait olan.

Hususi esbabı hüküm

Özel hüküm sebepleri, kanunda sayılan deliller dışındaki delil yöntemleridir.(HMK m.192)

Hüccet

Senet; delil; belge.

Hükema

Hakimler, Alimler.

Hükkâm

Hakimler; yargıçlar.

Hükmî şahsiyet

Tüzel kişilik.

Hüküm

Bir dava mahkemesinin hukuksal uyuşmazlığı çözen son kararıdır.

Hükümlü

Hakkındaki mahkumiyet hükmü kesinleşmiş olan kimse.

Hükümözlü

Yerel mahkeme tarafından hüküm kararı verilmiş ancak hükmü henüz kesinleşmemiş tutuklu.

Hükümsüzlük

Bir hukuki işlemin, kanunun öngördüğü şekilde yapılamaması veya kanuna aykırı olarak yapılması halinde hukuki sonuç doğurmamasıdır.

Hülasa

Özet, fezleke.

Hünsa

Erkek ve dişi cinsellik organları kendisinde birlikte bulunan (birey)

Hüsnü ceryan

İyi icra etmek.

Hüsnüniyet

İyiniyet.

Hüviyet

Kimlik.

İ

İ’lâmât

Bir davanın mahkemece nasıl bir hükme bağlandığını gösteren resmi vesikalar; kararı bildiren belge.

İade

Geri verme; geri çevirme; eski duruma getirme.

İade-i mahkeme

Mahkeme tarafından verilerek kesinleşen bir hükümle ilgili olarak, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda belirlenen hallerde (CMK md.311) hükümlü lehine veya aleyhine olarak yeniden yargılama yapılmasına “yargılamanın yenilenmesi” veya “iade-i muhakeme” denilmektedir.

İade-i muhakeme

Yargılamanın yenilenmesi.

Muhakemenin iadesi.

İaşe

Yaşatma; besleme; geçinme.

Yedirip , icirme , besleme bakma.

İbâre

Deyiş; cümle; paragraf; bir bölüm söz.

İbate

Bir yerde barındırma.

İbhâm

Kapalı bırakma; açıklamama; belli etmeme; gizli kapaklı tutma.

İbka

Devamlı, sürekli kılma; yerinde bırakma.

Kalmış, bırakılmış.

İbra

Aklanma; temize çıkma; aklama; temize çıkarma Alacaklının, borçlusunda bulunan alacağından tamamen veya kısmen vazgeçmesi.

Bir kimsenin zimmetini haktan beri kılmaktır ki, iki kısımdır : biri ibra-i iskat, diğeri ibra-i istifadır.

İbraname

İki taraf arasında herhangi bir alacak ya da verecek olmadığını ve tarafların bu konuda hak talep etmediğini gösteren belge.

Aklama belgesi.

İbraz

Gösterme; meydana çıkarma; sunma.

Ticari senetler muamelelerinde senedi, hamilin muhataba veya borçluya göstererek kabulünü veya tediyesini istemesine denir.

İbtida

Başlama; başlangıç; ilkin; en önce; başta.

İcâb

Gerekme; gerek; bir sözleşme için ilk söylenen söz.

İcabet etme

Uyma.

İcabı hal

Durumun gereği.

İcap

Öneri, teklif.

İnşayı tasarruf için iptida söylenilen sözdür ki tasarruf onunla ispat olunur.

İcar

Kiraya verme; kiraya verilme.

Kira.

İcâre-i müeccele

Sonradan alınacak kira.

İcareteynli vakıf

İvedili ve süreye bağlı kira sözleşmesi olan vakıf mallar.

İcazet

İzin; ruhsat, diploma.

Müsaade, ruhsat, mümeyyiz küçüklerin kendiliklerinden yaptıkları borçlandırıcı işlemleri velî veya vasîlerince sonradan verilen izin, müsaade.

İcâzet-i lâhika

Bir kimsenin izni olmadığı halde,yapıldıktan sonra bir şeyi kabul etmesi ve onaylaması.

İcbar

Zorlamak.

Zorlama, zorunda bırakma, zorla bir işi yaptırma.

İcbar etme

Zorlama.

İcmâl

Kısaltma; özetleme; öz; özet genel toplamı.

Özet, kısaltma, yorum.

İcmal

Özet.

İcra

Bir mahkemenin ilamının veya idari bir kararın hükmünün yerne getirmek demektir.

İcra tetkik mercii

İcra-İflas dairesinin üzerinde olup, icra-iflas işlemlerinin doğru ve kanuna uygun olup olmadığını denetleyen ve ayrıca kanunun kendisine verdiği dava ve işleri gören özel mahkeme.

İcra Vekilleri Heyeti

Bakanlar Kurulu.

İctima

Toplantı, toplanmak, biraraya gelmek.

İçtihad

Özel görüş; anlayış; kavrayış.

İçtihat

Herhangi bir hukuki mesele hakkında hukuk alimlerinin fikir ve mütalâalarıdır.

İçtima

Toplanma; toplantı; bir araya gelme.

İçtimaî

Sosyal; toplumsal.

İçtimai

Toplumsal.

İçtinap

Kaçınma; çekinme.

İdame

Devam ettirme; sürdürme.

İdâre-i husûsiyye

İl özel idaresi.

İddet – iddet müddeti

Türk Medeni Kanunu’na göre boşanan kadının tekrar evlenmesi için beklemesi gereken üç yüz günlük süre.

İddet müddeti

Bekleme süresi. Türk Medeni Kanunu’na göre boşanan kadının tekrar evlenmesi için beklemesi gereken üç yüz günlük süre.

İddia

İleri sürülerek savunulan düşünce, sav.

İddianame

Ceza yargılamasında, hazırlık soruşturmasının kamu davasının açılması için yeterli düzeye eriştiğinin anlaşılması üzerine savcının dava açtığını bildiren yazılı belge.

Soruşturma sonunda savcının topladığı delilleri, şüphelilerin cezalandırılmasını talep ettiği kanun hükümlerini ve bu hükümlerde yer alan karşılıklarını, gerekçeleri ve kurduğu illiyet bağı ile birlikte izah-talep ettiği metin.

İde

Düşünce, fikir.

İfa

Ödeme; yerine getirme; bir işi yapma; edim.

İfa Etmek

Yapmış olmak, yerine getirmek.

İfadat

Sözler.

İfade

Anlatma; anlatış; anlatım.

İfham

Anlatma; anlatılma; bildirme; bildirilme.

İflas

Borcunu ödemeyen veya ödemelerini tatil eden borçlu hakkında yapılan takip sonucunda, mahkeme kararı ile tespit ve ilan edilen durum.

İfrağ

Bir durumdan başka bir duruma sokma.

İfrat

Herhangi bir konuda aşırı gitme, aşırılık.

İfraz

Arazinin parçalanması; bölünmesi; parsellere ayırma; araziyi imar açısından uygun parçalara bölme.

Ayırmak, tefrik etmek.

İfsat

Karışıklık, düzeni bozma.

İfşa

Açığa çıkarma, açığa vurma.

İfşa etmek

Afişe etmek , ortaya çıkarmak, ilan etmek , yaymak…

İfşasına müeddi

Açıklanma gereği.

İftikar

Yoksulluğunu, fakirliğini açığa vurmak.

İftira

Bir kimseye gerçek olmayan, olumsuz bir durumu, bir suçu, amaçlı olarak, bilerek yükleme.

İğfal etmek

Aldatmak, kandırmak, baştan çıkarmak.

İğfal kabiliyeti

Aldatma,kandırma yeteneği.

İhale

Artırma veya eksiltme biçimiyle yapılan ve en uygun fiyatı teklif edene (en çok artıran veya eksiltene) işin/malın verildiği sözleşme yöntemi.

İhâta

Bir şeyin etrafını çevirme; sarma; kuşatma; etrafı çevrilme; anlayış; geniş bilgi.

İhbar

Haber verme; bildirme; bildirim.

İhdas

Ortaya çıkarma; kurma; bir şeyi ilk kez ortaya koyma.

İhfa

Saklama.

İhkak-ı hak

Kendiliğinden hak alma.

İhlal etmek

Zarar vermek; zedelemek; dokunmak; hakkını zedelemek; çiğnemek; bozmak.

İhmal

Dikkatsizlikten ve özensizlikten kaynaklanan kusur; savsaklama; gerekli özeni göstermeme.

İhraç

Çıkarma; dışarıya mal satma; dış satım.

İhraz

Benimseme; sahipsiz bir malı sahiplenme.

Kazanmak, elde etmek.

İhsas.

Kapalıca anlatım, hissettiriş.

İhsas-ı Rey

1- Tarafını belli etmek 2- Hakimin devam etmekte olan davaya ilişkin görüşünü ( kararını ) belli ederek davanın seyrini etkilemesidir.

İhtar

Hatırlatma; dikkati çekme; uyarma; uyarım.

Uyarı, uyarma, bir şeyi birine anımsatma.

İhtarname

Bir kimseye, bir hususu yerine getirmesi veya getirmemesi için yapılan yazılı uyarı; hatırlatma belgesi.

Bir kişinin ya da kurumun hukuki boyutu olan durumlar için kanunlara, sözleşmelere ya da gelenek ve göreneklere dayanarak ilgili tarafa yazılı olarak hak ve taleplerini bildirmesi.

İhticâc

Delil veya tanık gösterme.

İhticaca Salih Olmak

Yazılı bir belegenin delil olabilme gücüne sahip olması.

İhtilaf

Anlaşmazlık; uyuşmazlık; çekişme; niza; görüş farklılığı.

Anlaşmazlık, çekişme. Aykırılık. Söz, tutum, durum ve davranışlarda birbirine aykırı ve muhalif olma. Çelişki.

İhtilâs

Nitelikli zimmet anlamına gelmekte olup zimmetin hile ya da aldatıcı bir yöntem ile gerçekleştirildiği durumlardır.

İhtilat

Karışma; katılma; bir araya gelme.

Katılma, başkalarıyla ilişkilerde bulunma, haberdar yaşam.

İhtimam

Özen; bir şey, iş ya da kişiye özel dikkat gösterme.

İhtira

Bilimsel buluşlar üzerindeki haklar.

İhtirâzi kayıt

Çekince; önkoşul; belli hakları kullanma hakkının saklı tutulması.

İhtirazi Kayıt

Muayyen hakları kullanmak hususunda serbestisini muhafaza etmek isteyen tarafın bu hususta vaki beyanıdır.

Taraflardan birinin sözleşmelerin ya da uluslararası anlaşmaların bir maddesine çekince koyması, ihtirazi kayıt koyduğu konuda/maddede bir takım haklarını saklı tutması ya da şarta bağlaması şeklinde kendini gösteren şart.

1.Çekinme, sakınma, çekince 2.Belli hakların kullanma hakkının saklı tutulması.

İhtisaren

Kısaca, özet halinde.

İhtisas

Uzmanlık, uzmanlaşma.

İhtiva

İçine alma, içinde bulundurma, içerme.

İhtiva etmek

İçermek; kapsamak; içine almak; içinde bulundurmak.

İhtiyar etmek

Seçmek; seçme hakkını kullanmak; tercih etmek; yeğlemek.

İhtiyarî

İsteğe bağlı; seçmeli; istemli.

İhtiyari

İsteğe bağlı, seçmeli olan.

İhtiyat

Sakınma;

İhtiyati Haciz

Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir borcun alacaklısının, borçlunun elinde veya üçüncü şahısta olan menkul ve gayrimenkul mallarını ve alacaklariyle diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilmesidir.

Bir para alacağının zamanında ödenmesinin garanti altına alınması amacıyla, mahkeme kararı ile borçlunun mallarına önceden, geçici olarak el konulmasıdır.

İhtiyati tedbir

Davacının, davasını kazanması durumunda, dava konusu şeye kavuşabilmesi için, davadan önce veya dava sırasında o şeyi garanti altına almasına yarayan önlem.

İhtizaz

Titreşme, titreşim.

İhya

Yeniden canlandırma, çok iyi duruma getirme,geliştirme, güçlendirme.

İhzâr

Hazırlama; huzura getirme;

İhzar

Hazır bulundurma, hazır hale getirme. Duruşmalarda hâkim önünde hazır bulundurma.

İhzaren celb

Sanığı veya tanığı, kendi arzusu nedeniyle gelmediği için mahkeme önüne hakim kararı ile zorla getirtme.

İhzarî

Hazırlayıcı; yetiştirici; hazırlık niteliğinde olan.

İka

Yapma, etme.

İka etmek

Yapmak; etmek; oluşturmak.

İkale

Bir hukuki muamelenin vücut verdiği bir vaziyeti, ikinci bir hukuki muamele ile eski haline getirmek demektir.

İbraname bir borcun sona ermesi anlamına gelirken; ikale, borcu doğuran hukuki işlemin sona erdirilmesi, eş deyişle, iş akdinin sonlandırılmasına karşılık gelmektedir.

İkale sözleşmesi

Bozma sözleşmesi, işçi ve işveren arasında iş sözleşmesinin karşılıklı anlaşma ile sona erdirilmesi.

İşçi ve işverenin aralarında karşılıklı olarak yapacakları bir anlaşmayla iş akdine her zaman sona erdirebildikleri sözleşmeye denir.

İkâme

Yerine koyma; yerine kullanma; dikme;yerine geçme; kaim olma; dava açma.

İkamet etme

Bir yerde yerleşme iradesi ve niyetiyle oturma.

İkametgah

Bir kimsenin yerleşme kast ve niyetiyle oturduğu yer.

İkametgâh

Mesken, konut, ikâmet edilen yer. Bir kimsenin yerleşmek niyetiyle oturduğu yer. Herkesin bir tek ikâmetgâhı vardır. Tüzelkişilerin bazen birden çok ikâmetgâhı bulunabilmektedir.

İKBAL

Yüksek bir makama ya da iyi bir duruma erişme.

İkmal

Tamamlama; bitirme; devamlı olarak yiyecek içecek ve diğer gerekli malzemenin sağlanması.

Eksik malzemenin tamamlanması,temin edilmesi.

İkmalen Vergi Tarhı

İkmalen vergi tarhı, her ne şekilde olursa olsun bir vergi tarh edildikten sonra bu vergiye müteallik olarak meydana çıkan ve defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak miktarı tespit olunan bir matrah veya matrah farkı üzerinden alınacak verginin tarh edilmesidir.

İkrâh

Korkutma; bir kimseyi yapmak istediği şeyi yapmamaya, yapmamak istediği şeyi yapmaya korkutarak zorlamak.

İkrah

Korkutma, tiksinme, iğrenme.

Bir kimseyi yapmak istediği şeyi yapmamaya, yapmamak istediği şeyi yapmaya korkutarak zorlamak.

İkrar

Saklamayıp söyleme; bildirme; açıkça söyleme; kabul.

Aleyhine hukuki neticeler husule getirebilen maddi veya hukuki bir vakıanın doğruluğunu tasdiktir.

İkraz

Borç verme; ödünç verme.

İkrazat

Borç verme, Borçlar.

İktibas

1.Ödünç alma. Alıntı. 2.Yabancı hukukun tamamen ya da bazı kanunlarının olduğu gibi veya değiştirilerek kabulüdür. Benimsenen hukukun, benimseyen ülke tarafından istenerek gönüllülük esasına dayalı, bilinçli olarak seçimi ve aktarılmasıdır.

Ödünç alma, ödünç alınan şey, alıntı.

İktifâ

Yeter bulma; yetinme.

İktifa

Yetinme.

İktiham

(Bir zorluğu) giderme, kaldırma, yenme; (olumsuz bir duruma) dayanma, katlanma.

İktirân

Yakın varma; yanına gelme; yaklaşma; ulaşma; erişme.

İktisabî

Kazanma ile ilgili; edinme ile ilgili.

İktisadi

Ekonomik.

İktisap

Kazanma; kazanım; edinme; bir şeyin mülkiyetini elde etme.

Bir şeyin mülkiyetini elde etmek demektir.

İktisat Vekâleti

Ekonomi Bakanlığı.

İktiza

Gerekme; gerektirme; gereklilik; işe yarama ilâm yargı belgesi; mahkemenin verdiği nihaî (son ) kararın, iki taraftan her birine yöntemine göre verilen onamlı örnekleri; mahkeme kararı örneği (sureti)

İktizâ

Gerek;lüzüm.

İla-nihâye

Sonuna kadar.

İlam

Bir davanın mahkemece nasıl bir hükme bağlandığını gösteren resmi vesikalar; kararı bildiren belge.

İLAMAT

Bir davanın mahkemece nasıl bir hükme bağlandığını gösteren resmi vesikalar.

İlamlı icra takibi

Para veya paradan başka bir şey içeren konularda, önce bir mahkeme ilamı alınıp, ilamlara özgü icra takibi yapılması.

İlamsız icra takibi

Elinde bir mahkeme ilamı bulunmayan veya bulunmasına rağmen ilamlı icra yoluna başvurmayan kişilerin, alacaklarını elde etmek için başvurdukları icra yolu.

İlânihaye

Sonsuza değin, sonsuza kadar.

İlanihaye

Sonsuza kadar.

İlga

Ortadan kaldırma; yürürlükten kalkma; hükümden düşürme; geçersizleştirme.

Kanun, tüzük veya yönetmeliklerin yeni bir kanun, tüzük veya yönetmelikle yürürlükten kaldırılmasıdır.

İlhak

Kendine bağlama, kendine takma.

İlka

Koymak, birakmak. Terk etmek, Öne atmak.

İllet

Hastalık; sakatlık; bozukluk; neden; sebep.

İlliyet bağı

Nedensellik bağı; bir neden ile ortaya çıkan sonuç arasındaki ilişki.

İlliyet rabıtası

Nedensellik bağı.

İlmî

Bilimsel.

İlmi içtihatler

Hukuk bilginlerinin hukuki sorunlarda ileri sunmuş oldukları görüş, düşünce ve kanaatlerdir.

İlmühaber

Belge; birinin herhangi bir durumunu (örneğin ikametgahını) gösteren durum belgesi.

Birinin yer,hal,medeni durum vb şeylerini gösteren resmi belge. Bir şeyin teslim alındığını gösteren belge,alındı kağıdı.

İltibâs

Karıştırılma; benzeşim; karışıklık.

İltibas

Karistirilma; benzeşim; karışıklık.

İltica

Sığınma.

İltihâk

Katılma; karışma.

İltihak

Başka devletler tarafından imza edilmiş bulunan bir muahedeye iştirak etmek isteyen diğer bir devletin müracaat ettiği hukuki muameleye denir.

İltimas

Kayırma, ayrıcalık gösterme.

İltisâk

Yapışma; bitişme; kavuşma.

İltisak

Kavuşma, bitişme, birleşme, bağlantı.

İltizam

Kendi için gerekli sayma; gerektirme.

İltizami muamele

Bir kimsenin malvarlığının aktifinde yer alan kalemlere dokunmaksızın, yalnızca pasifini artıran bir işlem yapması; taahhüt işlemi; borçlandırıcı işlem;

İlzâm

Susturma; bağlama.

İlzam

Bir şeyi lazım kılmak.

İmâl

Yapma; yapılma; meydana getirme.

İmâr

Bayındırlık; bayındır duruma getirme; geliştirme.

İmdi

Buna göre; şu halde; o halde.

İmha

Yok etme; ortadan kaldırma; mahvetme.

İmhâl

Mühlet verilmesi; süre verilmesi; erteleme; yeni bir önel tanıma.

İmhal

Mühlet verilmesi,süre verilmesi, erteleme.

Mühlet vermek.

İmhal etmek

Mehil vermek, Süre vermek, Sonraya bırakmak.

İmlâ

Doldurma; doldurulma; yazdırma; yazdırılma; bir dilin cümlelerini, kelimelerini doğru yazma bilgisi.

İmtina

Kaçınma; çekinme.

İmtisâl

Gerekeni yapma; bir örneğe göre hareket etme; alınan emre boyun eğme.

İmtiyaz

Ayrıcalık; farklılık.

Başkalarına tanınmayan özel, kişisel hak veya şart, ayrıcalık.

İmza

Kendi ismini veya kendine ait bir işareti, kendisinin kabullenerek yazması.

İn’ikad

Bağlama; kurulma; toplanma.

Akdin kuruluşunu ve hukukî varlık kazanmasını ifade eden İslâm hukuku terimi.

İnbiâs

Gönderilme; meydana çıkma; ileri gelme.

İnd-el-hâce

Lâzım olduğu; gerektiği zaman.

İnd-ettemyiz

Temyiz sonunda; temyiz olunduğunda.

İndelhace

İhtiyaca binaen, ihtiyaca göre.

İndinde

Yanında.

İnfâk

Beslemek; geçindirmek; nafakalandırmak.

İnfaz

Bir kararı, bir yargıyı yerine getirme, uygulama, yürütüm. Yargı sonunda verilen kararın uygulanması.

Gereğini yapma;yerine getirme; icra etme.

İnfial uyandırmak

Kızgınlığa yol açmak, öfke yaratmak.

İnfisah

Ortadan kalkma; dağılma; fesholma.

Akdin kendiliğinden ortadan kalkmasıdır.

İnfisâh

Fesh olunma; bozulma; hükümsüz kalma; dağılma; kendiliğinden ortadan kalkma.

İnha

Birini resmi bir göreve atamaya ya da bir üst aşamaya getirmeye ilişkin, ilgili makama yazılmış öneri yazısı.

İnhisar

Tekel; monopol; alımın veya satımın tek bir elde toplanması.

İnhisari

Kendi başına, tekelli.

İnkılâp

Değişme; bir halden başka bir hale dönme; devrim.

Devlet eliyle memleketin içtimai hayatının ve müesseselerinin makul ve ölçülü metotlar ile köklü bir surette yenileştirilmesi.

İnkıta

Kesilme; kesinti; ara verme.

İnkıyâd

Boyun eğme; kendini teslim etme.

İnkisâm

Taksim olma; parçalanma; bölünme; ayrılma.

İnkişaf

Açılma; gelişme; gelişim; açınım.

İnkiza

Bitim; sona erme.

İnsicâm

Bir düzeye gitme; düzgün söz; düzgünlük; tutarlık.

İnsicam

Bir düzeye gitme; düzgün söz; düzgünlük; tutarlılık.

İnsiyak

İçgüdü.

İnşâî

İnşaya, yapıya ait.

İnşaî hak

Yenilik doğuran hak; bir hukuki durumun ortadan kaldırılması, değiştirilmesi veya yeni bir hukuki durumun yaratılması için kişinin kullandığı hak.

İntac

Sonuç verme; nitelendirilme; sonuçlandırılma; bitirme.

İntaç

Sona erdirme, bitirme.

İntibak

Bir durum ya da çevreye uyma, uyum; uyarlama, uyarlanma.

Bir duruma, bir ortama ya da çevreye uyma, alışma.

İntifa

Yararlanma; bir şeyden istifade etme.

İntifa hakkı

Yararlanma hakkı; başkasına ait bir malda, kullanma ve ürünlerinden yararlanma yetkilerine sahip olmayı içeren irtifak hakkı çeşidi.

Başkasına ait bir maldan yararlanma, başkasına ait bir malı kullanma hakkı.

Başkasına ait taşınır ya da taşınmaz bir mal, bir hak ya da belirli bir mal varlığı üzerinde belirli bir kişiye tam yararlanma imkanı tanıyan bir irtifak hakkıdır.

İntifak Hakkı

Bir eşyayı sadece kullanma ve ondan yararlanma yetkisi sağlayan ayni haktır.

İntihâb

Seçme; seçilme; seçim.

İntihab

Seçme,seçilme,seçim.

İntihal

Aşırma, bilgi hırsızlığı.

Aşırma (hırsızlık), başkasına ait düşünce, görüş, bilimsel eser, yazı ve dizelerin, kaynak gösterilmeden kendisine aitmiş gibi gösterilmesi.

İntikal

Bir mal üzerindeki tasarruf hakkının, kanun ile belli kimselere geçmesi.

İntişar etmek

Yayılmak, çıkmak, yayımlanmak.

İntizâm

Düzgünlük; çeki düzen; düzenlilik.

İntizam

Düzenli, düzgün olma.Düzen, çekidüzen.

İntizâr

Bekleme; beklenilme; gözleme; gözlenilme.

İntizar

Bekleme, gözleme.

İnzibât

Yolunda olma; genel emniyetin yolunda olması; sıkı düzen.

İnzimâm

Eklenme; katılma; ilave.

İpham

Belirsizlik.

İpka

Kalma; yerinde bırakma; görevinde bırakma; yenileme.

İpotek

Hak sahibine, alacağını, bir taşınmaz malın değerinden elde etme yetkisini veren sınırlı bir ayni hak.

İpotek akit tablosu

İpoteğin kurulması sırasında tapu memuru tarafından düzenlenen ve ipoteğin durumunu gösteren resmi senet.

İpotek belgesi

Tapu sicil müdürlüğü tarafından verilen ve ipotek akit tablosunun özetini içeren belge.

İpotekli borç Senedi

Taşınmaz rehni ile güvence altına alınmış kişisel bir hak nedeniyle, yetkili tapu görevlilerince ilgili taşınmaza değer biçilerek, taşınmaz değerinin bağlandığı (sürümünün kolaylaştırıldığı) kıymetli evrak.

İptal

Hukuk kurallarına aykırı biçimde yapılmışbir idari işlemin yargı organının kararıyla ortadan kaldırılmasıdır.

İptida

Başlangıç, ilk.

İptidai itiraz

İlk itiraz.

Îrâd

Gelir; gelir getiren yapı; söyleme, getirme.

İrad Senedi

Bir alacak nedeniyle üzerinde gayrimenkul mükellefiyeti kurulan bir taşınmazın değerinin, taşınmazdan ödenmesi gerekli bir para borcu biçiminde bağımsızlaştırılarak, sürümünü artırmak için bağlandığı kıymetli evrak.

İradi

1.Dışsal bir zorlama olmaksızın, kişilerin iradeleri sonucu olarak ortaya çıkan 2.İradeli, istençli 3.(Osmanlı Dönemi) iradeden gelmiş. Konulmuş, yerleştirilmiş.

İrae

Tayin etme; gösterme.

İrae edilmek

Gösterilmek.

İras

Yapma; etme; birine (zarar) verme, sebep olma.

İrat Senedi

Bir alacak nedeniyle üzerinde gayrimenkul mükellefiyeti kurulan bir taşınmazın değerinin, taşınmazdan ödenmesi gerekli bir para borcu biçiminde bağımsızlaştırılarak, sürümünü artırmak için bağlandığı kıymetli evrak.

İrca

Eski duruma çevirme; geri döndürme; indirgeme.

İrca olunma

Eski duruma getirme; çevirme; döndürme.

İrsen

İrs yoluyla; miras yoluyla (geçerek)

İrtibat

Bağlantı; ilişki; ilgili olma.

İrtifak

Hacet talep etme; ihtiyaç duyma; yükümlenim.

Mevcut bir mal üzerinde kullanma hakkı.

İrtifak hakları

Bir taşınmaz üzerinde, bir kullanma ve yararlanmaya rıza göstermeyi veya mülkiyete özgü bazı hakların kullanılmasından kaçınmayı gerektiren ve diğer bir taşınmaz veya kişi yararına ayni hak olarak tesis edilen hukuki işlem.

İrtihal

Göçme, ölme.

İrtihan

Rehin olarak alma, alınma.

İrtikâb

Bekleme, gözleme. Bir işe girişmek.

İrtikâp

Kötü iş yapma, kötülük etme. Yalan söyleme, hile yapma.

İrtikap

Menfaat sağlama.

Kötü iş yapma, kötülük etme Yiyicilik. Yalan söyleme, hile yapma.

İs’af

Yerine getirme.

İsâl

Vardırma; vardırılma; ulaştırma; ulaştırılma.

İsbât

Şahit ve delil göstererek doğrusunu ortaya çıkarma.

İsdar etmek

Çıkarmak.

İskan ruhsatı

Bir binada oturulabilmesi için, yapının tamamlanmasından sonra ve İmar Kanunu’na göre, o yapının kullanılabileceğine ilişkin olarak verilen belge.

İskat

Düşürme; hükümden düşürme; yok etme; iptal.

İslah

Düzeltme; davada tarafça düzeltme; iyileştirme; iyi bir hale getirme.

Taraflardan birisinin davada yapmış olduğu bir usul işlemini kısmen veya tamamen düzeltmesidir.

İslah Etmek

(Bir şeyi) daha iyi bir duruma getirmek, düzeltmek, iyileştirmek.

İslahât

Düzeltme veya iyileştirme işleri.

İsnad

Bir şeyi veya bir işi, birisi için yaptı diyebilme; bir şeye dayandırma; yükleme.

İsnat

Bir düşünceyi, bir konuyu bir kişi veya sebebe dayandırma, yükleme, atfetme. Karacılık, iftira.

İstılâh

Terim.

İsti’dâd

Kabiliyet; akıllılık; anlayış; yetenek.

İstiane

Yardım isteme.

İsticar

Kira ile tutma; kiralama.

İsticvab

Bir tarafın kendi aleyhine olan belli bir veya birkaç vakıa hakkında mahkeme/hakim tarafından sorguya çekilmesi (dinlenmesi) demektir.

İsticvap

Sorguya çekme; sorguya çekilme.

İsticvap name

Yapılan sorgulamanın yazıldığı kağıt.

İstida

Dilekçe; arzuhal; emanet bırakma; himaye (korunma) talep etme.

1.Dilekçe, arzuhâl. 2.Emanet bırakma , himaye talep etme.

İstidlâl

Bir kanıta dayanarak, bir nesneden sonuç çıkarma; kanıt ile anlama.

İstifa

İsteğe bağlı olarak bir görevden ayrılma.

İstifade

Yararlanma; faydalanma.

İstifham

Soru;

İstiglâl

İpotek; ev, dükkân, tarla ve bunlara benzer taşınmazların geliri, karşılık gösterilerek rehine koyma.

İstihap

Yanına almak.

İstihdâf

Hedef tutma; amaç edinme; amaçlama.

İstihdâm

Hizmete kabul etme; kullanma; çalıştırma.

İstihkak

Hak istemek; hak ediş; bir şey üzerinde hak iddiasında bulunma.

Kazanılan şey, hakedilen.

İstihkak davası

Taşınır veya taşınmaz bir mal üzerinde mülkiyet veya diğer bir aynî hak iddiasında bulunmayı konu alan dava.

İstihlaf

Mirasçı murisin haklarını ve borçlarını istihlaf eder. ( ardıl (halef) olma. )

İstihlâk

Tüketim; kullanarak bitirme.

İstihlak

Tüketim.

İstihrâç

Çıkarma; çıkarılma; netice çıkarma; anlam çıkarma; anlama.

İstihsal

Üretim; üretme; elde etme.

İstihza

Alay, ironi.

İstikak

İspat davası.

İstikraz

Borç alma; ödünç alma.

İstikşaf

Araştırma.

Aslını anlamaya çalışma, keşfe çalışma, keşif çalışması yapma.

İstikşafi

Keşif, tanıma amaçlı görüşme.

İstiktab

Söyleyip yazdırma, yazısını kontrol etmek için bir kimseye bir kaç satır yazı yazdırma.

İstiktap

Tarafı sorguya çeken yargıcın yeteri kadar ikna olmaması durumunda,senedi imza ettiği iddia olunan tarafa yazı yazdırması,imza attırması; yargıç, istiktap yoluyla elde edilen imza ile elde bulunan imzayı karşılaştırır ve ikna olmaya çalışır.

İstilzâm

Gerektirmek.

İstimâ

Davada dinleme; yargıcın duruşmada iki taraf veya vekillerinin sözlü olarak ileri sürdükleri sav ve savunmaları ile,tanık ve bilirkişinin beyanlarını dinlemesi.

İstima

Davada dinleme,yargıcın duruşmada iki taraf veya vekillerinin sözlü olarak ileri sürdükleri sav ve savunmaları ile tanık ve bilirkişinin beyanlarını dinlenmesi.

İstimâl

Kullanma.

İstimlak

Kamulaştırma,.

İstimlâk

Kamulaştırma; kamu kurum ve kuruluşlarınca kamu yararı kararına dayanılarak özel mülkiyete konu taşınmazların bedeli peşin ödenerek alınması.

İstimrar

Sürüp gitme, süreklilik.

İstimval

İlgililerin rızası olmasa bile yasa gereğince ve değer pahası karşılığında kişilerin mallarına el konulması.

Devletin,olağanüstü durumlarda ilgililerin rızası olmasa bile yasa gereğince ve değer pahası karşılığında kişilerin elindeki mallara el koyması.

İstina

Dayanak; dayanma.

İstinabe

Davanın görülmekte olduğu mahkemeye gönderilmek üzere başka bir yerde bulunan bir tanığın, tanığın bulnduğu yerde ki mahkeme tarafından ifadesinin alınması.

Dosyanın görülmekte olduğu mahkemeye gönderilmek için başka bir yerde bulunan bir tanığın oradaki mahkeme tarafından ifadesinin alınması.

Bir mahkemenin kendi yargı çevresi dışında ifa edilecek bir iş için bir başka mahkemeden iş yahut işlemin ifası isteminde bulunması.

İstinad

Dayanma; senet, delil sayma.

İstinâd etmek

Dayanmak; bir şeyi dayanak(mesned) olarak almak.

İstinaden

(Bir görüşe, gerekçeye) dayanarak, güvenerek, dayanılarak, dayandırarak.

Bir görüşe, bir düşünceye dayanarak, güvenerek.

İstinaf

Temerrüte düşen borçlunun borcun muaccel olması anından borcun ifasina kadar geçen zamandaki faiz.

Bir işe yeniden başlamak, Dava mahkemeleri ile Temyiz Mahkemesi arasındaki bir derece yüksek mahkemeye verilen isim.

İstinaf Kanun Yolu

İstinaf kanun yolu, ilk derece mahkemesi ile temyiz incelemesi arasında, ikinci derece bir denetim mekanizması ve kanun yoludur.

İstinaf Mahkemesi

İstinaf, Arapça kökenli bir kelime olup,İstinaf Mahkemesi Yargıtay ile ilk derece mahkemeleri arasında olan yargısal denetimin adıdır.

İstinkâf

Çekimser kalma; çekinme; geri durma; sakınma.

İstinkaf

Sakınmak.

İstinsah

Suret çıkarma.

İstirdâd

Geri alma; alınma; geri isteme.

İstirdad

Bir şeyi sahibine iade etmek ve geri ödemek.

İstirdat

Geri almak.

İstisna

Ayrı tutma; kural dışı sayma.

İstisna Akdi

Yüklenicinin (müteahhidin), ücret karşılığında, iş sahibi için eser ortaya çıkarmayı borçlandığı sözleşme; eser sözleşmesi.

İstisna sözleşmesi

Yüklenicinin (müteahhidin), ücret karşılığında, iş sahibi için eser ortaya çıkarmayı borçlandığı sözleşme; eser sözleşmesi.

İstişare

Danışma.

İstişare etmek

Danışmak.

İstivcap

Bir tarafın kendi aleyhine olan belli bir vakıa hakkında mahkeme tarafından dinlenmesi anlamına gelmekte olup, davanın aydınlatılmasına katkıda bulunan bir usul işlemidir.

İstizag

Herhangi bir konuda açıklayıcı bilgi isteme, bir sorunun açıklanmasını isteme.

İstizah

Açıklama istemek.

Herhangi bir durumla, sorunla ilgili olarak açıklayıcı bilgiler isteme.

İstizan

Bir şeyi yapmak için izin alma, izin isteme, yetki isteme.

İş’âr

Bildirme; yazı ile bildirme; gösterme.

İş’ar

Yazı ile bildirme.Yazı ile haber vermek. Anlatmak, bildirmek.

İşbu

Bu, özellikle bu, tam olarak bu.

İşgal

Tapu kütüğüne göre sahipsiz mal durumuna geldiği anlaşılan taşınmaz malları edinme yolu.

İşhâd

Şahit getirme; tanıklık ettirme; tanık gösterme.

İşkâl

Zorlaştırma; güçleştirme.

İşkal

Güçleştirme,zorlaştırma, çetinleştirme,müşkilleştirme.

İşmam

Hafif olarak duyurmak, koklatmak. Hissettirmek.

İştibah

Şüphelenme,şüphe,kuşkulanma:kuşku.

İştigal

Meşgul olma; bir işle uğraşma.

İştirâ

Alım hakkı; satın alma hakkı; hak sahibine istediği zamanda bir şeyin malikinden, o şeyin mülkiyetinin kendisine kararlaştırılan bedel karşılığında devrini isteme yetkisi veren hak.

İştira

(İştirâ) – alım hakkı; satın alma hakkı; hak sahibine istediği zamanda bir şeyin malikinden, o şeyin mülkiyetinin kendisine kararlaştırılan bedel karşılığında devrini isteme yetkisi veren hak.

İştira hakkı

Hak sahibine, istediği zamanda, bir malın malik.

İştirâk

Katılma; ortak olma; ortaklık.

İştirak

Ortaklık, ortak olma, paydaşlık.

İştirak halinde mülkiyet

Kanundan veya sözleşmeden ötürü birbirlerine ortaklık bağı ile bağlı bulunan kimselerin, bu ortaklıkları nedeniyle bir malın mülkiyetine elbirliğiyle sahip oldukları ve her birinin hakkının, o malın tamamını kapsadığı mülkiyet biçimi.

İştirak Nafakası

Velayeti kendisine verilmeyen eş aleyhine, ergin olmayan çocuk lehine herhangi bir talep olmaksızın da hâkim tarafından hükmedilen nafaka türüdür. Bu nafaka türünde eşlerin kusur durumunun hiçbir önemi yoktur. Bu nafaka türündeki amaç ergin olmayan çocuğun yetiştirilmesi, sağlık barınma, eğitim vs. giderlerine velayet kendisine verilmeyen eşin mali gücü oranında katılmasını sağlamaktır.

İta

Verme; ödeme.

İta Amiri

Satın alımlarda ihale ve ödeme onayı için imza yetkisine haiz kamu görevlisi.

Ödemeye yetkili görevli.

İtfa

Söndürme; ödeme; bir borcu, ödeme, takas, af gibi bir sebeple kapatma; sona erdirme.

İtham

Suçlama, Suçlu görme.

İtidal

Ölçülülük; aşırı olmama; orta olma; ılımlılık.

İtikaf

Bir yere çekilip ibadet etmek.

İtiyadi

Tekrarlanan, Alışkanlık haline gelen.

İtiyadi suçlu

Kasıtlı bir suçun temel şeklini ya da daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerini bir yıl içinde ve farklı zamanlarda ikiden fazla işleyen kişi.

İtiyat

Alışkanlık, Huy.

İTİZAR

Kusurunu beyan edip af dileme.

İtlaf

Öldürerek ortadan kaldırma, yok etme, öldürme.

İtlâk

Salıverme; koyuverme; boşamak; demek; denilmek; tabir.

İtmam

Tamamlama.

İttıla Etmek

Öğrenmek, haberdar olmak.

İttiba

Uyma; itaat etme.

İttihâd

Bir olma; birleşme; birlik.

İttiham

Suç altında bulunmak, Suçlamak. Töhmet altında olmak, Suçlandırmak.

İttihâz

Edinme; edinilme; kabul etme; sayma; tutma; alma.

İttihaz

Kabullenmek.

İttihaz etmek

Saymak, tutmak, … olarak görmek.

İttisâl

Bitişme; kavuşma; yakınlık.

İvaz

Karşılık; bedel; eder; karşı bedel; mukabil eda; fiyat.

İvazlı akit

İki tarafa borç yükleyen sözleşme.

İvazlı İktisap

Bir malın mülkiyetinin veya bir menkul değerin, bir kişiden bir başka kişiye, karşılığında herhangi bir bedel (ivaz) sağlanmadan veya öngörülmeden, geçirilmesidir.

İvazsız akit

Tek tarafa borç yükleyen sözleşme.

İvazsız tasarruf

Herhangi bir karşılık alınmadan yapılan bir hukuki işlemlerdir. Borçlu tarafın herhangi bir kazanımı olmadan alacağından feragat etmesini, miras hissesinden vazgeçmesini veya bir mal vermeyi söz vermesi ivazsız tasarrufa örnek teşkil eder .

İvedi

Acele , çabucak…

İyi niyetli 3. kişi

Bir hakkın kazanılmasında iyi niyeti hukuk düzeni tarafından korunan kişidir.

İzaa

Kaybetme; yitirme.

İzafe

Zammetmek; katmak; karıştırmak.

İzahtan vareste

Açıklanmaya gerek olmayan, apaçık ortada olan.

İzale

Giderme; giderilme.

Giderme, sona erdirme.

İzale-i şuyu

Ortaklığın giderilmesi,ortaklığa son verme.

İzale’i şüyu

Herhangi bir ortak malın ortaklar arasında paylaşılamaması sonucunda mahkeme yolu ile satılması ve paylaşılmasıdır. Paydaşlığın giderilmesi de denilebilir.

Ortaklığın giderilmesi davası.

İzale-i şüyuu

Herhangi bir malın kendisinin veya satılarak bedelinin paylaştırılması suretiyle, bu mal üzerindeki ortaklığın (paydaşlığın) giderilmesi.

İzdivac

Evlenme.

İzhâr

Açıklama.

İzinsiz defin

Ölen kimsenin yasa dışı gömülmesi işlemi. İlgili yer Mezarlıklar Müdürlüğünde kayıt yapılmadan ve yine bu kurumdan izin alınmadan yapılan defin işlemidir.

İzrar

Zarar verme; zarara sokma.

İztırâr

Zorunluluk; çaresizlik.

İztırar

Zorunluluk, çaresizlik, mecburiyet.

İztırar hali

Kişinin açlık,susuzluk hali nedeniyle yada mevcut bir tehlike nedeniyle;üçüncü kişiye verdiği zarardan dolayı sorumluluk durumuna ilişkin hukuki konumu. BK.mad.52/;765 s.TCK.mad.49/3; TMK.mad.753.

K

Kaanî

Kanaat eden; yeter bulup fazlasını istemeyen; inanmış; kanmış.

Kaasır

Zorla işleten; kısa.

Kabil

Kabul eden; kabul edici; olan; olabilir.

Kabili rücu

Dönülebilir.

Kabl-el-işgal

İşgalden önce.

Kabul

İcabın karşı tarafça olumlu biçimde cevaplandırılması.

Kabz

Alma; elde tutma; edinme.

Kabzeylemek

Almak; elde tutmak; edinmek.

Kadastro

Arazilerin,arsaların yerini, alanını, sınırlarını ve sahiplerini belirtip plana bağlama işi;

Kadîm

Çok eski zaman; eski.

Kadim

Başlangıcı geçmişin derinliklerinde bulunan, pek çok eskiye uzanan, öncesiz.

Kadirşinas

Değerbilir, İyilikbilir.

Kadri maruf

Takdir edilen miktar.

Kadük olma

Değer yitimi.

Kâffe

Hep; bütün; cümle.

Kâfi

Yeter; yeterli.

Kagir

Taş veya tuğladan imal edilmiş yapı; kargir.

Kahir Ekseriyet

Ezici Çoğunluk.

Kaide

Kural; usul; ilke; prensip; esas; temel;yol; taban; ayaklık.

Kaim

Başka bir şeyin ya da kişinin yerine geçen.

Kâim

Başka bir şeyin ya da kişinin yerine geçen.

Kaime

Kağıt para.

Kain

Bulunan, olan.

Kal’

Koparma; sökme; çıkarma; çıkarılma; temelinden çekip alma.

Kalbetme

Değiştirme; çevirme.

Kambiyo senetleri

Poliçe, çek ve bonodan ibarettir.

Kambiyo taahhüdü

Ticari bir senet üzerine imza koymak suretiyle doğan soyut borç.

Kamu düzeni

Bir ülkedeki kurum ve kuralların, devletin güvenliğini, kamu hizmetlerinin iyi işlemesini ve bireyler arasındaki ilişkilerde huzuru, hukuk ve ahlak kurallarına uygunluğu sağlamasıyla oluşan düzen.

Kamu haczi

Devletin, Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergi, resim, harç ve bunlara bağlı ceza, faiz ve zamlar ile kamu hizmetleri uygulamasından doğan ve ödenmeyen alacakları nedeniyle, borçlu durumundaki kişilerin mal ve haklarına el koyması.

Kamu hakları

Şahıslar ile devlet arasındaki ilişkiyi düzenleyen hukuk kurallarından, yani kamu hukukundan doğan haklardır.

Kamu hizmeti

Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri tarafından veya bunların gözetimi ve denetimi altındaki diğer kişilerce, kamunun genel ve ortak gereksinimlerini sağlamaya yönelik olarak sürdürülen faaliyetler.

Kamu hukuku

Devletin örgütlenmesi, faaliyetleri, yetki ve görevleri ile devletle kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk dalı.

Kamu malları

Özel mülkiyete konu olamayan ve doğrudan doğruya kamunun (halkın) yararlanmasına ayrılan mallar.

Kamu tüzel kişileri

Tamamen kamu yararının gerçekleşmesi için çalışan ve kamu gücü kullanan, kanunla veya kanunun verdiği açık yetkiyle kurulan kamu idare ve kurumları.

Kamu Yararı

Kamunun, ulusal birliğin ve devletin gereksinimleriyle ilgili ve bunlara uygun olan durum.

Kamulaştırma

Devlet veya kamu tüzel kişilerinin, kamu yararının gerektirdiği durumlarda ve karşılığını (bedelini) peşin ödemek koşuluyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunda gösterilen usullere göre mülk edinmesi.

Kamus

Sözlük.

Kamus-i Türki

Türkçe sözlük.

Kan Hısımlığı

Ortak soydan gelen kişiler arasındaki bağdır. Anne, baba, çocuklar 1. dereceden; kardeşler 2 dereceden; amca, dayı, hala 3. dereceden kan hısmı sayılır.

Kanaatbahş

İnandırıcı.

Kani

Kanmış, inanmış.

Kanun

Anayasanın yetkili kıldığı organ tarafından bir şekilde ve bu ad altında tespit edilmiş bulunangenel, sürekli ve soyut hukuk kurallarıdır.

Kanun hükmünde kararnameler

TBMM’ nin bir kanunla yetki vermesi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından belli konuları düzenlemek amacıyla çıkarılan yazılı hukuk kurallarıdır.

Kanun-i Esasi

Temel Kanun” ya da Anayasa anlamındadır. Osmanlı Devleti’nin ilk ve son anayasası 23 Aralık 1876’da ilan edilmiş, 1878’de II. Abdülhamit tarafından askıya alınmış, 24 Temmuz 1908 ihtilali sonucunda yeniden yürürlüğe girmiş ve kısmen 20 Nisan 1924 tarihine kadar yürürlükte kalmıştır.

Kanun sözcüsü

Savcı.

Kanun tasarısı

Nakanlar kurulunun hazırlayarak TBMM ‘ ne sunduğu kanun projeleridir.

Kanuni intifa hakkı

Kanun tarafından bazı kişilere tanınan ve hakkı doğuran olayın ortadan kalkmasıyla son bulan; hak sahibine, başkasına ait bir mal (hak) üzerinde kullanma ve ürünlerinden yararlanma yetkisi veren bir irtifak hakkı.

Kanuni ipotek hakkı

Kanunun öngördüğü bazı durumlarda, bazı kişilerin (kanun gereği) sahip olduğu ipotek kurma hakkı.

Kanuni müşavir

Vesayet altına alınmasına gerek olmayan ancak fiil ehliyetinden kısmen mahrum edilmesi kendi yararına olan reşit kimseye, bazı işler için görüşü alınmak üzere mahkemece atanan danışman.

Kanuni şuf’a hakkı

Kanundan (müşterek mülkiyet hakkından) doğan ve hissedarlık (paydaşlık) devam ettiği müddetçe varlığını koruyan, hak konusu şeyin bir üçüncü kişiye satılması halinde hak sahibine o şeyi öncelikle satın alma yetkisi veren hak.

Karabet

Yakınlık.

Karâr-gîr

Kararlanmış; kararı verilmiş; karara bağlanmış.

Kârine

İpucu; belirti; bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun (sonucun) çıkarılması.

Karine

İpucu; belirti; bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun (sonucun) çıkarılması; aksi ispatlanana kadar kabul edilen.

Karineyi hal

Duruma göre.

Karye

Köy.

Karz

Ödünç.

Kasıt

Uygun olmadığını bilerek yapılan eylem.

Kast

Kanunun suç saydığı bir eylemi ve onu meydana getirecek hareketin sonuçlarını bilerek ve isteyerek işlemek iradesi.

Kat’

Kesme; kesilme; karar verme; sona erdirme.

Kat irtifakı

Yapılmakta veya ileride yapılacak olan bir binanın yapımı borcunu ve bina tamamlandığında da kat mülkiyeti kurulması yükümünü doğuran bir irtifak hakkı.

Kat maliki

Bağımsız bölümler üzerinde kurulan kat mülkiyeti hakkına sahip olan kişi.

Kat malikleri kurulu

Kat mülkiyetine konu taşınmazdaki bütün kat maliklerinin oluşturduğu kurul.

Kat mülkiyeti

Bir yapının bağımsız bölümleri üzerinde kurulan, arsa payı ve anagayrimenkuldeki ortak yerlerle bağlantılı özel bir mülkiyet hakkı.

Katılan

Verilecek karar sonrasında itiraz ve diğer hakları talep eden müşteki veya mağdur.

Kâtib-i adil

Noter.

Katibi adil

Noter.

Katip

Yazıcı,daktilograf,yazman.

Katiyet kesbetmek

Hale gelmek.

Kavâid

Kaideler; usuller; kurallar; yasalar.

Kavi

Kuvvetli.

Kayın Hısımlığı

Evlenmeyle oluşan hısımlıktır. Eşin annesi, babası, kardeşi kayın hısmı sayılır.

Kaynak hakkı

Hak sahibine, bir başkasının arazisindeki kaynağın sularını almak ve kendi arazisine akıtmak (kullanmak) yetkisi veren bir irtifak hakkı.

Kayyum

Belirli bir işin görülmesi ya da bir malın veya malvarlığının yönetilmesi için sulh mahkemesince atanan kişidir.

Kaza-î merci

Yargı organı; mahkeme.

Kaza-i taksim

Ortakların kendi aralarında anlaşarak ortak mallarını paylaşamama durumunda ortaklığın giderilmesi talebiyle mahkemeye başvurmaları ile açılan dava süreci sonunda yargı yoluyla ortak mallarının paylaştırılması.

Kazaî içtihatler

Mahkemelerde vermiş oldukları kararlarda bir sorunun çözümlenmesiyle ilgili olarak kabul edilmiş olan ilkelerdir.

Kazaî karar

Yargısal karar.

Kazai rüşt

15 yaşını bitirmemiş olan mümeyyiz bir küçüğün, ana ve babasının muvafakatiyle mahkemece reşit kılınması.

Kazaî tefsir

Yargısal yorum.

Kazanılmış Hak

Yürürlükte olan hükümlere göre bir kimse yararına sabit olan hak, müktesep hak, hakkımüktesep.

Kazara

İstenmeden ;kaza sonucu; kazaen.

Kaziyye-i muhkeme

Kesin hüküm.

Kazuistik

Önceden görülebilecek sorunları belirleyip bunlara ilşkin ayrıntılı çözüm üretme (juristische kasuistik = her hadiseyi hususiyeti zaviyesinden kavramaya çalışan hukuki hadisecilik)(Veli Kafes Hâkim-37658)

Keenlemyekun

Yokluk; Bir hukuki işlemin hüküm doğurması için uyulması gereken temel ve biçim koşullarından birinin bulunmaması hükümsüzlük.

Keenlemyekün

Sanki hiç yokmuş gibi, sanki hiç olmamış gibi.

Kefalet

Kefil olma; kefillik, bir kimsenin alacaklısına karşı, o kimsenin borcunun yerine getirilmesini sağlamak yükümlülüğü altına girmek.

Keff-i yed

Elçekme; vazgeçme; karışmama.

Kemâl

Olgunluk; tamlık; eksiksizlik.

Kerhen

İğrenerek; istemiyerek; hoşlanmıyarak; zorla; zoraki.

Kesb

Çalışıp kazanma; edinme.

Kesbetmek

Kazanmak; edinmek; sağlamak.

Kesinlik Sınırı

İstinaf ve temyiz kanun yollarına başvurulabilmesi için kanunla öngörülmüş olan parasal sınırlardır.

Keşide

Bir çek veya poliçenin düzenlenerek imza edilmesi ve ilgiliye gösterilmek üzere lehtara veya hamile verilmesi işlemi.

Keşide etmek

Çek, bono, poliçe, senet gibi değerli kağıt hükmündeki belgeleri doldurmak, düzenlemek veya imzalamak.

Keşideci

Çek veya poliçeyi, düzenleyerek ve imza ederek, muhataba ya da lehdara yapılacak ödeme için, ödeme emri veren gerçek ya da tüzel kişidir.

Keşif

Bir olay veya durumun oluş sebeplerini anlayabilmek için yerinde inceleme yapma.

Ketmetme (ketm)

Saklama, bir haberi sözü, gizli tutma.

Ketmetmek

Gizlemek; saklamak; sır tutmak.

Ketmi verese

Mirasçılığın gizlenmesi: Hasımlı veraset ilamı alınmak üzere açılacak bir dava ile, miras bırakanın tüm mirasçılarının belirlenmesi ve davacının bu mirasçılar arasında yer alıp almadığının saptanmasıdır.

Gerçekte mirasçı sıfatına sahip olduğu halde bir kimsenin bu sıfatı gizlenerek, yok sayılarak mirasın intikalinin ve paylaşılmasının sağlanmasıdır.

Keyfiyet

İş; durum; mesele.

Kezailik

Aynı şekilde.

Kısas

Bir suçluya ceza olarak, başkasına yaptığı kötülüğün aynısını verme, uygulama.

Kıstâs

Ölçü; ölçüt.

Kıstelyevm

Göreve gelinmediği veya geç gelindiği için maaş veya gündelikten kesinti yapılması.

Kışlak

Kışın hayvanların yayılıp otlamasına uygun yer. Bir veya birkaç köy ya da beldeye, ayrı ayrı veya ortak olarak, kış mevsiminde hayvanlarını barındırmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya öteden beri bu amaçla kullanıla gelen arazi.

Kıyâs

Karşılaştırma; oranlama; örnekseme.

Kıyas

Kanunda açıkça yazılmayan bir fiilin, kanunda suç olarak tanzim edilen bir fiile benzetilerek cezalandırılması anlamına gelmekte olup maddi ceza hukukunda kıyas yasağı ilkesi mevcuttur.

Kıymetli Evrak

Kısaca, kıymetli evrak, hakkın senede bağlı olduğu ve hakkın senetsiz olarak ileri sürülemediği ve devrinin mümkün olmadığı,içerdikleri hakkı temsil etmeleri bakımından bizatihi bir değer ifade eden senetlerdir.

Kifâyet

Kâfi olma; yetme; yetişme; yeterli olma; yeterlilik.

Kifayet

1.yetecek ölçüde, miktarda olma, yeterli olma, yetme. 2.bir işi başarabilecek, yapabilecek yetenekte olma.

Kişi

Hak sahibi varlık.

Kişisel haklar

Kişinin maddi ve manevi tüm varlığı ile ilgili bulunan ve bu varlığın serbestçe geliştirilmesi amacına yönelik olan hak ve hürriyetlerdir.

Kitab’ül-icare

İcar kitabı; Mecelle’de kira bölümü (faslı)

Kloz

Sigorta sözleşmelerinin kapsamını genişleten veya daraltan özel şartları ihtiva eden ek maddelerdir.

Kod Kanun

Bir alanda yeni baştan düzenleme yapan kanundur. Örneğin 1983 tarihli ve 2872 Sayılı ‘Çevre Kanunu’ bir kod kanun, bu Kanunda değişiklik öngören herhangi bir kanun ise çerçeve kanundur.

Kodifikasyon

Kodifikasyon, yayımlanan mevzuatın derlenip toplanması ve mevzuatta yapılan değişikliklerin ilgili ana mevzuata işlenmesi faaliyetidir.

Kolektif

Birçok kimseyi ya da nesneyi içine alan; birçok kişi ve nesnenin bir araya gelmesi sonucu olan.

Kollektif şirket

Ticari bir işletmeyi ticari ünvan altında işletmek üzere hakiki şahıslar arasında kurulan ve ortaklardan hiçbirinin sorumluluğu sınırlanmamış olan ticari şirkettir.

Kolluk

Soruşturma işlemlerini yapan ve kanunlarda belirtilen güvenlik görevlileri.

Komşu

İsim; konutları yakın olan kimselerin birbirlerine göre aldıkları ad sıfat; sınır ortaklığı bulunan, mücavir.

Konişmento

Konşimento, ya da taşıma senedi (bill of lading) üzerinde yükleyici, alıcı,ihbar mercii den başlıyarak her türlü bilginin yeraldığı kıymetli evraktır.

Konkordato

Dürüst borçlunun önerip de en az üçte iki alacaklısının kabulü ve ticaret mahkemesinin onaması ile ortaya çıkan bir anlaşmayla, alacaklıların bir kısım alacaklarından vazgeçmesi ve borçlunun da bu anlaşmaya göre kabul edilen borcun belli yüzdesini, tamamı.

Konsinyasyon

Mal satışları bazı hallerde doğrudan doğruya yapılmaz. Bir kişi aracılığıyla olur. Mal aracının deposuna, bir banka deposuna, umumi mağazalara veya gümrük antrepolarına gönderilir. Emanet suretiyle yapılan bu şekildeki satışlara, konsinyasyon suretiyle sa.

Kontrat

Mukavele; sözleşme.

Konvansiyon

Genellikle bir gelenek biçimini alan, üzerinde anlaşmaya varılmış, şart koşulmuş veya genel kabul görmüş standartlar, normlar, sosyal normlar veya kriterler kümesidir.

Kovuşturma

İddianamenin savcılık aşamasından sonra mahkemenin kabul etmesiyle savcılıktan sonra karar verilmesine kadarki süreç.

Kriter

Kıstas; ölçüt; ölçü.

Kronoloji

Olayların zaman sırasına göre dizilişi, Tarihî olayların zaman sırasına göre oluşumunu inceleyen ilim.

Kubbealtı

Topkapı Sarayında vezirlerin devlet işlerini görmek üzere toplandıkları yer.

Kulis

Bir işin bilinmeyen yönleri; meclis koridoru; Tiyatro sahne arkası.

Kuru mülkiyet

Bir mal üzerinde, (malikin sahip olduğu ayrıcalık ve yetkilere zarar gelmemek üzere) bir başkasına tanınan intifa veya sükna gibi fiili kullanma hakkının varlığı durumunda malikin sahip olduğu mülkiyet hakkı.

Kuvertür

Sigorta hukukunda teminat.

Kuvvei müsellaha

Güvenlik kuvvetleri.

Kuyûd

Kayıtlar; bağlar; deftere geçirmeler.

Külfet

Sıkıntı; zorluk; yük; zahmet; eziyet.

Külli

Bütün, tmle ilgili.

Küllî icra

Yalnızca bir alacaklının hukuka başvurmasına rağmen, diğer her alacaklının haciz sonrasındaki satıştan ödeme almasına külli takip denir. Bu tip icrada borçlu kişinin tüm mal varlığına el konulmaktadır. İflas hukukunda iflas yolunu ifade eder.

Külliyat

Hakkında yazılan tüm eserleri barındıran dizi.

Küsur

Artık.

Küşad

Açma; işletmeye açmak.

Kütüb

Kitaplar.

L

Lâ-akall

En azından; daha aşağı olmaz.

Lâ-yete gayyer

Sabit; değişmez; bozulmaz.

Lâ-yüs’el

Yaptığından sorumlu tutulmayan, yaptığı hakkında soru sorulmayan.

Laakal

En az.

Lâfz (lafız)

Söz.

Lağvetmek

1- Bir kuruluşu kaldırmak, işleyişine son vermek. 2- Hükümsüz kılmak, feshetmek, dağıtmak.

Lâhik

Yetişen; ulaşan; eklenen; sonradan tayin edilen; yenisi.

Lahiya

Gerekçeli karardan sonra verilen itiraz.

Lalettayin

Rastgele, gelişigüzel, sıradan.

Lâübâlî

İlişiksiz; kayıtsız; saygısız; senli benli.

Layiha

Dilekçe; yazılı dilek; istek; tasarı.

Layüsel

Kendisinden hesap sorulamayan,sorumsuz.

Lede-l-hâce

Hacet,ihtiyaç görüldüğü zaman.

Ledelicap

İcap ettiğinde.

Leh

Bir şeyden veya bir kimseden yana olma, aleyh karşıtı.

Lehdar

Yararlanan. sigortadan faydalanan gerçek ya da tüzel kişi veya kişilerdir.

Lehtar

Senet üzerinde adı yazılı olan kişi. Hamiline veya emrine yazılı senetlerde ise lehtar senedi elinde bulunduran ya da emrinde tutan kişidir.

Levâzım

Gerekli şeyler; malzeme; malzemeler.

Levazım

Gerekli olan şeyler, gereçler.

Levvam

Çekiştiren, dedikodu yapan, başa kalkan.

Liberal

Kişi özgürlükleri, düşünce özgürlüğü ve siyasi özgürlükler yanlısı kişi; başkalarına karşı hoşgörülü olan kimse, hoşgörüye dayanan tutum.

Likit alacak

Tutarı belli (muayyen), bilinebilir, hesaplanabilir alacak anlamındadır.

Literal

Kelimesi kelimesine, her şeyi harfi harfine yerine getiren, yalın sade.

Literatür

Herhangi bir bilim dalinda yazilmiş olan yazi veya eserlerin bütünü.

Livâ’

Bayrak; mülkî idarede kazâ ile vilâyet arasında bir derece; sancak.

Liyakat

Layık olma, yaraşırlık, uygunluk, değim.

1.layık olma, yaraşma, yaraşırlık, uygunluk. 2.yeterlilik, yetenek.

Lokavt

İşveren tarafından kendi teşebbüsüyle veya bir işveren kuruluşun kararına uyarak işçilerin topluca işten uzaklaştırılmasıdır.

Lükata

Buluntu; sokakta bulunup alınan sahibi belli olmayan şey.

M

Ma’dûd

Sayılı;

Maada

…Başka.

Maarif

Tahsil ile elde edilen ilim, malûmat, bilgi. meharet. üstadlık. hüner.

Madde-i sabıka

Yukardaki hükümler; geçen hükümler; daha önce anılan maddeler.

Maddi edim

Borçlunun malvarlığı ile ifa edeceği edim türü.

Maddi Gerçek

Gerçeğin delillerle canlandırılması.

Maddi Hata

HMK`nın 304. maddesine göre düzeltilebilecek “yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar”, olayın gelişinden ve dosyanın incelenmesinden bir maddi hata olduğu kolayca anlaşılabilen ad veya soyaddaki harf hataları, rakamlardaki eksik yazımlar vs. hatalardır.

Maddi mal

Taşınır ve taşınmaz mallar gibi fiziksel varlığı olan, gözle görülüp elle tutulabilen mal.

Madersahi

Anaerkil.

Madrûb

Dövülmüş; darbolunmuş; vurulmuş.

Madun

Alt aşamada bulunan, birinin buyruğu altında görevli,Ast.

Mafevk

Üst.

Mağdur

Haksızlığa uğramış.

Mağsûb

Gasbedilmiş; zorla alınmış mahal yer.

Mahakim

Yargı Kurumları, Mahkemeler.

Mahalli hukuk

Yöresel dar hukuk.

Mahalli idareler

Köy, kasaba ve şehir adı verilen belli yerleşim alanlarındaki mahalli ihtiyaçları gidermek üzere çeşitli kamu hizmetlerini yürütmekte olan kuruluşlardır.

Mahcur

Vesayet altına alınmış kişi; kısıtlı.

Mahcuz

Haczedilen; hacizli; üzerine haciz konulmuş.

Mahdut

Sınırlanmış; tahdit edilmiş.

Mahfuz

Saklı; gizli.

Mahir

Becerikli – İşinin Ehli.

Mahiyet

Nitelik; bir şeyin aslı, esası, içyüzü.

MAHKÛM

Hükümlü veya mahkûm; yapmış olduğu fiilden dolayı hukukî açından başkasının haklarına zarar verdiği gerekçesiyle toplumdan uzaklaştırılıp islah edilen, hüküm giymiş kişi.

Mahkumunbih

Hüküm konusu.

Mahlûl

Hallolunmuş; çözülmüş; mirasçısı bulunmayan ve hükümete kalan.

Mahluliyet kararı

Mirasçısı olmadığı için mal varlığının Devlete kaldığına dair mahkeme kararı.

Mahpus

İradesi dışında, bir mekanda tutulan, hapsedilen.

Mahrukat

Yakacak,yakıt.

Mahrum

Yoksun; dilediğini, istediğini elde edemeyen.

Mahsulât

Mahsuller; ürünler.

Mahsup

Hesap edilmiş; hesaba dahil edilmiş.

Mahsup etmek

Borcunu alacağından düşmek.

Mahsus

Özgü; özel; müstakil; özel olarak.

Mahzar

Erişen, ulaşan.

Maiyet

Üst görevlinin yanında bulunan kimseler, alt kademedekiler.

Makable Şamil

Geçmişe uygulanan, geçmişe şâmil olan.

Makable şâmil

Geçmişe dokunan; geçmişe etkili olan; geçmişteki olayları da etkileyen.

Makable Şümul

Bir yasanın kabul ediliş tarihinden önce gerçekleşmiş suçlara uygulanmamasını sağlayan bir hukuk kuralıdır. Yeni yasanın geçmişe uygulanması, ancak yasanın suçlu lehine olan veya söz konusu kişilere yeni haklar getiren maddelere söz konusu kişilerin talebi halinde mümkün olabilir.

Makable teşmil

Bir hükmün etkisinin geriye yürütülmesi.

Makaddim

Takdim eden dilediğini öne alan ve ileri geçiren,her şeyi yerli yerine koyan demektir.

Makrûn

Yakınlaştırılmış; yaklaştırılmış; yakın; ulaşmış.

Maksûr

Kasrolunmuş; kısıtlanmış; kısıtlı.

MAKSUT

KAST EDİLEN- İSTENİLEN GÜDÜLEN AMAÇLANAN.

Maktu

Götürü; belirli; miktarda; değeri biçilmiş; pazarlıksız.

Maktul

Kasten öldürülen kişi.

Makul

Akla Uygun- Mantıklı- Ölçülü.

Makule

Çeşit; tür; soy.

Mal

Hakikî veya hükmî bi kimsenin mülkiyeti altında bulunan, taşınır veya taşınmaz varlıkların bütünü (Varlık, servet, para, ticaret eşyası gibi.)

Mal birliği

Eşlerin, (evlilik sözleşmesinde birliğe dahil olmayacaklarını belirttiği mallar istisna olmak üzere) evlenme zamanında her birinin malik olduğu ve evliliğin devamı süresince mülk edindiği bütün malların dahil olduğu birlik üzerinde kocanın (karının şahsi.

Mal Ortaklığı

Eşlerin, ortaklığa girecek mal ve gelirleri sınırlandırmamış olduğu ve bunlar üzerindeki mülkiyet hakkını ortaklaşa kullanarak hiçbir payında bağımsızca tasarruf edemediği mal rejimi.

MALEN SORUMLU

Yargılama konusu işin hükme bağlanması ve bunun kesinleşmesinden sonra, maddi ve mali sorumluluk taşıyarak hükmün sonuçlarından etkilenecek veya bunlara katlanacak kişi.

Malik

Mülkiyet hakkı sahibi; bir şeye sahip olan kişi.

Malpraktis

Bilgisizlik, tecrübesizlik ya da hekimin hatasından dolayı hastanın zarar görmesi.

Malumat

Bilgi.

Malumat-i zaruriyye

Zorunlu bilgi.

Malumatfuruş

Bilgiçlik taslayan.

Malül(ma’lul)

Hastalıklı, sakat, bozuk veya eksik.

Mamafih

Bununla birlikte, durum böyleyken manalarına gelir.

Mamelek

Malvarlığı.

Mansub

Atanmış; nasbolunmuş.

Marazı Akliye

Akıl Hastalığı.

Marifetiyle

Yoluyla;aracılığıyla.

MARUF

BİLİNEN, TANINAN.

Maruz

Arzolunmuş; bir şeyin karşısında etki altında bulunan.

Masarif

Masraflar; giderler.

Masarifi muhakeme

Muhakeme masrafları.

Maslahat

Emir; buyruk; madde; husus; dirlik düzenlik; iş.

Masrûf

Sarfedilmiş; harcanmış.

Matbu

Basılı; basılmış.

Matlab

Talep olunan; istenen şey.

Matlubat

Alacaklar; istenen şey.

Matlup

İstenilen şey. alacak. muhasebe kayıtlarında alacaklı hesabın yer aldığı taraf. muhasebe kaydının sol tarafı.

Matrah

Bir verginin miktarını belirtmek için esas alınan değer.

Matuf

Yöneltilmiş; yönelik.

Mazarrat

Zarar; zararlar; zarar verici; zarar verme.

Mazbata

Tutanak.

Mazbut

Düzenli, düzgün, beğenilen. Ele geçirilmiş, zaptedilmiş.

Mazbut vakıf

Yönetimi devlet tarafından ele alınmış vakıf.

Mazhar

Erişen; bir şeyden yararlanma; ulaşma.

Mazireti sahiha

Gerçek engel.

Mazmûn

Ödenmesi gereken şey.

Maznun

Zanlı; sanık.

Mazruf

Zarf içine konmuş, zarflı.

Mazul

İşinden çıkarılmış, kovulmuş, azledilmiş.

Me’cur

Kiraya verilen şey; kiralanan.

Kiraya verilen mal , eşya.

Meail

Sorunlar.

Mebaliğ

Meblağlar; tutarlar; ganimetler; paralar.

Mebânî

Binalar; yapılar.

Mebde

Evvel;başlangıç; prensip; ilk unsur.

Mebi

Satılan şey.

Meblâğ

Para tutarı; akçe.

Mebnî

Buna dayanan; ….den dolayı; ……den ötürü; bu sebeple; bu yüzden; üzerinde kurulu.

Mebni

Üzerine binâ edilmiş,oturtulmuş,dayanmış,dayanarak.

Mecâri

Su yolları; akıntı yerleri; su yatakları; mecralar.

Meccanen

Parasız olarak, bedava, ücretsiz; beleş, karşılıksız.

Meccanî

Parasız; bedava.

Mecelle

Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye veya kısaca Mecelle, 1868-1876 yılları arasında Ahmet Cevdet Paşa başkanlığındaki bir komisyon tarafından derlenen İslami özel hukuk (medeni hukuk) kuralları kodeksidir. Osmanlı İmparatorluğu’nun son yarım yüzyılında şer’i mahkemelerde hukuki dayanak olarak kullanılmıştır.

Mecmu

Toplam, yığılmış, bir araya getirilmiş.

Mecmuu

Tümü; tamamı; hepsi.

Mecra

Bir işin gidiş, oluş yolu; akarsu yatağı; su yolu.

Mecruhiyet

Yaralama.

Mecz Etmek

Kendinde bir araya getirmek, içine almak.

Meczum

Anlaşılan.

Meçhul

Bilinmeyen; tanınmayan.

Meçzum

Anlaşılan.

Medar

Dayanak; yardım; elverişli.

Medar-ı Mesuliyet

Bazı suçlardan sorumlu tutulma sebebi.

Medarı tatbik

Uygulanabilir.

Medih

Övgü- Övme.

Medlûl

Delillendirilmiş; delil getirilmiş şey; bir kelimeden veya işaretten anlaşılan.

Mefhum

Kavram,bir sözün ifade ettiği anlam.

Mefhumu muhalif

Karşıt kavram.

Mefruğunbih

Devir konusu şey.

Mefruğunleh

Kendisine bir şey ya da hak devrolunan kimse.

Mefruşat

Döşeme; ev eşyası.

Mefsuh

Feshedilmiş.

Mehaz

Bir eser yazılırken başvurulan kaynak, su akacak yer, su mecrası.

Mehil

Süre; önel.

Mekr

Hile yapmak, aldatmak.

Mektum

1-Saklanan, gizlenen, saklı, gizli. 2-Resmi kayıtlara geçirilmeyen, devletten kaçırılan.

Melhuz

Muhtemel; gerekebilecek; umulur; beklenir.

Memalik

Ülke.

Memât

Ölüm,vefat.

Memnu

Menedilmiş; yasaklanmış; yasak.

Memnuiyet

Yasak edilme durumu, yasaklanma.

Memur

Kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri yapmak üzere atanmış olan kişilerdir.

Men

Yasak etme; bırakmama; durdurma; esirgeme; vermeme; önleme.

Men etmek

Engellemek; yasaklamak.

Men’i muaraza davası

Bir mal üzerinde;başka bir kimse tarafından ileri sürülen hak veya yapıların el atmanın önlenmesi isteğiyle açılan dava.

Menâfi

Menfaatler; yararlar; çıkarlar.

Menafil

Yararlar.

Menba’

Kaynaklar; çıkış yeri.

Menfaati amme

Kamu yararı.

Menfî

Olumsuz.

Menfi edim

Borçlunun bir şeyi yapmamak şeklinde icra edeceği edim türü.

Menfi Zarar

Olumsuz zaradır.

Menfii Tesbit

Borçlu olmadığının tespiti.

Menfur

Nefret edilen, tiksinilen.

Menkul

Taşınır; taşınır mal.

Menkuz

Bozulan.

Menşe

Kaynak; kök; başlangıç.

Mer’i

Yürürlükte olan, geçerli bulunan.

Mera

Bir veya birkaç köy veya beldeye ayrı ayrı veya ortak olarak,hayvanları otlatmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya öteden beri bu amaçla kullanılagelen arazi.

Merbut

Bağlı.

Merci

Başvurulacak yer veya makam.

Merhun

Rehnedilen mal.

Meriyet

Yürürlük.

Mersule

Gönderilen.

Mesafeli Satış Sözleşmesi

Çevrimiçi kaynaklar üzerinde düzenlenmiş hazır biçimde sunulan ve hizmet ve/veya emtiayı almak isteyen tarafın “okudum, anladım” benzeri bir seçenek üzerinden onayladığı ilzam edici sözleşme, elektronik akit.

Mesağ

İzin; ruhsat; cevaz.

Mesaha

Ölçme; ölçümleme.

Mesail

Meseleler.

Mesâkin

Meskenler; oturulacak yerler.

Mesele-i hukukiye

Hukuki sorun.

Mesele-i mukaddime

Ön sorun.

Mesele-i müstehire

Bekletici sorun.

Mesken

Kişinin fiilen oturduğu yer, konut.

Meskûn

İçinde insan oturan; oturulan; yerleşilmiş.

Meskun

Üzerinde yaşam alanı bulunan,oturulan arazi,yer.

Meskut kalmak

Konuşulmamak, değinilmemek.

Mesmu

Dinlenen; dinlenebilir; karar için incelenebilir.

Mesned

İsnad edilen şey; dayanılan şey; dayanak; rütbe.

Mesnet

Dayanak.

Mesul

Sorumlu.

Mesuliyet

Sorumluluk.

Meşfu

Şuf’a (önalım) hakkının ilişkin olduğu mal.

Meşgale

İş, uğraş.

Meşhûd

Görülen.

Meşhudat

Şahitlik.

Meşru müdafaa

Uğranılan bir saldırı karşısında kişinin kendisini korumak için başvurduğu yol.

Meşruhat

Açıklamalar verilmiş, şerhler konulmuş, tafsilât.

Meşruiyet

Hukuka uygunluk.

Meşrut

Şart koşulmuş; şartlı; şarta bağlı.

Meşruta tevliyet davası

Vakfeden kişinin mütevelliği kime şart kıldığı yolundaki uyuşmazlıkla ilgili dava.

Methaldar

Bir işte parmağı bulunan, bir işe karışmış olan.

Metruk

Terk Edilmiş.

Metrukiyet

Yürürlükte bulunan kanunun uygulanmaması durumu.

Mevaşi

Koyun,keçi,öküz,inek gibi hayvanlar; geviş getiren hayvanlar; hayvan.

Mevcudat Defteri

Bir dairede veya bir ambarda bulunanların Listesini içeren defter, mevcutları gösteren envanter defteri.

Mevdaddı mahsusa

Özel hükümler.

Mevduat

Bankalara ve benzeri kredi kurumlarına istenildiğinde ya da belli bir vade ya da ihbar süresi sonunda çekilmek üzere yatırılan paralardır.

Mevhûm

Varsayılan; var olarak kabul edilen; kuruntuya dayanan.

Mevkuf

Vakfedilen şey.

Mevkufen

Tutuklu olarak.

Mevkufiyet

Tutukluluk durumu, Alıkonulma durumu.

Mevkute

Belirli aralıklarla çıkan (periyodik) yayın.

Mevrid

Varacak yer.

Mevsuf

Belli başlı özelliklerle nitelendirilen kişi ya da şey demektir.

Mevsukiyet

Sağlamlık.

Mevta

Ölü, ölmüş kimse , ceset.

Mevzuat

Yürürlükteki hukuk kurallarının bütünüdür.

Mezkur

Bahsi geçen, Zikredilen.

Mezkûr

Adı geçen, anılan, sözü edilen, zikredilen, zikrolunan.

Mezrûât

Ekilip biçilmiş tohumlar; ekinler.

Mezun

İzinli; yetkili; bir okulu (kursu) bitiren kişi.

Mezuniyet

İzin; yetki; bir okulu (kursu) bitirip diploma alma.

Mihnet

Sıkıntı.

Mikâp

Bir şeyin küp olarak değeri (örneğin; metremikâp.

Milk

Kudret; tasarruf; mülk.

Minval

Şekil.

Miras

Ölen bir yakınından kalan mal mülk, para veya servet.

Miras Şirketi

Mirasın açılmasından, bölüştürülmesine kadar, mirasa dahil olan mal, hak ve borçların oluşturduğu topluluk.

Misillû

Benzer; örnek gibi.

Mizan

Muhasebede kontrol aracı olarak kullanılan, hesapların belli tarihlerde tekrar incelendikten sonra, borç ve alacak toplamlarıyla bakiyelerinin bir tabloya toplu bir şekilde yazılmasıyla oluşan özet bir tablodur.

Mobbing

Çalışan bireyi pasifleştirmek, yıpratmak ve yıldırmak gibi amaçlar için huzursuz etme, aşağılama, dışlama, önemsememe gibi bilerek ve belirli bir şekilde yapılan baskıcı yönetim ve psikolojik şiddet olarak tanımlanabilir.

Muaccel

İvedi; peşin; vadesi (eceli) gelmiş; ödenmesi gereken hale gelmiş.

Muacceliyet

Borcun vadesinin gelmiş olması.

Muaddel

Değişik.

Muaddün-li-l-istiglâl

Kiraya verilmek üzere yapılmış şey; kiralık eşya.

Muadil

Denk; eşit.

Muafiyet

Affedilmiş olma; bağışıklık; yükümlülük dışında tutulmuş.

Muâhede

Antlaşma; karşılıklı ant içme.

Muahedename

Antlaşma, Anlaşma vesikası, antlaşma kâğıdı, anlaşma hükümlerinin yer aldığı kâğıt, ahidnâme.

Muaheze

Kınama, Ayıplama, Eleştiri.

Muahhar

Sonraya bırakılmış; tehir edilmiş; sonraki.

Muallak

Havada boşta duran; sürüncemede kalmış.

Muamelat

Muameleler; işlemler.

Muaraza

Çekişme; sataşma; birbirine karşı gelme; bir hak talebi; kavga.

MUASSIR

Aynı yüzyıl içinde olan.

Muattal

İşlemez, kullanılmaz duruma gelmiş. Boş, işsiz.

Muavenet

Yardım.

Muavin

Yardımcı.

Muayyen

Belirli; belli; saptanmış.

Muayyen mâ-adâ

Başka; dışında.

Mubayaa

Satın alma.

Mucibince

Gereğince; uyarınca.

Mucip

Gerektiren; gerektirici; icapcı; öneri sahibi.

Mucip sebepler

Gerektirici sebepler; gerekçe.

Mucir

Kiraya veren kimse.

Mudi

Bankaya para yatıran kimse.

Mugayir

Aykırı; zıt; ters.

Muğlak

Flu, anlaşılması güç, anlaşılmaz, karışık.

Muhabere

Haberleşme, yazışma.

Muhâceret

Göç, göçme.

Muhaceret

Göç, göçme, yaşamakta olduğu ülkeden yabancı bir ülkeye uzun veya kısa süreli yerleşmek için gitme.

Muhacir

Göçen, göçmen, hicret eden.

Muhakemat

Doğru hüküm verme ,akıl yürütme,yargılama,sorgulama.

Muhakeme

Yargılama.

Muhakkik

Soruşturma yapan kimse, soruşturucu, gerçeği araştıran.

Muhal

İmkansız, gerçekleşmesi mümkün olmayan.

Muhami

Avukat.

Muhammen

Tahmin edilen.

Muharrer

Yazılı; yazılmış.

Muhassas

Tahsis olunmuş; tayin edilmiş; özgü.

Muhatap

Kendisine söz söylenilen kimse, kendisiyle konuşulan kimse.

Muhatara

Riziko; zarara uğrama tehlikesi; tehlike; zarar ve ziyan.

MUHAYYEL

Hayal gücüyle yaratılan, Hayal edilen.

Muhayyer

Beğenilmediğinde geri verilmek üzere (alınan ya da verilen eşya)

Muhayyerlik

Bir sözleşme ile,belirlenen edimin yerine bir başkasını geçirmek yetkisi; seçimlik hak.

Muhdesat

Sonradan yapılmış; sonradan meydana gelmiş şeyler; yeni şeyler.

Muhik

Haklı; geçerli; uygun; gerekli.

Muhkem kaziye

Kesin hüküm.

Muhkim

Kuvvetleştiren, sağlam kılan, ihkam eden.

Muhtar

Özerk; bağımsız; köyde devlet işlerini gören köyün başı.

Muhtasar

Kısaltılmış olan, kısa, özet.

Muhtassun binnas

Kendisine tahsis edilmiş,kendisine özgülenmiş.

Muhtel

Bozulmuş, eksilmiş, zarara uğramış.

Muhtelif

Çeşitli; değişik; farklı.

Muhteva

Bir şeyin içindeki, içerik, anlam yükü.

Muhtevî

İçeren, barındıran.

Muhteviyat

İçerik,içindekiler.

Muhtıra

Uyarı.

Mukabeleihilmisil

Karşılıklılık esası.

Mukabil

Karşılık; karşı.

Mukaddem

Önce; önce gelen; daha öncede bulunan.

Mukadderat

Kader; yazgı; ölçülebilen,sayılabilen şeyler.

Mukannen

Kesinleşmiş, kanunlaşmış.

Mukannin

Kanun koyucu, kanun yapan.

Mukarrer

Kararlaştırılmış.

Mukarrerat

Kararlar; kararlaştırılan şeyler.

Mukataa

Arazinin belli bir ücret karşılığında kiraya verilmesi; bağ,bahçe,arsa durumuna getirilen ekim toprağı için verilen vergi.

Mukavele

Sözleşme; akit; bağıt.

Mukavelename

Sözleşme.

Mukavemet

Direniş,direnç.

Mukavemet etmek

Direnmek.

Mukayese

Karşılaştırma.

Mukayyet

Kayıtlı; sınırlı; kaydolunmuş; deftere geçirilmiş.

Mukayyit

Kayıt işlemlerini yapan kimse.

Mukim

Bir yerde, adreste oturan, ikamet eden.

Mukriz

İkraz eden; borç veren; ödünç veren.

Muktazi

Gerekli.

Muktebes

Yararlanmak için alınmış, aktarılmış.

Munkati

Kesilmiş; ara verilmiş.

Munkazi

Bitmek.

Munsifane

İnsaflı ölçüde.

Muntafî

Sönme; ortadan kalkma.

Muntazar

Beklenilmiş,intizar edilen,gözlenen.

Muntazır

Bekleyen; gözetleyen.

Munzam

Ek.

Murabaha

Kanunun belirlediğinden fazla faiz alınması; tefecilik.

Murafaa

Duruşma, oturum.

Murahhas müdür

Bir anonim ortaklıkta, temsil ve idare yetkisi şirkette pay sahibi olmayan 3. bir kişiye verilmişse bu kişiye denir. Murahhas müdür şirketi tek başına yönetmeye haiz değildir.Yönetim kurulundan en az bir üyeye daha temsil yetkisi verilmelidir.

Murahhas üye

Temsil yetkisi yönetim kurulu üyelerinden bir ya da birkaçına devredilirse bu üyelere murahhas üye denir.

Murakabe

Denetleme; kontrol; gözetme.

Murakıp

Denetçi.

Muris

Kazandıran; veren; miras bırakan, ölümüyle, hakkında miras hukuku hükümlerinin uygulandığı kişi; miras bırakan.

MİRAS BIRAKAN, ölümüyle, hakkında miras hukuku hükümlerinin uygulandığı kişidir.

Murtabıt

Bağlantılı.

Murtabit

Bağlantılı.

Musaddak

Tasdikli; onaylı.

Musaddık

Onaylayan, tasdik eden, imzalayan.

Musakka

Sulu tarla;suyu bulunan taşınmaz.

Musakkaf

Üstü tavanla örtülmüş; tavanı,damı olan;

Musakkafat

Gelir getiren kapalı (damlı) binalar.

Musaleh

Mirasçı.

Muslihûn

Arabulucu, sulh ettiren, düzeltip iyileştiren.

Mustahak

1.Bir şeye hak kazanmış, bir şeyi hak etmiş (kimse) 2.Bir kimsenin layık olduğu ödül ya da ceza.

Mutabakat

Anlaşma, uyuşma, uzlaşma.

Mutad

Alışılmış; âdet olunmuş; normal.

Mutad usül

Alışılmış, normal usül.

Mutakabat

Uzlaşı.

Mutalebe

Talepte bulunma; istemde bulunma.

Mutallaka

Boşanmış kadın.

Mutasarrıf

Tasarruf eden; sancakların en büyük mülki amiri.

Mutat

Alışılmış, normal.

Mutavassıt

Aracı; aracılık eden; vasıta olan.

Mutazammın

İçine alan, üstüne alan; kefil olan; ödemeyi üstlenen.

Mutazarrır

Zarar gören kimse.

Muteber

Geçerli; itibarlı; hatırı sayılır; güvenilir; sağlam.

Muteberiyet

Geçerlik; geçerlilik.

Muteriz

Karşı gelen, itiraz eden, itirazcı.

Mutlak Butlan

İşlem gerçekleşemez,hukuka uygunluğu imkansız durum.

Mutlak hak

Herkese karşı ileri sürülebilen haklardır.

Mutlak muvazaa

Tarafların gerçekte herhangi bir muamele yapmayı düşünmedikleri halde, sadece üçüncü şahısları yanıltmak amacıyla, aralarında bir muamele yapılmış gibi göstermeleri.

Muttali

Öğrenme; haberdar olma; bilgilenme.

Muvacehe

Yüzleştirme.

Muvâcehe

Yüzleştirme; yüz yüze gelme.

Muvafakat

Uygun görme; onama; razı olma; rızası olma.

Muvaffakat

Uygun görmek, onaylamak, kabul etmek.

Muvafık

Uygun; yerinde.

Muvakkat

Geçici; süreksiz.

Muvakkaten

Geçici olarak.

Muvâzaa

Danışıklı işlem.

Muvazaa

İrade ile irade beyanı arasındaki karşılıklı, bilerek ve isteyerek yaratılan uyuşmazlık.

Muvazaadan arî

Taraflar arasında göstermelik bir anlaşma ve/veya sözleşme olmadan, tamamen gerçek.

Muvazaalı

Danışıklı.

Muvâzene

Denge.

Muvazene defteri

Noterlerin aylık gelir ve giderlerinin kaydedildiği defter.

Muzâf

İzafe edilmiş; bağlı; bağlanmış; katılmış; yönelik.

Muzaf

Bağlı, katılmış, izâfe olmuş, bağlanmış.

Mübâdele

Bir şeyin başka bir şeyle değiştirilmesi; değiştirme; değiş-tokuş; değişim.

MÜBADELE

Değişme, değiş tokuş.

Mübalağa

Abartı, Abartmak.

Mübaseret

Bir işe başlama, Girişme.

Mübaşir

Yargıç tarafından verilen emir ve tedvirleri tatbik ile vazifeli adliye memurudur.

Mahkemede duruşmaya girecekleri ve tanıkları çağıran, yargıcın emirlerini bildiren, kâğıtları getirip götüren görevli, çağrıcı.

Mübayaa

Satın alma.

Mübayenet

Zıtlık, iki şey arasındaki zıddiyet, aykırılık.

Mübâyenet

Birbirine zıt olan şeyler, kaideler, iddialar, hükümler arasındaki görünüş.

Mübâyin

Zıt; aykırı; ters.

Mübeyyin

Gösterir.

Mübhem

Açık ve belirgin olmaksızın. Belirsiz.

Mübrez

Gösterilmiş, meydana konulmuş, ibraz olunmuş.

Mücamele

Karşılıklı olarak iyi muamelede bulunma. Güzel ve hoş geçinme.

Mücâvir

Komşu olan; yanında bulunan.

Mücavir alan

Mücavir alan, belediye sınırları dışında olup, imar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyeti altına verilmiş olan alanlardır.

Mücbir

Zorlayıcı; zorlayan.

Mücbir Sebep

Zorlayıcı nedenler, önceden gözönüne alınmasına ve bunun sonucu olarak ortadan kaldırılmasına olanak bulunmayan ve dış bir etkiden ileri gelen olay.

Mücceddeden

Yeni olarak, yeni olmak üzere, yeni baştan.

Mücerred

Soyut; genel.

Mücerret

Yalın Durum.

Mücmel

Kısa ve öz olarak anlatılmış; açıklanmadıkça ne anlama geldiği anlaşılamayan ibare.

Mücrim

Suçlu.

Müctemian

Topluca; toplu olarak.

Müdafaa

Savunma.

Müdafi

Savunucu; savunan.

Şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı.

Müdahalenin men’i

Taşınır veya taşınmaz bir mala karşı yapılan maddi elatma veya sataşmanın, ayni hakka dayanılarak önlenmesi.

Müdahil

Davaya müdahale eden.

Müddea

Davacının dava ettiği şey; dava konusu.

Müddeaaleyh

Davalı; hakkında dava açılan kişi.

Müddeabih

Dava konusu.

Müddei

Davacı; iddia eden kişi.

Müddei aleyh

Davalı; hakkında dava açılan kişi.

Müddei umumi

Savcı.

Cumhuriyet Savcısı,iddiacı.

Müddeiumumiye

Cumhuriyet savcısı.

Müddet-i Muhafaza

Süre Tutum.

Müddetname

Savcılık tarafından hükümlünün cezaevine teslimi sonrasında hazırlanan bir belgedir. Bu belge ile hükümlünün ne kadar süre cezaevinde kalacağı belirtilir. Burada yer alan bilgiler resmi makamlarca hazırlanmıştır.

Müdrik

İdrak eden.

Müebbet

Sonsuz; süresiz.

Müeccel

Vadeli; vadeye bağlanmış; zamanı henüz gelmemiş.

Müeddî

Tediye eden; eda eden; doğuran.

Müellif

Yazar, Kitap yazan veya kitap hazırlayan, bir eseri ortaya koyan ve eserin sahibi olan kimse,.

Müennes

Dişi, Dişilikle ilgili olan.

Müesses

Kurulmuş; kurulu; tesis edilmiş.

Müessir

Tesir eden; etkili; tesirli.

Müeyyid

Teyid eden; doğrulayan; kuvvetlendiren.

Müeyyide

Yaptırım; destek; hukuk kurallarının uygulanmasını sağlamak ve zorlamak için yasalara konulan hükümler; bir kuralın emir ve yasaklarına uyulmadığı zaman karşılaşılacak olan tepkidir.

Müflis

İflas eden kişi; mahkemelerce iflasına karar verilen kimsedir.

Müfrez

Bütünden ayrılmış.

MÜFTERİ

Herhangi bir olay ya da gelişme hakkında yalan söyleyen, iftira atan ve kara çalan kişi ya da kişileri ifade eder.

Mühür

Bazı kişi ve kurumların, yaptıkları işlemi veya koruma altına aldıkları eşyayı belgelendirmek için kullandıkları kazılı damga vb. araç.

Mükellef

Yükümlü; ödevli; görevli.

Mükellefiyet

Yükümlülük; bir kimseye veya bir şeye yükletilen yüküm; görev.

Mükerrer

Tekrarlanmış, yenilenmiş.

Mükerrir

Tekerrür.

Müktesebat

Edinilen, kazanılan bilgiler, edinç, kazanım.

Müktesep

Kazanılmış kazanılmış hak.

Müktesip

İktisap eden; kazanan; edinen.

Mülâhaza

Düşünce; görüş.

Mülâhazât

Düşünceler.

Mülatefe

Birbirine latife etmek. Şakalaşmak. İltifat etmek.

Mülga

Kaldırılmış, ilgâ edilmiş.

Mülhak evkaf(vakıf)

Vakıf yöneticileri(mütevelliler) tarafından yönetilen ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından denetlenen vakıflar.

Mülhakat

Bir merkeze bağlı olan yerler.

MÜLHEM

İçe doğmuş, birinin içine doğmuş, esinlenmiş.

Mülk arâzi

Mülk arâzi, ona malik olan kimseye en geniş anlamı ile kullanma, yararlanma hakkı veren ve mülkiyet hakkına ilişkin mutlak tasarruf yetkisi sağlayan bir arazi çeşididir ki, malik, toprağın hem mülkiyetine ve hem de ona tasarruf etmenin mutlak ve inhisarı yetkisine sahip bulunmaktadır.

Mülki

Ülke ile ilgili; ülke yönetimine ilişkin.

Mülkiyet hakkı

Kişiye, kanunların öngördüğü sınırlar içinde, sahibi olduğu maldan ve malın hukuki ve doğal ürünlerinden yararlanma ve o mal üzerinde tasarruf etme yetkisi veren egemenlik hakkı.

Mültezem

Gerekli görülen; kayırılan.

Mülzem

Bağlı.

Mümas

Temas eden. Değinen.

Mümâselet

Benzeme; benzeyiş; andırma.

Mümasil

Örnek; misâl; benzeyen; andıran.

Mümellek-ün-leh

Kendisine bir şey temlik olunan kimse.

Mümellik

Temlik eden; mülk olarak veren kişi.

Mümessil

Temsil eden; temsilci.

Mümeyyiz

Sezgin; temyiz eden; iyiyi kötüden ayırma yeteneğine (temyiz gücüne) sahip kimse.

Mümtâz

Üstün; ayrıcalıklı; imtiyazlı.

Mümtazen

Olağanüstü yükselme, fevkalade yükselme.

Mümteni

Çekinen; imtina eden; olamaz;

Mümzi

İmza sahibi, imza eden.

Mün’akid

İki taraf arasında resmî olarak kabul olunmuş.

Mün’akit olmak

Bir sözleşmenin kurulması; akdin oluşması; üzerinde anlaşma yapılmak.

MÜNADİ

Kamuya duyurulmak istenilen şeyleri yüksek sesle haber vermeyi iş edinmiş olan kimse.

Münafi

Zıt, Aykırı, Hukuk Kuralına Uymayan, Ters Düşen.

Münakale

Bir taşınmazla ilgili yeni kayıtla eski kayıt arasında bağlantı kurma. (tedavül)

Münakaşa

Artırma ve eksiltme.

Münasip

Uygun.

Münâzaa

Uyuşmazlık; çekişme; anlaşmazlık.

Münazaa

Çekişme, iki taraf arasındaki düşmanlık.

Münaziünfih

Niza konusu; uyuşmazlık konusu olan şey; dava konusu.

Münbais

Doğan; ileri gelen.

Müncer

Sonuçlanan; şu veya bu sonuca varan.

Müncezib

Beriye çekilen, cezbedilen.

Mündemic

İçinde bulunan; (içinde)yatan.

Mündemiç

Bir şeyin içinde var olan, bulunan, saklı olan.

Münderecat

İçerik; kapsam; içindekiler.

Münferiden

Tek tek; ayrı ayrı; tek başına.

Münferit

Tek, ayrı, kendi başına.

Münfesih

İnfisah etmiş; bozulmuş; dağılmış.

Münhal

Boş, görevlisi bulunmayan.

Münhasır

..Ye özgü; ..ye ayrılmış; ..ye mahsus; sınırlanmış; ayrılmış.

Münhasıran

Buna has olarak. Hususi olarak, sadece, yalnız olarak, özellikle. Sadece, sâde. Bir işe veya bir şeye âit olarak. Yalnız birine özgü olmak üzere, özel olarak.

Münkasem

Bölünmüş.

Münkati

Kesilen; kesilmiş; kesik; aralıklı.

Münkir

İnkar eden.

Münselip

Kaybetme, keybeden.

Müntakil

İntikal eden; geçen.

Müntehap

Şeçilen,seçilmiş bulunan.

Müntehî

Nihayet bulan; sona eren; son; en son; bir şeyi tamamlayan.

Müntehip

Seçmen.

Müntehir

İntihar eden. Özkıyımda bulunan.

Müntesip

1.Bir yere, birine bağlanmış, kapılanmış, intisap etmiş olan. 2.İlgisi bulunan, ilgili.

Müphem

Belirsiz, açık olmayan.

Müptezel

1-Saygınlığını yitirmiş, bayağılaşmış. 2-Çokluğu dolayısıyla değerini yitiren, değersiz.

Mürâdif

Eş anlam; aynı anlam.

Mürafaa

Sözlü duruşma; genellikle Yargıtay’da veya İdare Mahkeme’lerinde yapılan duruşmaya verilen ad.

Müraselât

Gönderilen şeyler; mektuplar; yazışmalar.

MÜREFFEH

Refah ve varlık içinde yaşayan, gönençli.

MÜREKKEP FAİZ

Bileşik faiz, ara dönemlerde gerçekleşen faizlerin anaparaya eklenmesi sonucunda ortaya çıkan toplam üzerinden ödenen faiz anlamına gelmektedir.

Mürettep

Tertip edilmiş; düzenlenmiş.

Mürtebit

Bağlantılı; ilişkili; ilgili.

Mürtefi

Kaldırma kaldırılmış.

Mürtehin

Rehin alacaklısı; ipotek hakkına sahip.

Mürur hakkı

Geçit hakkı.

Müruru zaman

Zaman aşımı; bir davanın açılması veya hükmün yerine getirilmesi için kanunen belirli zamanın geçmesi.

Zaman aşımı, geçmiş zaman.

Müsaade

İzin; yardım; uygun olma; serbestlik.

Müsadere

Zoralım; bir kimsenin taşınır veya taşınmaz bir malının, kendi isteği olmaksızın devlet tarafından elinden alınması.

Müsakkaf

Üzeri dam ile örtülü bina.

Müsamaha

Hoş görme; göz yumma; tolerans tanıma.

Müsâvât

Eşitlik.

Müsavat

Eşitlik, denklik.

Müsavi

Eşit; eş düzeyde; aynı seviyede.

Müsâvî

Eşit,denk anlamına gelmektedir.

MÜSEBBİB

Sebep, vesile ve mucib olan. Vücuda getiren, kuran.

Müseccel

Tescilli; yazılmış; kayıtlı; damgalanmış.

Müsnet

İsnat edilmiş; yüklenmiş.

Müspet edim

Borçlunun, belli bir şeyi yapmak ya da vermek şeklinde olumlu bir davranış biçimi ile yerine getireceği edim türü.

Müspet zarar

Alacaklının borçlunun borcunu gereği gibi ifa etmesi durumunda malvarlığının ulaşacağı durum ile ifanın gereği gibi yerine getirilmemesi sonucu mevcut durumu arasındaki farkı ifade eder. Bu zararın istenebilmesi için sözleşmenin taraflarca feshedilmemiş ve ayakta olması gerekir.

Müstacel

İvedi; tez; hemen yapılması gerekli.

Müstacelen

İvedi olarak; acele olarak.

Müstaceliyet

İvedilik; acil olma hali.

Müstafi

İsteğiyle işten çekilmiş, istifa etmiş.

Kendi isteğiyle işinden çekilmiş, istifa etmiş.

Müstagallât-ı mevkufe

Hayır kurumlarına gerekli geliri sağlamak üzere vakfedilmiş mallar.

Müstağrak

Garkolmuş, dalmış, batmış.

Müstahdem

Hizmette bulundurulan kimse, hizmetli, odacı, hademe.

Müstahsil

Üretimle uğraşan kimse, yetiştirici.

Müstahzar

Önceden hazırlanarak(eczanelerde) kullanıma sunulan ilaç.

Müstakar

İstikrar bulmuş, yerleşmiş, durulmuş, karar kılınan, yerleşilen yer.

Müstakil

Bağımsız, kullanış yönünden başka bir yapı ile bağlantısı olmayan, belli kişi veya kişiler için ayrılmış olan.

Müstear Ad

Bir kimsenin belli bir işi yaparken gerçek ismini gizlemek amacıyla kullandığı takma addır.

Müstebit

Zorba, despot.

Müstecir

Kiracı, kira karşılığı bir yeri tutan.

Müstedi

Dilekçe veren, istida eden kimse.

Müstefi

İstifa etmiş kişi.

Müstehak

Hak eden.

Müstehap

1.Hoşa giden, sevilen, beğenilen. 2. Dinen emredilmediği hâlde yapıldığında sevap kazandıran davranış.

Müstehik

İstihkak sahibi; hak kazanmış; haketmiş; layık.

Müstelzim

Gerektirici; doğurucu; sonuç doğurucu.

Müstemir

Sürekli, kesintisiz.

Müstemiren

Sürekli,aralıksız.

Müstemleke

Sömürge.

Müstenidat

Herhangi bir mevzunun açıklanmasında, onaylanmasında, kabul edilmesinde kriter olarak işaret edilen diğer bağlı belgedir.

Müsteniden

Dayanarak; bir şeye dayanarak; delil göstererek.

Müstenif

İstinaf eden.

Müsterham

Yalvarılarak istenmiş, saygı ile ricâ edilmiş, istirham olunmuş.

Müstesna

Ayrık; istisna olan; kural dışı.

Müşâ’

Ortaklar arasında beraberce kullanıldığı halde paylara ayrılmamış şey; ortak mal.

Müşâbehet

Benzeyiş; benzeme.

Müşâbih

Benzeyiş; benzeme.

Müşahede

Gözlem.

Müşahhas

Somut.

Müşârün-ileyh

Adı geçen; anılan; ilim ve resmi mevkii yüksek olan kimse.

Müşarünileyh

Adı geçen, adı anılan.

Müşavere

Danışım, danışmak.

Müşkilât

Zorluk; güçlük.

Müşteki

Şikayette bulunan, şahsî davacı. İlgili makama derdini aktaran.

Müşteki sanık

Bir ceza davasında kişi hem işlediği iddia olunan suçtan dolayı sanık, hem de kendisinden şikayetçi olan kişiden şikayetçi ise bu kişiye verilen sıfat.

Müştemilât

Eklenti.

Müştemilat

Eklenti, eklentiler.

Müşterâ

İştira edilmiş; satın alınmış.

Müşterek mülkiyet

Birden çok kişinin, kanun veya hukuki işlem nedeniyle, bir mala, fiilen bölüşmedikleri belirli paylar oranında malik olmaları.

Müşterek sorumluluk (müştereken)

Birden fazla şahsın, bölünemeyen bir borcun ödenmesinden, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olup, kendi aralarında payları oranında sorumlu olması halidir. (B.K. 61. ve 62. md)

Mütakabil

Tekâbül eyleyen, karşı karşıya gelen, karşılıklı durum arzeden.

Mütâlaa

Görüş; irdeleme; düşünce.

Mütalaa

Adli davada bilirkişilerin verdikleri fikirler.

Cumhuriyet Savcısı tarafından, delillerin tartışılması aşamasında esasa ilişkin verilen beyana esas hakkında mütalaa denir. Aradaki uyuşmazlığın çözümüne istinaden Cumhuriyet Savcısı’ndan son görüşün alınmasını ifade etmektedir.

Müteaddit

Birden fazla; çeşitli.

Müteahhidünbih

Taahüt edilen,yapılması istenilen şey.

Müteahhit

Taahhüt eden; yüklenici; belli bir inşaatı (eseri) yapmayı üstlenen.

Müteallik

İlişkin; bir şeye dair; ilgili.

Müteamel

Alışılagelmiş.

Mütebaki

Geriye kalan; artan.

Mütecaviz

Devletlerarası hukukuna göre meşru müdafaa dışında olarakdiğer bir devlete silahla tecavüz eden devletin durumudur.

Mütedâir

Dair olan; ilişkin; değin.

Mütedavil

Elden ele geçen; dönen; dolaşan; tedavül eden.

Mütedeyyin

Dindar.

Mütefavit

Birbirinden farklı, çeşitli.

Müteferri

Eklenti; eklenmiş; ekli; ilişkin; aynı kökten.

Müteferriât

Teferruat; ayrıntı.

Müteferrik

Dağınık; çeşitli; ayrı ayrı; türlü.

Müteferrika

Küçük giderler için ayrılan para -Güvenlik kuruluşlarında şüpheli kimselerin ilgili yerlere gönderilmek için geçici olarak barındırıldıkları bölüm -Padişah, vezir ve daha başka devlet büyüklerinin yanında, türlü hizmetlerde çalışan kimse.

Mütegayyib

Kaybolmuş; yitmiş.

Mütehammil

Tahammüllü; dayanıklı.

Müteharrik

1. Yer değiştirebilen, devingen, hareketli. 2.Çalışan, işleyen.

Mütehassıl

Doğan; hasıl olan; meydana gelen.

Mütehassıs

İhtisas sahibi, uzman.

Mütehavvil

Değişken; kararsız.

Mütekabiliyet

Karşılıklılık.

Mütekabiliyet Esası

Bir devletin, başka bir devletin vatandaşlarına uyguladığı hukuki veya fiili bir davranış biçimine karşılık, diğer devletin de aynı şekilde davranması.

Mütekaid

Emekli.

Mütekâmil

Tekâmüle ermiş kişi, ermiş, olgun, gelişkin.

Mütelahik

1.telahuk eden, yarışan 2.biribirinin arkasından gelen, birbirine katılan.

Mütelahik Dava

Hakların yarıştığı dava, mahkemeden istenen talebin birden fazla hukuki sebebe dayanmasıdır.

Mütemadi

Failin harekete geçmesiylehitam bulmıyarak, icrası bir müddet uzayan suçtur; kanuna muhalif olarak bir kimseyi tevkif ve hapsetmek, memnu silah taşımak gibi.

Mütemadiyen

Devamli olarak.

Mütemâyil

Eğilimli; taraflı görünen.

Mütemeddin

Medeni, görgülü, terakki etmiş, şehirleşmiş olan, bedeviliği, göçebeliği bırakıp medenileşmiş olan, medeni uygar halde bulunan, şehirleşmiş.

Mütemekkin

Yerleşen, ikamet eden, sakin olan.

Mütemerrid

Temerrüde düşen (kimse); yapması gereken bir şeyi yapmamakta direnen.

Mütemerrit

Temerrüte düşen anlamında.Vadesinde ödenmeyen bir borç dolayısıyla borçlunun düştüğü durum.

Mütemmim cüz

Tamamlayıcı parça; mahalli örf ve adete göre, bir nesnenin esaslı unsuru olan, o nesne yok edilmedikçe veya parçalanmadıkça yahut niteliği bozulmadıkça ondan ayrılması mümkün olmayan parçalar, o nesnenin tamamlayıcı parçasıdır.

Tamamlayıcı parça, bir şeyin kullanılmasında, kendisinden yararlanılmasında önemli etki ve katkısı bulunan ve asıl şeyden ayrılması imkânsız veya büyük tahribâta sebeb olan parçalar. Nelerin mütemmim cüz olduğunu geleneklere göre belirlemek mümkündür. Bir.

Mütenakıs

Çelişik.

Mütenasip

Uygun; denk.

Müterâfik

Beraber bulunan; karışık; birlikte.

Müterafik Kusur

Birlikte Kusur (birlikte nedenleme)

Müterakki

Terakkî etmiş, yükselmiş ve ilerlemiş olan, ileri, ilerlemiş.

Müterettib

Sıralanmış; ait olan; …..üstüne düşen; gereken; meydana gelen; dolayı; meydana gelen.

Mütesarlülfesat

Çabuk bozulan.

Mütesavi

Eşit, denk.

Mütesaviyen

Birbirine eş değerde.

Müteselsil

Zincirleme; dayanışmalı; ardı ardına.

Müteselsil Sorumluluk

Birden çok kimsenin, bir borcun veya zararın (tamamının) ödenmesinden, zincirleme olarak ve tek başına sorumlu olması.

Müteşebbis

Girişimci.

Müteşekki

Şikayet eden.

Mütevakkıf

Bağlı.

Müteveffâ

Vefat etmiş; miras bırakan.

Müteveffa

Vefat etmiş erkek.

Ölü (insan için)

Müteveffiye

Vefat etmiş kadın.

Mütevelli

Bir vakfın yönetiminin kendisine verildiği kişi; vakıf yönetim kurulu.

Mütevellit

Doğan; ileri gelen.

Müttefik-un-aleyh

Üzerine ittifak edilmiş; anlaşma sağlanmış.

Müttehaz

Verilen; ittihaz olunan; kabul edilen; yürürlükte bulunan.

Müttehit

Birleşik.

Müvekkil

Kendisini vekil ile temsil ettiren kişi; vekil eden.

Müvekkile

Herhangi bir olay karşısında avukat tutmuş kişi.

Müvezzi

Dağıtıcı.

Müyesser

Kolaylıkla olan, yapılan.

Müzaheret

Yardım; koruma.

MÜZAHİR

Arkalayan, destekleyici, arka çıkan, yardımcı.

Müzakere

Bir mesele hakkında karar vermeden evvel karar verecek kimseler arasında görüşlerin ortaya atılmasıdır.

Müzayaka

Sıkıntı, darlık, parasızlık.

Müzayede

Artırma; açık artırma.

Müzekkere

Yargılama makamının, bir kararın yerine getirilmesi konusunda belli bir makama yazdığıyazı.

N

Naçar

Çaresiz.

Nafaka yükümü

Bir kimsenin kanunun öngördüğü yoksulluğa düşmüş olan yakınlarına yardım etmekle yükümlü olmasıdır.

Nâfıa

Bayındırlık işleri.

Nagamât

Nağmeler, ağhenkler, güzel sesler.

Nağahani

Ansızın.

Nahiye

Bucak; bölge; kenar; kısım; çevre.

Nail olmak

Erişmek; kavuşmak.

Naiplik

Vekâlet.

Nakız

Bozan, bozucu aksini yapan. Bir ibâdetin geçerliliğini önleyen, bozan.

Nâkız

Bozma; kaldırma;

Nâm-ı müstear

Takma ad; eğreti ad nasb atama; tayin etme; dikme; saplama.

Namütenahi

Ucu bucağı olmayan, sonsuz.

Nası ızrar

Suç olarak düzenlenen mala zarar verme fiili.

Nâsıb

Nasbeden; diken; tayin eden; atayan.

Nâşî

Neşet eden; ileri gelen; ötürü; dolayı; sebebiyle.

Nâşi

Ötürü, dolayı,yüzünden.

Nâtık

Bildiren; bildirici; gösterici; söyleyen; konuşan; idrak eden; düşünen nazara almak göz önüne almak.

Navlun

Gemi ile yapılan taşımacılıkta sözleşmeyle belirlenen mal taşıma bedeli.

Navlun mukavelesi

Deniz yoluyla eşya taşımak üzere yapılan sözleşmedir.

Nazarı dikkat

Göz önüne almak.

Nazariye

Kuram.

Nazır

Bakan, vekil.

Nebât

Bitki.

Nedamet

Pişmanlık.

Nedbe

Yara izi.

Nef’î

Çıkar ile ilgili; faydacı.

Nefaset

Kıymetli olma, nefis olma durumu. Değerlilik.

Nehbü-Garet

Yağma, malın yağması.

Nema

Büyüme; gelişme; kazanç; kâr; getiri; faiz.

Nesafet(nasfet)

Soyut ve katı nitelikteki kuralların uygulamada doğurduğu haksız uygulamaları yumuşatarak adalet ve hakkaniyete uygun hale getirilmesi.

Nesayih

Nasihatler.

Neseben

Soyla ilgili; soy bakımından.

Nesep

Ana baba ile çocuklar arasındaki hukuki bağ.

Neşet

Meydana gelmek, vücuda gelmek. Büyüyüp kat ve kamet sahibi olmak. Yetişmek, ileri gelmek.

Neşet etmek

Doğmak; ileri gelmek; kaynaklanmak.

Neşir

Yayma, dağıtma, yayım.

Neşriyat

Yayın.

Netice-i talep

İddia olunan şey.

Nevakıs

Noksan; eksiklikler, noksanlar.

Nevi

Çeşit; tür.

Nevi şahsına münhasır

Kendi türüne özgü, emsalsiz, özgün. Bkz. Latince: Sui generis.

Nez’

Sökme; kaldırma; yoketme.

Nezafet

Temizlik,paklık.

Nezaret

Denetim; gözetim; bakanlık.

Nezdinde

Huzurunda, gözetiminde, yanında.

Nezetmek

Kaldırmak; ayırmak; ilişiği koparmak.

Nısf

Yarım; yarı; yarısı.

Nısıf

Yarı pay.

Nidâ

Çağırma; bağırma; ünlem.

Nihai karar

Yargılama sonunda verilen karar.

Nisab

Derece; istenilen had; asıl; esas; yeter sayı; bir kurulun toplanabilmesi veya karar alabilmesi için gerekli sayıda üyenin bir araya gelmiş olması.

Nisap

Derece; istenilen had; asıl; esas; yeter sayı; bir kurulun toplanabilmesi veya karar alabilmesi için gerekli sayıda üyenin bir araya gelmiş olması.

Nisbî hak

Ancak belirli bir şahsa veya şahıslara karşı ileri sürülebilen daha geniş bir kitleye karşı kullanılma imkanı olmayan sıradan haklar.

Nispi Butlan

Hukukta kendiliğinden geçersiz olma, kanuna, kamu düzenine, ahlaka aykırılık halidir. İşlem hukuken vardır ama yapıldığı andan itibaren geçersizdir.

Nispi muvazaa

Yapılan asıl muamelenin şartlarını ya da konusunu farklı şekilde göstermeleri.

Niyâbet

Vekillik;

Niyabet

Toplu mahkemelerde bir hakimin,mahkemenin yetki alanı içerisinde;ancak duruşma salonu dışında yapacağı işlemleri mahkeme adına yapmakla görevlendirilmesidir.

Niza

İhtilaf; çekişme; uyuşmazlık.

Nizâm-nâme

Tüzük.

Nizami

1. Nizâma ve düzene ait, nizâmında olan, tertipli, muntazam. 2. Kanun ve nizama uygun.

Nizamname

Tüzük.

Nizasız ve fasılasız

Uyuşmazlık konusu olmadan ve hiç ara vermeden; ihtilâfsız ve arasız.

Nokta-i nazar

Görüş; bakış açısı.

Non Bis İn İdem

Aynı dava nedeni için iki kez yargılama yapılamayacağına dair hukuki bir ilkedir.

Norm

Kural olarak benimsenmiş, yerleşmiş ilke ya da yasaya uygun durum, düzgü.

Normatif

Bir kural değerini, gücünü taşıyan, düzgüsel.

Nosyon

Anlayış.

NOTER

Çeşitli belge ve işlemlere geçerlik kazandırmak ve yasanın öngördüğü diğer görevleri yerine getirmekle yükümlü, belli nitelikleri ve kendine özgü bir hukuk statüsü olan kamu görevlisi, kâtibiadil.

Nukud

Nakitler; paralar.

Numerus clausus

Sınırlı sayıda.

Nush

Öğüt, nasihat.

Nükûl

Vazgeçme; cayma; kaçınma.

Nümune

Örnek.

Nüve

Bir şeyin özü, Çekirdek.

O

Objektif iyiniyet

İnsanlar arasındaki münasebetleri kanun, örf ve adetten başka tanzim eden ve hukuk dışındaki mevcut olan ahlak, adap, haysiyet, şeref, doğruluk, insaniyet vs. esaslara denir.

Olası kast

Kişinin, suçun kanunî tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi hâli.

Olveche

O şekilde.

Ombudsman

Kamu denetçisi, şikayetleri ve birtakım teşebbüsleri ele alıp değerlendiren ve bunlara her iki taraf için de tatmin edici çözümler bulan kişidir.

Onama

Onamak işi, uygun bulma, tasvip.

Onur

Öz saygı.

Ordino

1-Bir poliçenin arkasına yazılan havale emri, 2- Tüccarın malını gümrükten çekebilmesi için vapur kumpanyasından yük konşimentosuna karşılık verilen havale, 3- Denizcilik işletmelerinde gemi adamlarını gemilere atama belgesi.

Orta malları

Yollar, köprüler, camiler gibi herkesin kullanabileceği kamu malları.

Ortaç

Tümleç olabilen,isim ve sıfat gibi kullanılan fiil asıllı kelime sıfat-fiil. ör: gelen çocuk, adı batası adam.

Ortak Yerler

Kat mülkiyetine tabi anagayrimenkulün, kat maliklerince ortaklaşa kullanılıp yararlanılan yerleri.

Ö

Öjenik

Genetik olarak insan ırkının ıslahı bilimi.

Ölçü norm

Anayasaya uygunluk denetimine konu olan normların, uygunluk incelemesinde tabi olacakları norm yada normlardır.

Ölüm Karinesi

Kişinin ölümüne kesin gözle bakılacak şekilde kaybolmasıdır.

Ölüme bağlı tasarruf

Gerçek kişilerin, ölümünden sonra hukuki etki ve hükümler doğurmak üzere yapmış olduğu hukuki işlem.

Ölünceye Kadar bakma akdi

Taraflardan birinin, ölünceye dek bakma ve kendisini görüp gözetme koşuluyla, malvarlığını veya bir kısım malları öbürküne geçirme (intikal ettirme) borcu altına girdiği sözleşme.

Öndelik

Avans.

Önel

İş sözleşmesine göre işçinin işten çıkarılması durumunda tanınan belirli süre -bir işin bitirilmesi için tanınan ek süre.

Örtülü Boşluk

Somut olaya uygulanacak hükmün, yasada yer almasına rağmen, yeterli biçimde arz olunmamasıdır.

Özel haklar

Şahıslar ile şahıslar arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarından,yani özel hukukundan doğan haklardır.

Özel hukuk

Kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk dalı.

Özelge (Mukteza)

Bir konudaki görüşü ve yapılması gereken uygulamayı bildiren yazı. Mükelleflerin vergi durumları ve uygulanması bakımından tereddüde düştükleri hususlar hakkında bilgi istemeleri üzerine kendilerine yetkili makamlarca yazılı olarak verilen görüşlerdir.

Özgülemek

Bir şey veya bir yeri birine,bir şeye ayırmak,vermek, hasretmek, tahsis etmek.

P

Pacta Sunt

Ahde vefa, uluslararası hukuk kurallarının oluşmasında etkili olan ve devletin anayasasında var olan ve devlete antlaşma yapma yetkisi tanıyan kuraldır. Antlaşmalar hukuku kuralıdır. Bu kuralın bağlayıcı niteliği, iyi niyet ilkesine dayanmaktadır.

Pafta

Kadastrosu yapılan yerlerin ada ve parsellerinin, belli ölçülerle çizilmiş haritaları.

Paraf

1.Yalnız adın veya ad ve soyadın başharfleriyle atılan kısa imza. 2.Bir yazının görüldüğünü, işlem gördüğünü veya o yazıdan haberdar olunduğunu gösteren kısaltılmış imza.

Parakete

Geminin saatteki hızını anlamak için kullanılan araç.

Parsel

İmar düzeni bakımından belli ölçüler gözönüne alınarak sınırlandırılmış arazi parçalarından her biri.

Paydaş

Bir bütünün belli bir kısmından (paydan) yararlanan; hissedar.

Peçeleme Sözleşmesi

Vergi mükellefleri ve sorumluları; özel hukuk biçimlerini ve kurumlarını olağan kullanımları dışında kötüye kullanarak vergi kaçırma amacı güdüyorlarsa bu amaca yönelik olarak yaptıkları sözleşmelere peçeleme sözleşmesi denir.

Pedavra

Köknar ve lâdin ağaçlarından elde edilen, çatı örtüsü olarak kullanılan ince tahta; hartama.

Pedersahi

Ataerkil.

Perdebirun

Ağzı bozuk,kötü söz söyleyen, açık saçık konuşan.

Persona non grata

İstenmeyen kişi.

Peşin Harç

İ l a m s ı z takiplerde, takip talebinde bulunan alacaklıdan, alacağın binde beşi oranında tahsil edilen miktar.

Pey sürmek

Bir sözleşmeyi yapmak için ileri sürülen taminât miktarı önerilen bedel, şart-ı cezâî miktarı.

Peyderpey

Azar azar, yavaş yavaş.

Pinhan

Gizli, saklı, gizlenmiş.

Plebisit

Halk oylaması.

Poliçe

Belirli bir sürenin sonunda belirli bir parayı kendi adına veya bir başkasının emrine ödemesi için alacaklının borçluya yazdığı bildiri.

Potkal

Kaza veya başka bir olayı karadakilere bildirmek için gemilerden denize salınan,içinde mektup olan şişe.

Pozitif hukuk

Belli bir anda belli bir ülkede yürürlükte bulunan hukuk kurallarının tümü.

Pragmatik

(Fr. Pragmatique) Faydacı, yararcı, eylemle ilgili.

Pratika

Kıyı sağlık idaresi tarafından gemilere verilen giriş çıkış izni.

R

Râbıta

Bağlantı; bağ; düzen; tertip.

Rachat

İdârenin imtiyaz sahibinin hiçbir kusuru olmasa dahi, hizmet ve kamu yararının gerektirmesi nedeniyle, sözleşmeyi tek yanlı feshettiğinde, imtiyaz sahibinin zararını tamamen gidermek zorunda olmasıdır. 2 Devletin durumunun iyi oldugu zamanlarda sermaye piyasasından kendi tahvillerini alması işlemidir. Yani devlet, durumu iyiyse ve bütçe fazlası varsa piyasadan kendi tahvillerini geri satın alır.

Râci

Rücu eden; geri dönen; ilgisi olan.

Rad

Redden, Geri çeviren,.

Rahin

Rehin veren; rehneden.

Râhin

Rehin veren kişi.

Rakabe

Devri ve devir alınması olanaklı bulunan şeyin kendisi; örneğin tarla,köle gibi; mala(şeye) hakim olabilme kudreti; çıplak mülkiyet.

Ram

1. İtaat eden, boyun eğen, itaatli, münkad. 2. Teslim olmak, hükmü altına girmek.

Rantabilite

Sermayenin parasal verimliliğini ifade eder.

Rapt

Bağlama; bağlanma; iliştirme; bağlaç.

Rayiç

Sürüm değeri; geçerli olan.

Rayiç Değer

Bir iktisadi kıymetin, değerleme günündeki normal alım-satım değeri; piyasa değeri.

Re’sen Vergi Tarhı

Resen vergi tarhı, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanunî ölçülere dayanılarak tespitine imkân bulunmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında belirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi tarh olunmasıdır. İnceleme raporunda bu maddeye göre belirlenen matrah veya matrah farkı resen takdir olunmuş sayılır.

Recim

Şeriat düzeninde bir insanı taşa tutarak öldürme cezası.

Reddiyat

Davadaki masrafları karşılamak için tarafların önceden yatırdığı gider avasından para çekme işlemi.

Ref etmek

Kaldırmak; örneğin itirazın ref’i (kaldırılması)

Referandum

Halk oylaması. Halkın türlü siyasi ve toplumsal sorunlar karşısında olumlu veya olumsuz görüşünü belirlemek için başvurulan oylama.

Refik

Arkadaş.

Rehin

Bir borcun yerine getirilmemesi halinde, alacaklarının teminatı olmak üzere ve paraya çevirtme hakkıyla birlikte alacaklı lehine verilen taşınır veya taşınmaz mal güvencesi.

Rehnedilen

İpotekli, İpotekli mal.

Rehnli tahvil

Genellikle konut yapımına finansman sağlamak için çıkarılan ve karşılığında ipotekle güvence verilen borç senedi.

Rehnüma

Rehber, kılavuz.

Reis

Başkan.

Reisievvel

Birinci reis.

Replik

Davacının, davalının cevap layihasına (yazısına) karşı verdiği cevap.

Resen

Kendiliğinden; herhangi bir isteğe gerek olmadan; otomatikman.

1. Kendi başına, kendiliğinden.

Resepsiyon

Bir toplumun hukukî mevzuatının bir başka toplum tarafından, kendi hukuku olmak üzere alınması olgusunu ifade etmektedir. İktibas.

Resim

Devlet daire ve kurumlarında görülen hizmet ve yapılan giderlerin karşılığı olarak, sadece o işle ilgisi bulunan kişilerden alınan bir gelir.

Resmi gazete

Başbakanlık tarafından çıkarılan ve kanunların, kanun hükmündeki kararnamelerin, tüzüklerin ve bazı yönetmeliklerin yürürlüğe girmesi için yayımladığı gazetedir.

Resmi Senet

Resmi bir makam ve görevlinin, usulüne göre düzenlediği veya onayladığı belge.

Resülmâl

Anamal; sermaye.

Reşit

Ergin; rüşt yaşını doldurmuş; onsekiz yaşını dolduran veya onsekiz yaşını doldurmamasına rağmen evlenen veya yasal olarak erginliğine mahkemece karar verilen kişi.

REZONANS

Bir sistemin (genellikle doğrusal bir sistemin) bazı frekanslarda diğerlerine nazaran daha büyük genliklerde salınması eğilimidir.

Rıza-i taksim

Ortakların kendi aralarında anlaşmak suretiyle ortak mallarını paylaşmaları durumu.

Riziko

Zarara uğrama tehlikesi, tehlike, zarar ve ziya.

Rödevans

Daha ziyade yeraltı kaynaklarının işletilmesi ve kâr paylarının rödevans şeklinde ifade edilmesinden dolayı, bu tür sözleşmelere rödevans sözleşmesi, imtiyaz payına da rödevans ücreti denilmektedir. İmtiyaz hakkı.

RÖDÖVANS

Gelir, irat. Maden İşletme Kirası.

Rölativist

Bağıntıcı, göreci.

Rûz-nâme

Gündem; yevmiye defteri; takvim.

Ruzname

Günlük.

Rü’yet

Davanın bakılmakta olması.

Rücu

Dönme; geri dönme; cayma; sözünden dönme; sözünü geri alma; bir ödemede bulunan kimsenin, bu bedeli, asıl ödeme yapması gereken kişiden istemesi;

Rüçhan

Öncelik; üstünlük; imtiyaz.

Rüsum

Resimler; devlet dairelerinde ve diğer kamu kuruluşlarında görülen hizmet ve harcamaların karşılığı olarak alınan vergiler.

Rüşt

Erginlik.

S

Sabit olmak

Bir şeyin varlığı, doğruluğu, gerçekliği kesin olarak belli olmak.

Sâdır olmak

Çıkmak.

Sadır olmak

Ortaya Çıkmak.

Safahat

Evreler, safhalar.

Sahih

Gerçek, düzgün, doğru, legal, hukuka uygun.

Saik

Sebep.

Saik hatası

İradenin oluşmasında etkili olan bir konuda düşüncenin gerçek duruma uygun olmaması, kişinin olayları yanlış algılayıp, bunları yanlış değerlendirerek, beklenti ve tahminlerinde isabetsiz bir kararla iradesini oluşturmasının sonucu olan yanılmadır.

Saik-i mümbit

Niyetiyle bekleneni verebilen, randımanlı, faydalı.

Sâkıt

Susan; herhangi bir görüş bildirmeyen; düşen; düşücü; hükümsüz.

Sakıt olmak

Geçerliliği kalmamak, düşmek.

Salâhiyet

Yetki; bir davaya bakabilme.

SALIK

Olmuş veya olacak bir olay, bir olgu ile ilgili verilen bilgi, haber.

Sâlif-üz-zikr

Zikri geçen; bildirilen.

Salih

Elverişli; uygun.

Sanık

Suç işlediği sanılan kişi.

Kovuşturmanın başlamasından itibaren hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişi.

Saniyen

İkinci olarak.

Sarahat

Açıklık; netlik; sarihlik; aydınlık.

Sarf

Harcama, tüketme, kullanma.

Sarf-i nazar etmek

Vazgeçmek.

Sarfı nazar

Sayılmama, vazgeçme, dikkate almama.

Sarfinazar

Hesaba katmamak, saymamak, vazgeçmek.

Sarfiyat

Harcamalar; giderler.

Sari

Bulaşan; bulaşıcı.

Sarih

Kolay anlaşılır, belli veya belirgin, açık.

Satış vaadi

Bir kimsenin, taşınmaz malını bir başkasına satmayı (ileride yapılacak satım akdini) taahhüt ettiği sözleşme.

Sav

İleri sürülen düşünce, iddia, tez.

SAVCI

Devlet adına ve yararına davalar açan, kamu haklarını ve hukuku yerine getirmek üzere yargıç katında sanıkları kovuşturan görevli, müddeiumumi.

Savcılık

Devlet adına kamu davasını açan makamdır.

Savıcı

Başından savan kimse.

Sây

Emek; çalışma.

Sayıştay

Devlet mallarını kabız ve sarf ve idare ve edenlerin hesaplarını tetkik ve muhakeme ile mükellef bir heyet.Divanı muhasebat.

Saylık

İçerisinde düz taşların bulunduğu, imar ihyaya elverişli arazi.

Sebat

Sözünden veya kararlarından dönmeme, bir işi sonuna değin sürdürme, direşme.

Sebepsiz zenginleşme

İki mal varlığı arasında, birinin zararına olan haklı bir sebep olmaksızın meydana gelen değer kaymalarını ifade eder. Bu kaymalar, zenginleşmenin veya fakirleşmenin davranışları ile olabileceği gibi, tabi kuvvetlerin sonucu da olabilir.

Sebketmek

Vâki olmak; yapılmak; olmak; ileri geçmek.

Seddedilmiş

Kapatılmış. Hududlanmış.

Sefaret

Elçilik, büyükelçilik.

Sefir

Elçi, Büyükelçi.

Sehim

Pay; hisse.

Sehven

Yanlışlıkla.

Selahiyet

İzin,müsade,yetki.

Selb

Zorla alma; kaldırma; giderme.

Selef

Önce gelen kimse.

Self-determinasyon hakkı

Ulusların kendi geleceklerini belirleme hakkı.

Semen

Satış parası; satış sözleşmesinde, satana mal teslimine karşılık olarak ödenecek para.

Semeni

Satış sözleşmesinde alıcının borcu.

Semere

Bir maldan elde edilen ürünler; Tabii Semere.

Sened-i hâkanî

Tapu senedi.

Senedât

Senetler.

Senet

Bir kimsenin yapmaya ya da ödemeye borçlu olduğu şeyi göstermek için imzaladığı resmi kâğıt, belgit.

Senevî

Senelik; yıllık.

Seraser

Baştan başa, bütün, hep mecmuan, külliyen.

Serdetmek

İleri sürmek; öne sürmek; ortaya çıkmak; belirtmek.

Sermediyet

Sonsuzluk, süreklilik, ebedilik.

Seyirtmek

Koşmak, koşar adım yürümek.

Seyrân-gâh

Gezme yeri; dolaşma yeri.

Seyrüsefer

Gidiş geliş; trafik.

Sıhhî

Sağlıkla ilgili, sağlığa âit.

Sıhri hısım

Kan bağı ile değil, kanuni yollarla oluşan hısımlıktır.

Sınai

Sanayi ile ilgili, endüstriyel.

Sınırlı Ehliyetli

Ayırt etme gücüne sahip, ergin olan ve kısıtlı olmayan kişiler. Tam ehliyetli olduğu halde birtakım sebeplerden ehliyeti sınırlandırılmış kişiler. Yasal danışmanları olmadan borç altına giremezler.

Sınırlı Ehliyetsiz

Ayırt etme gücüne sahip, ergin olmayanlar ve kısıtlılardır. Ergin olmayanlar veli, vasi olmadan borç altına giremezler. Ayrıca vasilerin rızası olsa dahi kefil olamaz, bağış yapamaz, vakıf kuramazlar.

Sıra cetveli

Satış tutarının tüm alacaklıların alacağını karşılamaması durumunda düzenlenen çizelgedir.

Siber Zorbalık

Dijital teknolojiler kullanılarak gerçekleştirilen zorbalıktır. Bu tür zorbalıklar sosyal medyada, mesajlaşma platformlarında, oyun platformlarında ve cep telefonlarında görülebilir. Hedef seçilen kişileri korkutmaya, kızdırmaya ya da utandırmaya yönelik olarak tekrarlanan bir davranıştır.

Sigorta primi

Sigorta ettirenin sigortacıya ödemekle yükümlü olduğu ücrettir.

Silsile

Birbirine bağlı, birbiriyle ilgili şeylerin oluşturduğu dizi, sıra.

Simsarlık

Arabuluculuk.

Sin

Yaşanılan süre.

Sinkâf

Erkeklik organı ve ilgili sövgülerin tümünün kısaltılmış biçimi.

Sinkaf

Ağır bir küfre tekabul eden kelime.

Sirayet

Bulaşma; yayılma; geçme.

Sirkat

Hırsızlık; çalma; çalınma.

Siyanet

Koruma.

Siyasi haklar

Herhangi bir biçimde devletin yönetimine ve siyasi kuruluşlarına katılmaya yönelik haklardır.

Skar

Yara izi, kesi, iyileşmiş yara.

Sorgu

Suç niteliğinde görülen bir konuyla ilgili olarak, durumun aydınlanması için yargıcın sanığa sorular sorması ve sanığın bunları yanıtlaması işi.

Soruşturma

Suçun işlenmesinden başlayarak yargı verilinceye dek, kolluk, savcı, yargıç yönünden yapılan inceleme, araştırma ve kanıtların toplanması işleminin tümü.

Sosyal devlet

Fertlerin sosyal durumlarıyla ilgilenen, onlara asgari bir hayat düzeyi sağlamayı, sosyal adaleti ve sosyal güvenliği gerçekleştirmeyi ödev bilen devlettir.

Sosyal ilişkiler

Şahısların birbirleriyle veya toplumla olan ilişkileridir.

Sosyal kurallar

Sosyal ilişkileri düzenleyen din, ahlak, görgü ve hukuk kurallarıdır.

Sosyal ve ekonomik haklar

Kişinin sosyal ve ekonomik faaliyetleriyle ilgili bulunan hak ve hürrriyetlerdir.

Sovtaj

Sigortacılık sektöründe hasar gören malın hasar almayan bölümünün sigortacı tarafından alınarak gelir haline getirilmesine veya hasarlı malın değer taşıyan bölümünün sigortalıya bırakılarak, sigorta şirketinin bu değeri tazminat ödemesinden düşmesine verilen isimdir.

Sözleşme

İki veya daha çok kişinin, aralarında bir hukuki bağ yaratmak, bu bağı değiştirmek veya ortadan kaldırmak amacıyla, karşılıklı ve birbirine uygun iradelerini beyan ederek yaptığı hukuki işlem; akit.

Sözleşmeden Dönme

Taraflardan birinin, mevcut sözleşmeden cayması; sözleşmeden rücu.

Suç

1. Törelere, ahlak kurallarına aykırı davranış. 2. huk. Yasalara aykırı davranış, cürüm.

Kanunlar tarafından yanlış veya zararlı olduğu için ceza tehdidiyle yasaklanan ve bazı durumlarda cezalandırılabilen davranıştır.

Suç tasnii

Suç uydurma.

Suç vasfının değişmesi

Suç vasfının değişmesi, savcı tarafından hazırlanan iddianamede şüphelinin yargılanmasını talep ettiği sevk maddelerinin şüpheliye isnat edilen suça uymaması, başka bir deyişle mahkemece suç tipinin farklı bir hukuki nitelemeye tabi tutulmasıdır.

Suça Sürüklenen Çocuk

Kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen on sekiz yaşından küçük çocuk.

SUÇLU

Suç işlemiş kişi, mücrim.

Sudur

Verilen ; çıkan.

Sui generis

Kendine özgü”, “emsalsiz”, “özgün” anlamlarına gelen, Hukuk gibi birçok disiplinde kullanılan Latince bir ifade. Nevi şahsına münhasır.

Suiniyet

Kötüniyet.

SUJE

1.Fail 2.Muhakemede kendine ait bir statüsü bulunan ve diğer bireylerden bağımsız olarak gerçekleştireceği işlemlerle muhakemenin ilerlemesine katkı yapan kimsedir.

Sukut

Düşme; düşüş.

Sukutu hak müddeti

Hak düşürücü süre.

Sulh

Barış.

Sulta

Otorite, Baskı.

Suni Hısımlık

Evlatlık ile evlat edinen arasındaki bağdır.

Sureti mahsusa

Özel olarak; özellikle; belli amaçla.

Sureti mümtaze

Öncelikli.

Suveri müsaddaka

Onanmış örnek.

Sübût

Sabit olma; gerçekleşme; ispatlama; ispatlanma; kanıtlama.

Sübut

Kuşkuya yer bırakmayacak bir biçimde ortaya çıkma, gerçekleşme, belgelenme.

Sübut bulmak

(Bir suç, durum vb.) belgeyle, delille ortaya konulmak, kuşkuya yer bırakmayacak bir biçimde ortaya çıkmak.

Sübuta ermek

Gerçekleşmiş eylemin kuşkuya yer olmayacak bir biçimde kanıtlanması, ispat edilmesi.

Süje

Muhakemede kendine ait bir statüsü bulunan ve diğer bireylerden bağımsız olarak gerçekleştireceği işlemlerle muhakemenin ilerlemesine katkı yapan kimsedir.

Sükna

Oturma yeri; oturulacak yer; konut.

Sükna hakkı

Bir evde veya evin bir bölümünde oturma hakkı veren kişiye bağlı bir irtifak hakkı; oturma hakkı, bir evde veya evin bir bölümünde oturma imkanı veren bir irtifak hakkı.

Sülüsân

Üçte iki.

Sürekli edim

Borçluyu belli bir süre, belli davranış ya da davranış biçimleri ile bağlı bulunmakla yükümlü kılan edim.

Süreli icap

Bir kimsenin, belli bir süre bağlı olmak niyeti ile beyan ettiği icap.

Süresiz icap

Kabul haberinin kendisine ulaşması ile ilgili olarak herhangi bir süre tayin etmediği icap.

Sürüm

1. Bir ticaret malının satılır olması,.

Ş

Şagil

Meşgul eden; meşgul olmayı gerektiren; işgal eden; bir mülkte oturan.

Şahâdet

Tanıklık.

Şahadetname

Bir eylemin yapıldığını, bir durumu gösteren ve yetkililerce verilmiş olan onaylı belge.

Şahbender

Konsolos.

Şahit

Tanık.

Şahsı âhar (âher)

Başkası; üçüncü kişi.

Şahsi cezasızlık sebepleri

Suçun işlendiği sırada var olan ve failin cezalandırılmasına mani olan şahsa bağlı sebeplerdir.

Şahsi edim

Borçlunun bizzat bedeni ya da fikri gücü ya da yeteneği ile icra edeceği edim türü.

Şahsi haklar

Ayni hakların aksine, herkese karşı ileri sürülemeyen haklar; kişisel haklar.

Şahsiyet hakları

Şahısların maddi,manevi ve ekonomik bütünlüğü üzerindeki mutlak haktır.

Şamil

İçine alan; kapsayan; çevreleyen.

Şâmil olmak

Kapsamak; içine almak.

Şantiye

1. Yapı gereçlerinin yığılıp saklandığı veya işlendiği yer.

Şârih

Şerhçi; şerh eden; bir konuyu ayrıntılarıyla açıklayan.

Şark

Doğu.

Şartname

Satın alma, satma, yaptırma, kiralama vb. işleri gerçekleştirmek isteyen gerçek veya tüzel kişilerin düzenlediği ve işi yapan ile yaptıranın üstlendikleri koşulları belirleyen resmî belge.

Şayeste

Uygun, yakışır,layık uygun, münasip.

Para alıp vermek yetkisi,saklama yetkisi.

Şayi

Pay; hisse.

Şâyi hisse

Ortak (müşterek) mülkiyette, ortaklardan herbirine ait pay.

Şayian

Ortaklaşa.

Şecâat

Yiğitlik, kahramanlık,cesaret.

Şefi

Şufa (önalım) hakkı bulunan kişi; önalımcı.

Şehadet

Yüksek bir ülkü uğrunda ölme, şehit olma.

Şehadetname

Bir işin yapıldığını gösteren, yetkilisi tarafından verilmiş olan onaylanmış belge.

Şerait

Şartlar; koşullar.

Şerh

Kişisel hakların, devir sınırlamalarının ve geçici tescilin, tapu siciline yazılmasını gösteren terim.

Şerik

Ortak; iştirakçi.

Şeriklik

Şerik olma durumu, ortaklık. Ceza hukukunda suça yardım etme “şeriklik” biçimlerinden biridir. Suça katkı sağlayan, fakat gerçekleştirdiği davranışı faillik oluşturmayan kişiler şerik olarak kabul edilmektedirler.

Şiar

Tutulacak yol, ülkü, ilke.

Şibh (şibih)

Benzer; benzeme; benzeyiş.

Şifahen

Sözlü olarak, sözle söyleyerek.

Şifahi

Sözlü olarak yapılan.

Şifahî beyan

Sözlü açıklama.

ŞİKÂYETÇİ

Zarar gördüğü bir suçun failini, ilgili makam ve memurlara bildiren kişi, müşteki.

Şimal

Kuzey.

Şira

Satış.

Şufa

Önalım; öncelikli alım.

Şufa hakkı

Önalım hakkı; mükellefin, hakkın konusu olan şeyi bir üçüncü kişiye satması durumunda, hak sahibine tek taraflı bir irade beyanı ile satılan şeyin mülkiyetinin kararlaştırılan bedel karşılığında öncelikle kendisine devrini isteme yetkisini veren haktır, y.

Şuhut

Şahitler.

Şura-yı Devlet

Osmanlı Devleti’nde günümüzdeki Danıştay’a karşılık gelen yüksek yargı kurumudur.

Şûrâ-yı Devlet

Şura-yı Devlet Osmanlı Devleti’nde günümüzdeki Danıştay’a karşılık gelen yüksek yargı kurumudur.

Şüheda

Şehitler, Şahitler.

Şümul

Kapsam; içine alma; kapsama.

İçine alma, kaplama, kapsama.

Şüphe

1. Bir olguyla ilgili gerçeğin ne olduğunu kestirememekten doğan kararsızlık, kuruntu, işkil, şüphe, acaba.

ŞÜPHELİ

Soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişi.

Soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişiyi ifade eder.

Şüreka

Şerikler, ortaklar.

Şüyu

Paydaşlık; hissedarlık.

T

Ta’lık

Geciktirme; askıda bırakılma.

Taaccüb

Şaşkınlıkla karşılama, hayret etme.

Taaddi

Başkasının Hakkında El Uzatma.

Taaddüd

Birden çok.

Taadül

Beraberlik, eşitlik.

Taaffün

Kokuşma, bozulma, çürüme.

Taahhüdü ihlal

Borclunun haciz zaptında borcu kabul ve ödemeyi taahhud edip, tahhüdünü yerine getirmemesi.

Taahhütname

Kişinin kendi ad ve hesabına, bir gerçek kişi veya tüzel kişiye karşı, sözleşmeli ya da sözleşmesiz olarak, bir işin yapılmasını veya bir şeyin teslimini üstlendiğini gösterir belge.

Taakkul

Akıl erdirme, zihin yorarak anlama, hatıra getirme.

Taalluk

İlişiği olma; asılma; ilgi.

Taammüt

Bir işi ya da suçu bilerek, tasarlayarak yapma, işleme.

Taayyün

Tayin olunma; belli olma; belirme.

Taazzuv

Uzuvlaşma, bir biçim alma, teşkilâtlanma, organlara ayrılma.

Tabâbet

1.doktorluk, hekimlik. 2.hekimlik bilimi, tıp.

Tabiyet

Kişi veya şeyleri devlete bağlayan siyasi ve hukuki bağ; vatandaşlık. yurttaşlık; bağımsızlık.

Tacir

Ticaretle uğraşan; bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimsedir.

Tadadi

Birer birer söylemek, saylamak; örnek olarak sıralamak.

Tadât

Sayma; sayılma; sayım.

Tadil

Değiştirme; değişiklik.

Tafsil Etmek

Ayrıntiları ile anlatmak.

Tafsilat

Ayrıntılı bir şekilde, detayları da ortaya konulmuş açıklama.

Tagayyür

Başkalaşma,değişim,yeni bir hal alma.

Tagyir

Bir şeyi değiştirme, başkalaştırma, aslından saptırma.

Tağyir

Başkalaştırma; değiştirme; bozma tahakkuk gerçekleştirme; gerçekleşme.

Tahaddüs

Ortaya çıkmak.

Tahakkuk

Gerçekleşme, meydana gelme, bir şeyin doğruluğunun ortaya çıkması.

Tahakküm

Hakimiyet ve kontrol altına alma.

Taharri

Arama, araştırma.

Taharriyat

Araştırmalar, Aramalar.

Tahassul

Hasıl olma; sonuç olarak ortaya çıkma.

Tahavvül

Değişme; dönme.

Tahdîdât

Sınırlamalar; kısıntılar.

Tahdidî

Sınırlayıcı, tüketici.

Tahdîdî

Sınırlı, belirtilen sayıda. Numerus clausus.

Tahdit

Sınırlı, belirli bir sayıda ya da çerçeve ile belirtme.

Tahfif

Hafifletme; azaltma.

Tahkik

Soruşturma.

Tahkikat

Soruşturma.

Tahkim

Taraflar arasında çıkan uyuşmazlıkların devletin resmi yargı organları yerine, kendileri tarafından belirlenen hakemlerce çözümlendiği bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir.

Tarafların, aralarındaki hukuki ilişkiden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünü, ya yasal bir zorunluluk ya da anlaşmak suretiyle Devlet mahkemeleri yerine, hakem olarak nitelendirilen kişi veya kişilere bırakmalarına denir.

Tahkir

Aşağılama, onur kırma, onuruna dokunma.

Tahlif

Yemin.

Tahliye

Boşaltma; salıverme; serbest bırakma.

Tahliye taahhütnamesi

Kiracının, kiralananı belli bir tarihte boşaltacağına ilişkin yaptığı yazılı irade beyanı.

Tahmil

Yükleme.

Tahnit

Bozulmaması için ölüyü ilaçlama.

Tahrif

Bozmak, aslını değiştirerek yozlaştırmak.

Tahrik

Harekete geçirme,kımıldatma.

Tahrip

Harabetme; yıkma; kırma; bozma.

Tahrir

Yazım.

Tahrirat

Resmi bir dairece yazılan yazılar ve mektuplar.

Tahriren

Yazılı olarak.

Tahsin

Beğenme.

Tahsis

Emrine verme; özgüleme.

Bir şeyi bir kimseye veya bir yere ayırma.

Tahşiye

Çıkıntı yapmak.

Taht

Alt; aşağı.

Tahtani

Binanın alt kısmı.

Tahtani fevkani

Altlı üstlü.

Tahvil

Değiştirme; değiştirilme; borç senedi.

Tahvilat

Tahviller.

Takaddüm

Önce gelme; önde gelme.

Takarrür etmek

Kararlaşmak; kararlaştırmak; istikrar kazanan kararlar.

Takas

Vadesi gelmiş, aynı cinsten ve karşılıklı iki alacağın birbirine sayışılması.

Takbih

Çirkin görme, beğenmeme. Kınama.

Takibat

Kovuşturma.

Takriben

Tahminen, yaklaşık olarak, aşağı yukarı.

Takrîr

Önerge; anlatma; anlatış; tapuda malını sattığını veya ipotek ettiğini söyleme.

Takrir etmek

Sağlamlaştırmak.

Taksim

Ortak mülkiyette bulunan bir malın, ortaklar arasında yapılan bir sözleşmeyle veya dava açmak suretiyle bölüştürülmesi.

Taksimat

Bölüştürmeler; bölümleme.

Taksir

İradi olarak işlenen bir icra ya da ihmal eyleminden, fail tarafından istenmemiş olmalarına rağmen, kanunun cezalandırdığı sonuçların meydana gelmesi hali.

Takyidat

Sınırlama, kısıtlama.

Takyit

Söz konusu taşınmaz mal üzerinde var olan kısıtlama.

Talâk

İslâm hukukunda boşanma.

Talik

1.Belli bir zamana bırakma, erteleme.

Talil

Sebep gösterme; illetlendirme, bir şeyi bir illete bağlama.

Talîmâtnâme

Yönetmelik.

Talimatname

Yönetmelik.

Tam Ehliyetli

Ayırt etme gücüne sahip, ergin olan ve kısıtlı olmayan fiil ehliyetinin tüm koşullarına sahip kişileri ifade eder.

Tam Ehliyetsiz

Fiil ehliyeti hiç olmayan kişilerdir. Ayırt etme gücünden yoksundur.

Tanık

Davacı veya davalı olmadığı hâlde duruşmada bilgisine, görgüsüne başvurulan kimse, şahit.

Tanzim

Düzenleme, düzeltme, yoluna koyma.

Tapu Sicili

Taşınmazlar üzerindeki haklarını göstermek üzere devletçe tutulan resmi sicildir.

Tapuyu misil

Tarafsız bilirkişinin belirteceği tapu; bedel; değer baha.

Taraf ehliyeti

Hukuk davalarında davacı veya davalı olarak yer alabilme ehliyeti. Medeni haklardan yararlanan herkes kural olarak taraf ehliyetine de sahiptir. Ancak bunu ya bizzat kullanır ya da kanunî mümessili onun adına bu ehliyeti kullanılır.

Taraf teşkili

Taraf oluşturma. Davanın taraflarından biri olabilme yeteneği. Uluslararası ihtilaflarda müzakerenin taraflarından birisi olma durumu.

Tarafeyn

İki taraf.

Tardetmek

Kovmak, Def etmek, Uzaklaştırmak.

Tarh

Çıkarma, ıtrah etme, bir sayıdan diğerini çıkarma, vergi koyma, kişinin kazancından vergi payı çıkarma, belirleme. Çoğulu tarhiyyâtdır; vergi koyma işlemleri.

Tarik

Yol; yöntem.

Târik

Terkeden; bırakan.

Tariki âmm

Herkesin geçebilmesi için bırakılan yol; kamunun yararlandığı yol;

Tarumar

Dağınık. Karışık. Perişan.

Tasaddi

Teşebbüs etme, sataşma.

Tasallut

Musallat olma, saldırma, sarkıntı.

Tasarruf

Bir şeyden yararlanabilme ve o şey üzerinde fiili veya hukuki işlem yapabilme gücü.

Tasarruf etme

Kullanma ve yapma harcama, yönetme, bir şeyi sevk ve idare gücü. Harcamadan bekletme, biriktirme, tutumlu olma. Çoğulu tasarrufâtdır; işlemler, muâmeleler, harcamalar.

Tasdik

Doğrulama, onaylama. Var olan bir işlemin yetkili resmi veya özel kurum ya da gerçek veya tüzel kişi tarafından onaylanması.

Tasfiye

1.Katışıksız bir duruma getirme, arıtma, temizleme. 2.Bir ticaret kuruluşunun batması, kapanması gibi nedenlerle hesapların kesilerek ortada kalan maldan ve paradan alacaklılara paylarına düşen miktarın verilmesi işlemi.

Tashih

Düzeltme; resmi bir kütüğün, bir hukuki işlemin düzeltilmesi.

Tasnif

Düzen.

Tasrih etmek

Açıklamak; belirtmek.

Tasvib

Doğru bulma; uygun görme; onaylama.

Tasvip Etmek

Bir düşüncenin ya da davranışın doğru, uygun, yerinde olduğunu belirtmek, onu uygun bulmak, onamak, onaylamak.

Tatbik

Uygulamak.

Tatbika medar imza

Uygulamaya elverişli imza.

Tathir

Temizleme.

Tavassut

Aracılık; ara bulma; aracı olma.

Tavazzuh

Aydınlanma.

Tavik

Geciktirme, erteleme.

Tavzif

Görevlendirme.

Tavzih

Vâzıh hale getirme, açıklama, bir konuyu anlaşılır hale getirme, çoğulu tavzihâtdır; açıklamalar. Hmk md. 455 vd.

Tavzîh

Açıklama.

Tazammun etmek

Öngörmek; sonucu doğurmak; içine almak; kapsamak.

Tazminat

Maddi veya manevi zarara karşılık ödenen bedel; zarar ödencesi;hukuka aykırı olarak başkalarına verilen zararların ödetilmesi biçiminde müeyyidedir.

TAZYİK

Baskı, sıkıştırma, zorlama, baskı tatbik etme, darlaştırma. Tbmm:, türkiye büyük millet meclisi. 23 nisan 1920’de kurulmuş ve toplanmıştır. Türk temsili demokrasisinin yasama organıdır. 1982 anayasasına göre her 5 yılda bir yapılan genel seçimle seçilen 5.

Tazyik hapsi

Yapılması gereken bir edim yapılmadığında borçlu kişinin onu yapması veya edimi ifası için hapsen tazyikte bulunulurdu. Hapse konulma hali ve böylece borcun ödenilmesini sağlama durumu. Şimdi bu tür bir yaptırım yoktur. Şahitlik veya bilirkişilikten, yemi.

Te’villi ikrar

Yoruma müsâid ikrar. Sanığın ikrarının yoruma müsaid olması durumunda yargıtay bunu kabul etmemektedir.

Teadül

Beraberlik; denklik; birbirine denk gelme.

Teahhur(teehhür)

Gecikme; temerrüt.

Teâmül

Örf ve adet; öteden beri olagelen, insanlar arasında yapılagelen belli bir davranış.

TEAMÜL

Bir yerde öteden beri olagelen davranış,hukuksal olarak toplumun örf ve adetlerinin en küçük hali anlamındadır.

Teati

Karşılıklı gönderme.

Tebaa

Uyruk; bir devletin hükmü altında bulunan kimseler.

Tebâdür

Akla gelme; hatırlanma.

Tebarüz etmek

Belirmek, görünmek.

Tebârüz ettirme

Belirtme; ortaya koyma.

Tebcil

Öğme, medhetme, yüceltme, üstün kılma.

Tebdil

Değişme; değiştirilme.

Tebeddül

Değişiklik.

Tebellüğ

Bir tebliği alma; tebliğ edilen bir yazıyı imza ile teslim alma.

Tebellüğ Etmek

Kendisine gönderilen resmi bir belgeyi bildirimi imza karşılığı aldığını kabul etmek.

Tebellür

Netleşme; net olarak ortaya çıkma; aydınlanma.

Teberru

Bağış, hibe, karşılıksız olarak mal bağışı. Çoğulu teberruâtdır; bağışlar, yardımlar, hibeler.

Bir malın karşılıksız olarak verilmesi. Mecburiyet olmadığı hâlde birisine bir malı vermek.

Tebeyyün

Ortaya çıkmak.

Tebeyyün etmek

Saptanmak ; ortaya çıkmak; aydınlanmak.

Tebligat

Bir hukuki işlemin yetkili makamca, ilgili kişinin bilgisine sunulmak üzere, kanun ve usule uygun olarak yazı veya ilanla bildirilmesi.

TEBLİĞ

Bildirme, duyurma, anlatma, yazılı bir emri, mahkeme yazısını ilgili şahsa teslim etme, imzasını alma. Çoğulu tebliğâtdır; duyurular, anlatmalar.

Bildirmek haber vermek.

Tecavüz

1.Ötesine geçme, sınırı aşma 2.Saldırı.

Tecdit

Yenileme; tazeleme, açıkça anlaşılacak şekilde önceki borcun, yeni bir borç kurarak ortadan kaldırılması; yenileme.

Tecelli

Belirmek, ortaya çıkmak, görünmek; belirti, görüntü.

Tecessüm

Boyut kazanma, cisimlenme.

Tecezzî

Bölünme; doğranma.

Tecezzi

Parçalara ayrılma, ayrılma, bölünme.

Tecil

Erteleme.

Tecrit

Bir insanın dış dünyadan koparılarak kendi haline bırakılması olayıdır. İlişkide bulunduğu topluluktan çıkarmak, sosyal ekonomik ve kültürel olarak yalnızlığa terk etme halidir.

Tecvîz

Ceza verme; caiz görme.

TECZİYE

Cezalandırma; ceza verme.

Cezalandırmak.

Tedabir

Tedbirler önlemler.

Tedarik

Sağlama; temin etme.

Tedavül

Sürüm; elden ele gezme; dolaşma; kullanılma.

Tedbir

Tedbir, Tedebbür: Bir işin iyi ve sıhhatli olması için arkasını, önünü gözeterek takdir ve idare etmektir. Bütün evreni yönetmek, her işi evirip çevirmek. Tabii düzenini ayakta tutmak, kanunların işlemesini sağlamak.

Tedenni

Gerileme, Gerilemek, Düşme.

Tedhiş

Yıldırı, terör, terörize etme, şiddet içerikli korku yayma.

Tedip hakkı

Ana babalara tanınmış çocuğa öğüt vermek, ihtirada bulunmak.

Tediye

Ödeme; bir borcun ödenmesi.

Tedricen

Azar azar; yavaş yavaş; aşamalı olarak.

Tedvîn

Hukuku birleştirmek amacıyla,hukukun bir dalı ile ilgili yasa halinde kurallar koyma.

Tedvin

Derleme.

Tedviren

Vekaleten.

Teehhür

Gecikme; sonraya kalma.

Teemmül

Düşünüp taşınma; etraflıca düşünme.

Teessüs

Kuruluş; kurulma; yapılma; yapılanma.

Tefehhüm

Anlamak; akıl erdirmek.

Tefekkür

Düşünme,fikretme,akıl erdirme;Bir konuda kişinin kendi kendine değerlendirmede bulunması.

Teferruat

Ayrıntı, geleneklere göre bir malın daha iyi ve daha verimli kullanılmasında yararı olan, asıl mala sıkı sıkıya bağlı bulunmayan, az bir masraf ve hasar ile asıl maldan ayrılabilen mallara mk. Da teferruât denilir. Bir dairedeki asılı levhalar, avizeler,.

Teferruğ

Satın alanın aldığı mülkün ferağ işlemini yaptırması, tapu kaydını kendi üzerine çevirme.

Teffi taauf

Anlaşılır ve tarif edilir.

Teffiz

Bkz. tefvîz.

Tefhim

Verilmiş olan kararın veya hükmün,duruşmada hazır bulunan taraflara yargıç tarafından sözle bildirilmesi.

Mahkeme tarafından verilen kararın, duruşmadan hazır bulunan tarafa veya taraflara hakim tarafından sözle bildirilmesi.

Tefrik

Ayırma.

Tefrişat

Döşeme araçları; bir yeri döşemek için kullanılan eşya.

Tefrit

Herhangi bir konuda geride kalma , yeterli olmama durumu ‘ dur.

Tefvîz

İhale; sipariş etme; havale etme; dağıtım; ısmarlama; bir taşınmazı belli bedel karşılığında üçüncü kişinin üzerinde bırakma.

Tegayyür

Değişmek, başka bir hale geçmek.

Tehâlüf

Yargıcın iki tarafa da yemin vermesi; birbirine zıt olma.

Tehir

Erteleme.

Tehir erteleme

Ara verme.

Tehir-i icra

İcranın geriye bırakılması.

Yapılan yargılama sonucunda yerel mahkeme tarafından verilen alacağın tahsiline dair kararı temyiz eden borclu tarafın , icra işlemlerinin durdurulması için yargıtay’dan talep etmesi mümkün olan; karşılığında tüm dosya alacağını icra veznesine teminat olarak yatırmayı gerektiren , teminat bedeli icra dosyasına yatırıldığı vakit yerel mahkeme kararı gelinceye kadar icra işlemlerini durduran karar.

İcranın Geri Bırakılması.

Tehlikeli hükümlü

İşlediği suçun nitelik ve icra şekli göz önüne alındığında toplum için ciddi bir tehlike oluşturan ve cezaevi güvenlik ve nizamını ihlal edebileceği yönünde kuvvetli delil bulunan hükümlüdür.

Tek taraflı irade beyanı

Hukuki bir ilişkide taraflardan birinin, o ilişki bakımından hüküm ve sonuç doğurmaya yetecek şekilde iradesini açıklaması.

Tekabül

Karşılamak,karşılıklı kabulleniş, takasta bulunma.

Tekabül etmek

Karşılamak; karşılık olmak.

Tekamül

1.olgunlaşma, olgunluk. 2. gelişim, gelişme, evrim.

TEKÂSÜL

Üşenmek. Gevşeklik. İhtimamsız davranmak. Tembellik.

Tekaüd

Emeklilik.

Tekâyüd

Birbirine hile yapma.

Tekdir

Azarlama, Paylama.

Tekeffül

Birine kefil olma; kefalet verme; garanti etme.

Tekellüf

Külfetli iş yapma, birisine yük yükleme, sıkıntı verme. Yapmacıktan iş yapma.

Tekemmül

Tamamlanma; olgunlaşma.

TEKERRÜR

Tekrarlama, tekrar etme. Bir kimsenin bir suçu işleyip hakkında hüküm verildikten sonra yeni bir suç işlemesi durumu. Mükerrirlik hali. Tck md: 29.

Tekevvün etme

Yaratılma; meydana gelme.

Tekid

Pekiştirme, üsteleme. Önceden yazılan bir yazının peşine ikinci defa bir yazı daha gönderme. Güçlendirme.

Tekit

Belirli süre zarfında cevap alınamaması halinde tekrar yazı yazarak cevap istenmesi .

Teknokrat

1.Yönetimde ve ekonomide uzmanlığı nedeniyle devlet yönetiminde söz sahibi bulunan, uzmanlığı kuramdan çok tekniğe, uygulamaya dayanan, ekonomik ve yönetimsel düzeneklerin işletiminde insan öğesini her zaman yeterince göz önünde bulundurmayan üst düzey devlet görevlisi.

Teksif

Kesâfet arz etme, yoğunlaştırma, bir noktada dikkat toplama, sıkıştırma.

Tekzib

Yalanlama, kizbetme, asılsız bir haber üzerine bunu düzeltmek için basın kanununa göre ilgili kişinin mahkeme kararıl ile basın aracına gönderdiği düzeltme yazısı, yalanlama yazısı. İlgili kişinin bu hakkı kullanmasına tekzib hakkı denir ki, asılsız haber.

Telâfi

Zararı karşılama; giderme; eksikliği giderme.

Telahuk

Lühûk etme, bitişme, peşinden bir şeye yetişip ona katılma, eklenme. Birbirine katılma. Sonraki bütçenin öncekine katılması veya genel bütçeye yan bazı bütçelerin katılmasına da mülhak bütçe denilmektedir.

Telâhuk

Birbirine katılma; yarışma; hakların yarışması.

Telakki

Anlayış, görüş.

Telemmu

Pırıldama, ışıldama.

Telhis

Hülâsa etme, kısaltma, özetleme.

Telhîs

Hülasa etme; özetleme; özet.

Telif

Yazma; uzlaştırma.

Telif hakları

Fikir ürünü eserler üzerinde yaratıcısının sahip bulunduğu haktır.

Telvis etmek

Kirletmek.

Temadi

Sürüp gitme; süregelme; devamedegelme; sürme; uzama.

Temayül

TANINMA, MEZİYETLERİYLE TANINIR OLMA, ÜSTÜN GELME, ŞÖHRETE ERME.

Temdid

Uzatma, medîd hale getirme. Kanunlarda tanınan sürenin bir kısım makamlarca, hâkimce vb. Lerince bir daha uzatılması durumu. Pas. K md. 13.

Temdit

Uzatma,devam ettirme.

Temellük

Mülk edinme; kendine mal etme; sahip olma; sahiplenme; devralma.

Temerrüd

Direnme; borcun ifasında gecikme, bir yükümlülüğün yerine getirilmesinde oluşan gecikme; direnme.

Temerrüt

Direnme, inad etme, meredleşme, meredlik gösterme. Alacaklının alacağını teslimde ve borçlunun da borcunu ifada inadına direnmesi, geciktirmeye sebebiyet vermesi. Bk md. 90, 95. Borsa’da yapılan işlemler sonucunda, taahhütlerin gerektirdiği ödeme veya men.

Temerrüt Faizi

Temerrüte düşen borçlunun borcun muaccel olması anından borcun ifasina kadar geçen zamandaki faiz.

Temettü

Kâr; kazanç payı; yarar.

Temevvüç

Dalgalanmak, çalkalanmak.

Temhir

Mühürleme.

Teminat

Belli bir hukuksal durumu (genellikle borcun ödenmesini) sağlamak için verilen garanti.

Teminat akçesi

Bir sözleşmenin kurulması için taraflardan birinin diğerine vermek yükümlülüğünde bulunduğu para.

Temlik

Devir, alacağın bir başkasına devri, mülkiyetinin geçirilmesi. Alacağın devredilmesi. Bk md. 165.

Temlikname

Bir hakkın diğer bir kimseye geçirildiğini gösteren belge.

Temsilci

Hak ve görev bakımından birinin veya bir topluluğun adına davranan kimse, mümessil.

Temşiyet

Meşiyet, dileme, icrada bulunma, yürüme ve yürütme.

Temyiz

İyiyi kötüden; hayrı, şerden ayırt edebilme yeteneği, akıl gücü. İlk derece mahkemelerince verilen yargı kararlarının esas ve usûl açısından denetime tabi tutulduğu üst derece mahkemesi. Bu denetim isteme işine de temyiz işlemi denilir. Cmk md. 305, 326.

Temyiz Kudreti

İyiyi kötüden ayırma ve makul biçimde davranışta bulunma yeteneği.

Temyizen

Temyiz suretiyle. Temyiz yoluyla.

Tenakus

Eksikleştirme, azaltma: iki kişinin verecekleri şeylerde karşılıklı olarak azaltmaları, noksanlaştırmaları.

Tenakuz

Çelişme, çelişki, tutmazlık.

Tenâküz

Çelişki.

Tenasüb

Uygunluk, orantı.

Tenbih

Uyarma; uyarı.

Tenezzül

İnme; alçalma; düşme; kendine aykırı gelen bir işi veya durumu kabul etme.

TENFİZ

İnfaz etme, bir hükmü uygulama, gereğini yerine getirme. Bir şeyi geçerli kılma.

Tenkis

İndirme; azaltma; eksiltme.

Tenmiye

Nemalandırma; artırma; işletme.

Tensip

Uygun görme.

Tensip Zaptı

Açılmış olan davaya ilişkin olarak, davayı incelemekte olan mahkeme tarafından yürütülecek olan inceleme faaliyetlerine ilişkin saptama ve hükümleri barındıran, bir çeşit yol haritasıdır.

Davanın açıldığı mahkemenin ilk duruşmadan önce, duruşmaya kadar yapılacak iş ve işlemleri belirlemek için tuttuğu bir tutanaktır.

Tenvîrât

Aydınlatma; ışıklandırma.

Tenzih

Ayrı tutmak.

Tenzil

İndirtme; azaltma.

Tenzilat

İndirim.

Terahi

Herhangi bir konuda ileriyi düşünerek çekinmeyi gerektiren sebep veya durum, rezerv, ihtiraz. Savcının yasada yazılı yetkilerine dayanarak, tüze işlerinden dolayı kendilerinden bir işin yapılmasını istediği devlet görevlilerinin, işten kaçınmaları ve görevlilerin görevlerini yapmakta olumsuz davranmaları.

Terâküm

Birikme; biriktirme.

Teraküm

Birikme, yığılma.

Tercihe şayan

Üstün tutulan; yeğlenen; tercih edilen.

Terditli

Kademeli.

Tereke

Ölen kimseden, geride bıraktığı mirasçılarına kalan mal, ölenin terkettiği, sağlara bıraktığı mal.

Tereke (terike)

Miras bırakanın mirasçılarına geçen kalıtı; kalıt; mirasçılara kalan malvarlığı.

Terekküp etmek

Oluşmak.

Teressübât

Tortulanmalar; dibe çökmeler; durulmalar.

Terettüp etmek

Düşmek; doğmak; ait olmak; sırası gelmek; gerektirmek.

Terhin

Rehin olarak verme; emanet bırakma.

Terkin

Boyama, çizme, bozma, bir kaydın çizilmesi. Tapu kaydının düşürülmesi. Bir kimse üzerinde görülen bir taşınmazın bu durumunun sona erdirilmesi. Bir şeyin parçası ve temel rüknü haline getirme. Asıl unsur yapma. Mk md. 933, 935.

Bir alacağın tahsil edilmesinin olanaksız olması nedeniyle,bu alacağın,idârî bir kararla düşürülüp,idârenin alacak defterinden çıkarılmasıdır.

Terkip

Birleştirmek, Bir araya getirmek.

Termim

Tamir etme; onarma; düzeltme; iyileştirme.

Termin

Belirli zaman, randevu.

Tersim

Resmetmek, bir şeyin çizgilerle şeklini çizmek, çizgilerle ortaya koyup anlatmak.

Tersîmât

Resmetmeler; resmini yapmalar; çizmeler.

Tertip

Sıra; düzen; düzenleme.

Terviç

Bir düşünceyi tutma, destekleme.

Tesâhub

Sahip çıkma; koruma.

Tescil

Resmi kütük veya defterlere bir konunun (hakkın) yazılması, kayıt düşülmesi.

Tesellüm

Teslim alma.

Teselsul karinesi

İki veya daha fazla kişi ticari işlerde borç altına girmiş ise , borcun tamamından her birinin sorumlu olma hali.

Teselsül

Birden çok kimsenin alacaklıya karşı aynı borcun tamamını yükümlenmelerine veya birden çok alacaklının tek bir borcu istemeye hakkı olduğunu gösteren durum;dayanışma Zincirleme. Zincir gibi birbirine bitişik kısımlar olma. Silsile peyda etme Man: Bak: Del.

Teselsül Karinesi

Birden çok kişinin ticari sayılan bir iş dolayısıyla bir kimseye karşı borçlanmaları halinde bunlar arasında var olduğu kabul edilen zincirleme sorumluluktur. Bu borçluların her biri söz konusu borçtan dolayı müteselsilen sorumlu olurlar.

Tesmiye

Ad koyma; isimlendirme; belirleme.

Tesviye

Sonuca bağlama; çözümleme; gereğini yapma; seviye; düzdüzeltme.

Teşbih

Benzetmek.

Teşdid

Şiddetlendirme, ağırlaştırma, bir suçun cezasının bazı nedenlerle ağırlaştırılması ve aktarılması. Bunun sebebleri ne de teşdîd sebebleri denilir. Meselâ taammüden adam öldürme, kamu malını çalma, küçüklere laf atma vs. Gibi.

Teşdiden

Cezada alt sınırdan ayrılarak üst hadden ceza verme.

Teşdit

Makul orandan arttırma, şiddet, şiddetini arttırma, güç verme.

Teşebbüs

Girişim, girişme.

Teşevvüş

Karışıklık; kargaşalık.

Teşhir

Gösterme,sergileme.

Teşhis

Şahıslandırma, tanıma, bir kimseyi tanıma suretiyle kim olduğunu ortaya koyma, belirleme.

Teşkilat-ı esasi

Anayasa.

Teşmil

Kapsamına alma; yayma.

Teşri

Yasama.

Teşrii

Yasama faaliyeti, kanun yapma, kanun koyma işi. Laik hukukta bu yetki ya halkın temsilcilerinindir ya da baştaki yöneten az bir grubundur. İslâm hukukunda ise temelde allah’ındır. Hakikî şâri o’dur. Hz. Peygamber mecâzî anlamda şâridir. Bu faaliyett.

Teşrik

Yaptığı bir işe ortak almak.

Teşviş

Karma karışık yapma, iyiyi kötüye katma, zihnin karışık bir durum alması.

Tetkikat

İncelemek, araştırmak.

Tevakkuf

Bağlı olma; durma.

Tevali

1. Arası kesilmeksizin sürme. 2. Art arda gelme, ardı arası kesilmeme, sürüp gitme.

Tevali etmek

Arkası gelmek, sürüp gitmek.

Tevarüs

Bir kimseden miras kalma; mirasa konma; kalıtım yoluyla birinden diğerine geçme.

Tevcih

Yöneltme,aşama, makam, mevki verme, terfi ettirme.

TEVDİ

Bırakmak, vedia olarak bir yere emânet etme.

Tevdi etmek

Vermek; bırakmak; sunmak.

Teveccüh

Yönelme; yakınlık duyma; sevgi.

Tevellüt

Doğum; doğma.

Doğum tarihi.

Tevessül etmek

Başvurmak; kalkışmak; girişmek.

Tevfik

Uydurma; uygunlaştırma.

Tevfikan

Uygun olarak, uygun biçimde.

Tevhid

Birleme, tekleme, vahdetleme, allah’ı tek olarak kabul etme. İslâm’ın temel amacı allah’ı birlemek ve ona öylece inanmak, şirke sapmamaktır.

Tevhit

Birleştirme.

Tevil

Bir kâpalı sözü yorumlama, bir başka anlam katma, amacı dışında farklı biçimde yorumlama.

Tevil Yollu İkrar

Kaçamaklı ikrar; şüpheli veya sanığın suçlama konusu vakıanın kendisi tarafından işlendiğini dolaylı bir şekilde kabul etmesidir.

Tevkif

Tutma, bekletme, bir yerde tutma. Çoğulu tevkifâtdır; tutuklamalar kitle halinde içeri sokma. Para alacaklılarının istihkâklarında yapılan kesintiler, içeride tutulan paralar. Cmk md. 104.

Tevkif Müzekkeresi

Tutuklama müzekkeresi. Bu müzekkere hâkim tarafından kesilir, üzerinde sanığın kim olduğu, işlediği .:uç ve tutuklama sebebleri ayrıntılı şekilde yazılır. Cmk md. 106 vd.

Tevkifat

1. Para konusunda kesintiler. 2.Tutuklamalar (hukuk)

Tevkifhane

Tutukevi.

Tevkil

Vekil olarak tayin edilmiş kimsenin, vekillik yetkisini bir başkasına devretmesi.

Tevlit etmek

Doğurmak.

Tevliyet

Vakfın işlerini yönetmek.

Tevliyet davası

Mütevellilik davası; vakfın işlerine bakma göreviyle ilgili dava.

Tevsi

Genişletme, yayma, vüsatini sağlama. Çoğulu tevsîâtdır; genişletme işleri.

Tevsî’

Genişleme.

Tevsîk

Belgelendirme.

Tevzi

Dağıtma.

Tevziat

Dağıtmalar,üleştirmeler.

Teyakkun

İyiden iyiye araştırıp şüphesiz tam olarak bilmek.

Teyide Muhtaç

Henüz doğrulanmamış.

Teyit

Destekleme, güçlendirme, tasdik etme.

Tezad

Zıdlık gösterme, iki şeyin çelişki arzetmesi.

Tezahür etme

Belirme, görünme, ortaya çıkma.

Tezâyüd

Artış; çoğalma.

Tezkere-i sâmiyye

Sadrazamlık makamından yazılan tezkere.

Tezkiye

Temize çıkarma, aklama.

Tezyid

Artırma, miktarca çoğalma, ziyadeleşme.

Tezyif

Değersiz olarak gösterme, aşağılama.

Tezyinat

Süslemeler.

Tilâvet

Kuran’ı yüksek sesle, güzel ve yöntemince okuma.

Toplu iş sözleşmesi

İşçi sendikaları ile işveren veya işveren sendikaları arasında yapılan ve iş şartlarını, tarafların hak ve borçlarını düzenleyen yazılı bir anlaşmadır.

Töhmet

Birine isnat olunan suç; işlenildiği sanılan, fakat henüz aydınlanmamış olan suç, suçlama.

Törebilim

İyi, kötü, yarar gibi sorunları inceleyen, töresel bir davranış yasası geliştiren, ahlak ve onun ilkeleriyle uğraşan felsefe kolu.

Trampa

Değişim.

Tröst

Aynı alanda iş yapan çeşitli ortaklıkların pay belgitlerinin bir ortaklıkça elde edilmesi ve yönetimlerinin bu ortaklığı yöneten gruba aktarılmasıyla oluşan, tekelci anamalcılığa özgü bir ortaklıklar birlik.

Tutanak

Zabıt, zabıtnâme. Bir toplantı ve duruşma ile sorgulama sonunda düzenlenen resmî nitelikli tutanak.

Tutuklama

Tevkif, ceza muhakemesinde kişiyi koruyucu ve önleyici bir tedbirdir. Cmk md. 104 vd. Nda yer alan ve adresi belli olmayan, ağır cezalı bir suçun sanığı olan, delilleri yok etme gibi ihtimallerin bulunması durumunda hâkimce alınan önlem. Hürriyeti kısıtla.

Tutuklu

Mevkûf, tutuklama kararı verilen.

Tüze

Hukuk. Doğrunun, hakkın korunması.

Tüzel

Hukuki, hukuksal.

Tüzel Kişi

Kendisini oluşturan gerçek kişilerin üzerinde ve onlardan bağımsız bir varlığı ve belirli bir amacı bulunan.

Tüzük

Bir kanunun uygulamasını göstermek veya kanunun emrettiği işleri belirtmek üzere, kanunlara aykırı olmamak şartıyla ve Danıştayın incelemesinden geçirtilerek Bakanlar Kurulu tarafından çıkartılan yazılı hukuk kurallarıdır.

U

Uhde

Görev; birinin yapmakla yükümlü olduğu iş; bir işin yapılacağına söz verme.

Uhdesinde

Üzerinde; sorumluluğunda.

Ukubat

İslâm ceza hukuku.

Ukud

Karşılıklı anlaşılan şeyler, şartlar, sözleşme.

Ulak

Haberci; haber götürücü.

Umran

Bayındır.

Umranî

Bayındırlıkla ilgili; imarlı hale getirme.

Umur

İşler.

Urup

Arşının sekizde biri.

Usul

Şekle ilişkin.

Usuli Müktesep Hak

Usuli kazanılmış hak, görülmekte olan bir davada taraflardan birinin ya da mahkemenin yapmış olduğu bir usul işlemi ile yanlardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakka usule ilişkin kazanılmış hak denilmektedir.

Usül

Bir kimsenin kendisinden geriye doğru kan bağı olan kimseler, ana, baba, dedeleri ve nineleri., yukarıya doğru devam eden üst soy hısımlar.

UYARMA

İkaz, ikaz etme, dikkatini çekme. Bir tür idârî disiplin cezasıdır.

Uygulama imar plânı

Onaylı halihazır haritalar üzerinde, varsa kadastral durumu işlenmiş olarak, nazım imar plân esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzeni, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama plânlarına esas olacak u.

Uyrukluk

Şahısları veya şeyleri devlete bağlayan hukuki ve siyasi bağdır.

Uyuşmazlık

İki tarafın bir konu üzerinde farklı görüşlere sahip olmasından ortaya çıkan anlaşmazlık.

Uzatılmış mal ortaklığı

Evlilik birliğinin, eşlerden birinin ölümüyle son bulması halinde, sağ kalan eşin, ölen eşin çocuklarıyla birlikte devam ettirdiği mal ortaklığı rejimi.

Uzlaşma

Anlaşma, bir ihtilafın sona erdirilmesi, sulhlaşma, sulh olma.

Ü

Ücret-i Vekalet

Emeği karşılığı avukata ödenen vekalet ücreti.

Üçüncü şahıs

Bir sözleşmenin, davanın veya icra takibinin taraflarından olmayan kişi.

Üst hakkı

Taşınmaz malikinin, bir başkasına, arsasının üstünde ya da altında inşaat yapma veya mevcut inşaatı koruma (ona sahip olma) yetkisi verdiği irtifak hakkı.

Üst Soy- Alt Soy Kan Hısımlığı

Ebeveyn- çocuk ilişkisine bağlı hısımlıktır. Anne, baba üst soy iken, çocuk ve torun alt soydur.

V

Vabeste

Bağlı.

Vacibürriaye

Bağlayıcı, riayet edilmesi (uyulması) zorunlu.

Vade

Belirlenen süre, borcun ödeme zamanı, ifa zamanı. Ecel, ölüm, ölüm olayı.

Vaid

İleride gerçekleştirilecek bir şeye dair söz vermek.

Vakar

Ağırbaşlılık,kişinin bulunduğu makamına uygun bir ciddiyet göstermesi.

Vakf

Tecvidde, durmak ve durdurmak mânalarına gelerek, nefesle beraber sesin kesilmesine denir. Yâni: Kur’an-ı Kerimi tilâvet ederken herhangi bir kelime üzerinde bir müddet sesi kesip, nefes alarak dinlenme halidir.

Vakfiye

Vakfedenin vakfa ilişkin bildirimini ve hakimin tescilini kapsayan belge.

Vakıa

Olay, gerçek, olgu. Vuku’: Düşüş. Başa gelen, çatan büyük iş.

Vakıf

Tesis; başlı başına bir varlığı bulunmak üzere bir malın belirli amaca tahsisi.

Vakıf senedi

Vakfın adı, amacı, bu amaca özgülenen mal ve haklar, vakfın örgütlenme ve yönetim şekli ile yerleşim yerinin yazılı olduğu belge.

VÂKİ

Vuku bulan,olan,olmuş.

Vaki (vâki)

Bir şeyi ıslah edip düzene sokmak, himaye etmek, bir şeyi korumak, görüp gözetmek.

VALÖR

Bankacılıkta, faizin fiili olarak hesabına esas alınan tarihe VALÖR denir. Bankadan çekilen para için aynı günün, yatırılan para için tahsil edilen tarihi izleyen ilk iş günü VALÖR olarak kabul edelir.

Varaka

Belge; yazılı kağıt.

Varant

Rehin senedi; umumi mağazaya tevdi edilen mallara ve tahıla ilişkin rehin hakkını gösteren ve bu mallar üzerinde herhangi bir alacaklı yararına bu hakkın yaratılmasını sağlayan senet.

Vareste

Kurtulma, kurtulan, yoksun tutma, ilişiğinin kalmaması. Mahkemedeki duruşmalara gelme mecburiyetinin kalmaması.

Varîd

Gelen; vasıl olan; gerçek olan; varolan.

Vâridât

Gelirler; devlet(kamu)gelirleri.

Vâris

Mirasçı.

VARİT

Gelen, bir yere ulaşan, meydana gelen, ortaya çıkan.

Vasıl olmak

Ulaşmak, erişmek.

Vasi

Kanunun öngördüğü durumlarda, küçük veya kısıtlı kişilerin haklarını korumak üzere mahkeme tarafından atanan kanuni temsilci.

Vasiyet

Kişinin sağlığında tek taraflı irade açıklaması ile yaptığı ölüme bağlı tasarruf.

Vatandaşlık

Bir hakiki şahsı bir devlete bağlayan hukuki bağdır.

Vaveyla

Çığlık , feryat, bağırış.

Vaz’

Koyma; konulma (yürürlüğe koyma)

Vazıülyed

1.Bir şeye veya bir işe el koyan kimse. 2.Bir şeyi elinde bulunduran kimse.

Vazıyed etme

Bir şeye veya bir işe el koyma.

Vaziyet

Durum; hal.

Vecîbe

Borç.

Veçhe

Yön, taraf.

Veçhile

(Bu) yönden; böylece; uyarınca.

Veda

Ayrılma, allah’a ısmarladık deme, bırakma, sonverme.

Vedia

Saklama.

Bir kimseye, bir şeyin korunması ve gereğinde geri verilmesi için bırakılan eşya, emanet.

Vefa hakkı

Hak sahibine, sattığı şeyin mülkiyetinin kararlaştırılan bedel karşılığında tekrar kendisine devrini, tek taraflı irade beyanı ile isteme yetkisi veren hak.

Vehle

Öncesi; baş tarafı; dakika; an.

Vehle-i ûlâ

İlk başlangıç; birdenbire.

Vekâlet

Vekillikte bulunma, birisini temsil etme. Başkası nâm ve hesabına bir sözleşmeyle temsil eden kimse. Bakanlık, nâzırlık, icra organında görev alan ve belli işleri yürüten kişinin makamı. Bk md. 386 vd.

Vekalet Sözleşmesi

Kişinin, bedelli veya bedelsiz olarak, bir işi yürütmeyi veya yerine getirmeyi başkası adına üstlendiği sözleşme.

Vekaletname

Vekil bırakanın vekiline yazılı olarak verdiği temsil belgesi. Genelde noterlerce düzenlenen ve hangi konularda ne şekilde müvekkili temsil edeceğini gösteren yazılı belge.

Vekil

Nâzır, bakan. Bir kimseyi vekâlet sözleşmesi ile temsil eden. Başkası nam ve hesabına hareket eden ve bir kısım işler yapan.

Velayet

Ana ve/veya babanın, reşit olmamış çocukları üzerindeki (kanundan doğan) eğitim ve terbiye hak ve yetkisi.

Veled

Çocuk, erkek veya kız çocuğu için kullanılır. Halk arasında çoğu kez erkek çocuğu içindir.

Velev

Olsa bile; hatta; ister; isterse.

Veli

Velayet hakkına sahip bulunan ana ve/veya baba.

Veraset

Mirasçı olma, soya çekim, bir kimsenin kendi atasına çekmesi.

Veraset ilamı

Ölen bir kimsenin mallarına kimlerin ne miktar ve ne nisbetle mirasçı olacağını gösteren mahkeme kararı.

Veraset ve intikal vergisi

Ölenin vârislerine kalan mal ve paradan alınan vergi.

Verese

Mirasçılar.

Vergi Mükellefi

Mükellef, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettübeden gerçek veya tüzel kişidir.

Vergi Sorumlusu

Verginin ödenmesi bakımından, alacaklı vergi dairesine karşı muhatap olan kişidir.

Vergi Tarhı

Vergi alacağının kanunlarında gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi dairesi tarafından hesaplanarak bu alacağı miktar itibariyle tespit eden idari muameledir.

Vergi ziyaı

Vergi kaybı. Vergi mükelleflerinin, işlemlerde yaptıkları eksiklikler ve gecikmeler sebebiyle vergi kaybına neden olması, vergi kaçırmaya girişmesi.

Vergi ziyai

Mükellef veya sorumlu tarafından görevlerin yerine getirilmemesi nedeniyle, verginin hiç tahakkuk etmemesi, zamanında tahakkuk etmemesi, eksik tahakkuk etmesi veya verginin haksız yere geri ödenmesine neden olunmasıdır.

Vergide adalet ilkesi

Herkesin mali gücüne göre vergiye tabi tutulmasıdır.

Vergide Usulsüzlük

Vergi kanunlarının şekle ve usule müteallik hükümlerine riayet edilmemesidir.

Verginin İdarece Tarhı

Mükelleflerin verginin tarhı için vergi kanunları ile muayyen zamanlarda müracaat etmemeleri veya aynı kanunlarla kendilerine tahmil edilen mecburiyetleri yerine getirmemeleri sebebiyle zamanında tarh edilemiyen verginin kanunen belli matrahlar üzerinden idarece tarh edilmesidir.

Verginin Tahakkuku

Tarh ve tebliğ edilen bir verginin ödenmesi gereken bir safhaya gelmesidir.

Verginin Tahsili

Kanuna uygun surette ödenmesidir.

Vesait

Vasıtalar; araçlar.

Vesayet

Küçük veya kısıtlıların haklarının korunması amacıyla özel hukuk tarafından düzenlenen ve bir kamu hizmeti niteliğini taşıyan kurum.

Veto

Bir yetkinin, bir yasanın, bir kararın yürürlüğe girmesine karşı çıkma hakkı. Reddetme.

Vezâif

Vazifeler; görevler.

Vezaif

Vazifeler.

Vicahî

Yüze karşı; tarafın yüzüne karşı.

Vicahi

Yüz yüze olan veya yapılan.

Victimiloji

Mağduroloji, suçları mağdurun bakış açısından inceleyen, kriminoloji içindeki disiplindir.

Vikaye

Koruma.

Voli

Balıkçının bir yere, denize balık ağı sermesi. Buraları kamunun ortak yerleridir. Balık ağının serpildiği yerler. Kısa yoldan kâr ve kazanç sağlama.

Vuku bulmak

Olmak; oluşmak; meydana gelmek.

Vukuat-ı mahal

Olay yeri.

Vuzuha kavuşmak

Açıklığa kavuşmak.

Vücut bulmak

Doğmak; yapılmış olma.

Vürud

Vârid Olma, Gelme, Bir Evrakın Varması Gereken Yere Ulaşması, Gelmesi.

Y

Yabancı

Bir devletin ülkesinde oturan ve o devletin uyruğunu iddia etmek hakkı olmayan kimselerdir.

Yafta

Üzerine asıldığı veya yapıştırıldığı şeylerle ilgili bir bilgi veren yazılı kâğıt parçası.

Yalamuk

Çam ağacının reçineli kabuğu; soymuk.

Yalan

Gerçek olmayan uydurma söz.

Yan Soy Hısımlığı

Biri diğerinden gelmeyip de, ortak bir kökten gelenlerdir. Kardeş, dayı, amca, hala vs. yarı soy hısımlarıdır.

Yandal

Yandal eğitim, üniversitenin bir lisans programına kayıtlı olan bir öğrencinin, bilgisini artırmak amacıyla ikinci bir lisans programından ders almasıdır.

Yapı

İmar hukukunda karada ve suda, sürekli veya geçici, resmî veya özel yeraltı ve yerüstü inşaatı ile bunların ilave, değişiklik ve tamirlerini içine alan sabit ve hareketli tesisler.

Yapı alacaklısı ipoteği

Bir yapıyı yapanların, o yapıdan doğan alacaklarını teminat altına almak için koydurdukları gayrimenkul rehni.

Yapı kullanma izni

İskân belgesi.

Yapı malikinin sorumluluğu

Bir binanın veya diğer yapı eseri malikinin, bunların çürük yapılmasından veya korunmasındaki kusurundan dolayı sorumlu tutulması.

Yapı ruhsatı

İnşaat izni; inşaat ruhsatı.

Yargı

Hukuk kurallarının bağımsız ve tarafsız mahkemelerce belli bir olaya uygulanmasıdır.

Yargıç

Hakim.

YARGITAY

Temyiz mahkemesi, bir üst derece mahkemesidir. Hukuk ve ceza mahkemelerinden verilen kararların denetim mercii. Hukuk ve cezâ dairelerinden oluşur. Her daire bir başkan ve en az dört üyeden ibârettir. Askerî ceza yargısında ise bu mahkeme askerî yargıtay.

Yayım

Kitap, gazete vb. okunacak şeylerin basılıp dağıtılması, neşir.Yayma işi.

Yayın

Basılıp satışa çıkarılan kitap, gazete vb., neşriyat.

Yayla

Çevresi dik bayırlarla çevrili, düz ve yüksek yer; genellikle yüksek platolarda yer alan, insanların serinlemek ve hayvanlarını otlatmak için yaz aylarında gidip kaldıkları yer.

Yaylak

Bir veya birkaç köy ya da beldeye, ayrı ayrı veya ortak olarak, yaz mevsimini geçirmeleri ve hayvanlarını otlatmaları için tahsis edilen veya öteden beri bu amaçla kullanılagelen arazi. hayvanların yayılıp otlamasına uygun yer; otlak.

Yazanak

Rapor.

Yed

El ;elinde bulundurma.

Yed’i istirdat

Mal üzerindeki yitirlmiş egemenliği, tasarruf gücünü geri almak, yeniden ele geçirmek.

Yediemin

Uyuşmazlık konusu şeyin saklanması ve idaresi kendisine verilen kişi; güvenilir kişi; yediadl.

Yedinde olmak

Tasarruf etme yetkisinde olmak.

Yeknesak

HER TARAFI DÜZ, TEK DÜZE, BİR İHTİLAF VE PÜRÜZ BULUNMAYAN YAPI TEK DÜZEN, BİR PARÇA HALİNDE OLUP KARIŞIK OLMAYAN.

Yekûn

Toplam.

Yeni arazi teşekkülü

Kimsenin mülkiyetinde olmayan yerlerde birikme, dolma, kayma ya da kamunun malı olan akarsuların yatak veya seviyelerinin değişmesi gibi olaylarla oluşan toprak parçası.

Yeniden değerleme

Vergi matrahının hesaplanmasıyla ilgili ekonomik kıymetlerin takdir ve tespiti; paranın değer kaybı gözönüne alınarak, bilançolardaki stoklar, sabit varlıklar gibi kalemlerde düzeltmeler yapılması.

Yerindelik Denetimi

Üst bir birimin altta bulunan bir birimin yapmış olduğu eylem ve işlemlerin yerinde olup olmadığına karar vermesidir.

Yerleşme alanı

İmar Plânı sınırı içindeki yerleşik ve gelişme alanlarının tümü.

Yeşil alan

Şehir imar plânlarında toplumun yararlanması için ayrılan ve üzerinde inşaat yapılması mümkün olmayan ve ileride veya şimdiden park, çocuk parkı vb. hizmet alanı olarak ayrılmış alan.

Yetkinlik Belgesi

Ruhsat.

Yokluk

Keen-lem-yekûn, sanki hiç olmamış. Mutlak butlan. Bir çeşit yaptırım türüdür. Emredici kurallara uymama durumunda bir kısım işlemlerin geçerli kabul edilmemesi. Meselâ resmî nikâhla evlenmeme, tapulu gayrı menkûlün el senediyle satışı gibi.

Yönetim planı

Kat Mülkiyeti Kanunu’na göre anagayrimenkulün yönetimini düzenleyici hükümler içeren ve bütün kat maliklerini bağlayan sözleşme.

Yönetmelik

Anayasanın 123. maddesinde tarif edildiği şekliyle; Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin kendi görev alanlarını ilgilendiren konularda, kanunlara ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine aykırı olmamak koşuluyla çıkardıkları yazılı hukuk kurallarıdır.

Yürürlük

Mer’iyet, tatbikâta girme. Bir kanunun yayımından sonra pratiğe konulması. Bu da ya belirtilen tarihte olur ya da yayımından 45 gün sonra.

Z

Zabıt defteri

Eski hukukta, tapu sicili gibi kullanılan defter.

ZABIT KÂTİBİ

Mahkemelerde duruşma zabıtlarını tutmak ve öteki yazı işlerini yürütmekle görevli adliye memuru.

Zabıt katibi

Adliyelerde, mahkemelerde veya diğer yargı kurumlarında çalışan bir kamu görevlisidir. Temel görevi, duruşma salonunda yapılan konuşmaları ve alınan kararları yazmak, tutanakları düzenlemek, evrakları takip etmek ve diğer yazılı işleri yerine getirmektir.

Zabıtname

Tutanak.

Zahir

Açık.

Zâhire

Yiyecek; gerektiği zaman harcanmak üzere ambarda saklanan hubûbat.

Zâhirî

Görünen; görünüşte.

Zail

Zeval bulma; bitme.

Zaman-i rücu

Cayma akçesi, Pismanlik akçesi; Sözlesenlerden birinin sözlesmeden caymasi halinde diger tarafin alikoyma hakkina sahip oldugu miktar.

Zamanaşımı

Kanunda öngörülen ve belirli koşullar altında geçmekle, bir hakkın kazanılmasını, kaybedilmesini veya bir yükümlülükten kurtulmayı sağlayan süre.

Zamin

Bir şeyi tazmin eden; kefil.

Zanlı

Sanık, şüpheli.

Zannetmek

Sanmak, tahmini bilgilere dayalı olan görüşler.

Zarar-ı Has

Genel zarar.

Zaruret

Gereklilik, zorunluluk, sıkıntı.

Zaviye

Köşe, Anlayış, görüş, bakış açısı.

Zayi

KAYIP, YİTİK. ÇOĞULU ZÂYİÂTDIR. YİTİKLER, YOK OLANLAR, KAYBOLANLAR ‘.

Zecrî

Zorlayıcı, zorlayan, yasaklayan.

Zecri

Zorlayıcı, zorlayan, yasaklayan.

Zevâid (zevait)

Vakıfta gelirin dağıtılmasından sonra geri kalan.

Zeval

Son; bitim; nihayet; yok olma.

Zevciyyet

Kocalık,karılık; karı-kocalık; eşlik.

Zeyil name

Ek yazı, bir belgenin eki ve açıklaması niteliğindeki yazı.

Zımnen

Üstü kapalı bir biçimde, dolaylı olarak.

Zımnında

Dolayısıyla; için; olarak.

Zımnî

Üstü kapalı; açık olmayan.

Zımni

Açıktan olmayarak, dolaylı anlatım.

Zıya

Kaybolma, yok olma, bir şeyin elden çıkması.

Zihni kayıt

Bir kimsenin bilerek ve isteyerek, asıl iradesiyle uyuşmayan bir beyanda bulunması.

Zikretmek

Anmak; anılmak; bildirmek; belirtmek.

Zillet

Hor görülme, horlanma, aşağılanma, alçalma.

Zillyetlik

Sahibi olsun ya da olmasın, bir malı elinde bulunduran veya kullanan kişi.

Zilyedlik

Bir şey üzerindeki fiili hakimiyet.

Zilyet

Bir şeyi fiilen elinde bulunduran kişi; bir şeyde tasarrufta bulunan kişi; elmen.

Zilyetlik

Bir şey üzerinde fiili hakimiyet veya bi eşyayı fiili hakimiyet ve kudret alanı içinde bulundurma demektir.

Zimmet

Temellük mal edinme. Kurum ve kuruluşlarda çalışanlara veya para işleri ile uğraşan görevliye imza karşılığı teslim edilen para veya eşya. Bir kimsenin yasal olmayan yollardan üzerine geçirip ödemeye zorunlu olduğu para. Bir ticaret kuruluşunun borçlarının tümü.

Zina

Zina Bekar Biri İle Veya Evli Biri İle Girilen İlişki.

Zinhar

Sakın, asla.

Zinhâr

Sakın,asla.

Ziyade

Fazla; çok; aşırı.

Zuhulen

Sehven, yanlışlıkla, hata sonucu.

Zuhur

Ortaya çıkma, görünme, belirme, baş gösterme, meydana çıkma.

Zuhur etmek

Ortaya çıkmak; doğmak.

Zürriyet

Bireyin neslinden gelenler.

Aradığınız terim bulunamadı.